Bir Şeyler Musallat Oldu Bize
Son günlerde özellikle tweetlerdeki ifadeler bana Malcolm X filminde geçen anlamlı bir ifadeyi hatırlattı; “Söyleyecek sözleri olmayanlar küfreder!”
Rahmetli dedem iki aşiretin kavgasını yorumlarken kendi zamanını ve şimdiyi kıyaslamıştı; “bir tane midenin tokluğuna akşama kadar köle gibi çalışmaya razıydık... Hayvanların bariz özelliğidir (ki; aç ayı oynamaz sözü de burdandır) karınları tok olunca işleri kavgadır. Bunların da şimdi dertleri yok, karınları tok birbirleriyle uğraşıp duruyorlar. Zaman nasıl da değişti, mide dolu akıl saman…”
İyimser bir yaklaşım belki ama, sanki bize nazar değdi. Bazen baktığımız aynada kendi kendimizi nazar edebiliriz. Bu ülkenin uzağına değil, on yıl öncesine gitsek bugünkü duruma nazar değdiğini söyleyebiliriz. Övünmenin ve övülmenin zehrine hazırlıklı olmak gerekiyor demek ki.
Biz akıllı uslu çocuklardık. Sokaklarda çok oyun oynamaya fırsat bulamadığımızdan anne baba sıcaklığından ve onların bizi ne kadar dert edindiklerinden başka şey pek öğrenmedik.
Toprağın çocukları olmak farklıydı. Gıslavet ayakkabıların fakir ayakkabısı olduğunu bildiğimizden gururlanmayı hiç öğrenmedik. Soğan ve bulgur pilavının fakir yemeği olduğunu bildiğimizden kibir nedir bilmedik.
Telaşeli, yoğun yorgun hayat farklıydı. Yorgun olduğumuzdan kimseye yumruk atacak takatimiz yoktu. Sesimizi yükseltecek mecalimiz de…
Yüreğimizin dolu dolu gözlerimizden akması farklıydı. Ağlamanın kadınlara mahsus olduğunu bilmiyorduk. Ağlatırken kalbimizin çirkinleştiğini, ağlarken güzelleştiğini hissettiğimiz günler vardı. Hislerimiz vardı, gördüğü her kareden bir anlam çıkaran, rahatsız derin hislerimiz…
Sevgiyi ve simidi paylaştığımız günler farklıydı. Simidi paylaşmanın sevgiye açılmak olduğunu defalarca test etmiştik. Ve sevginin olduğu yerde saygı ve vefanın olduğunu da…
Sonra hanemize bir şeyler dadandı. Nefret kelimesi girdi hayatımıza, onlar şunlar, şucular ocular girdi. Gözlerimiz ‘izm’leşti, düşüncelerimiz sertleşti. Herkes farklı gelmeye başladı ‘BEN’ farklı. Hanemize bencillik, hased, kibir, iftira, ahlaksızlık gibi hislerimizi öldüren, iradelerimizi felç eden, duygularımızı donuklaştıran ‘şeyler’ dadandı.
Biz böyle değildik, böyle olmak için yeryüzünde değildik…
İnsana yeryüzünde en çok yakışan şey aşk ve sevda. Bunların içinde insanlığa dair her şey var. Ama sevda öyle tok karınlı hoppaların işi değil. Merhum A.Karakoçun dediği gibi hassasiyetle dikkatlice yürümek lazım. Ve tek başına değil;
“Sırattan incedir sevda köprüsü,
Beraber geçelim tut ellerimden…”
Bir şeyler musallat oldu bize, çok fena hastalandık, çok fena. Köyümüze dönmek artık mümkün değil. Artık toprağın üzerinde değil beton kaldırımlarda yürüyor, beton evlerde oturuyoruz. Bizi yumuşatacak toprak yok, elektriğimizi alacak çayır çimen yok; tek çare sevda.
Sevdanın olduğu yerde küfür olmaz, söyleyecek çok şey olur. Sevdanın olduğu yerde dertlere duyulan sevgi dolu iniltiler var, sevgi dolu. Sevdanın olduğu yerde küfür yok!





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.