Bir Devletlü Örneği: Fatih Sultan Mehmed

Devletlü kelimesi lügatlerde refah saadet ve nimet sahibi gibi anlamlara gelip Osmanlılarda vezir, müşir gibi üst rütbe sahiplerine verilen unvandır. Bu günlerde demokrasi şöleni yaşamaktayız. Milletimiz bu şölen sonrasında da devletlülerini belirleyecektir. Bu demokrasi yarışı oy alabilmek adına vaatlerin ilkesizliğin havada uçuştuğu etik değerlerin ayaklar altına alındığı bir hal aldı. Bu kadar popülist ve tüketime dönük belden aşağı yaklaşımların yoğun olduğu bir süreç de tarihimizden bir pencere aralayarak o dönemin örnek insanların hayatlarından kesitler bu güne ışık tutacaktır. İstanbul’un fethinin 558. Yıl döneminin bu süreçle örtüşmesi bu anlamda II. Mehmed’i öne çıkaran bir unsur oldu.
Osmanlı kaynaklarında kuşkusuz Fatih Sultan Mehmed ve onun devlet hayatının farklı yönleri hakkında bir çok şey bulmamız mümkündür. Ancak eskilerin, "kamil insan odur ki, düşmanı dahi onu takdir eden kişidir" sözünden hareket ederek, çağdaş bir batılının Sultan Fatihle ilgili değerlendirmeleri bu bağlamda daha anlamlı hale gelmektedir.
İstanbul’un fethinden sonra Venedik Cumhuriyetinin hizmetinde bulunan görevliler veya Avrupa’ya firar eden Ceneviz ve Venedik ile Yunanlı kişiler Türklerle ilgili yayınlara hız verdiler. Ayrıca söyleşilerinde Türklerin yaptıklarını ve hedeflerini anlattılar. Bunlardan Nicola Sagundino, 1456 yılında “Türklerin Menşei ve Hareketleri” adlı kitabı yazdı. Ayrıca o, 25 ocak 1454 tarihinde Papa Nicola V’den sonra Aragona kralı Alfonso V ile görüşerek bir nutuk neşretti. Nutkunda Nicola II. Mehmed’in fiziki ve akli durumunu şu şekilde tanıtır:“ Mehmed adındaki Türklerin kralı yirmi üç yaşındadır. Mizacı ve görünüşü kasvetlidir; orta boylu, çirkin değil hatta çizgilerinde tabii bir insanlık ve tatlılık görülüyor. Gerçi, Hristiyanlara karşı korkulu görünüşüne rağmen böyledir. Derin ve kıvrak bir zekası var” II. Mehmed’in iktidara geçer geçmez yaptığı çalışmaları da “Filvaki babasının ölümünden sonra iktidar koltuğuna oturduğu zaman tam yerinde bir deyimle krallığının her bir durumu hakkında çok iyi malumat sahibi bulunduğunu ispat etti. Divan ile hükümet işlerinin nasıl bir idare içinde yürütüldüğüne dikkat etti. Tehlikeli veya çok az faydalı gördüğü çok şeyi iyileştirdi ve tasfiye etti, bunları düzelti. Ve diğerlerini daha iyi seviyeye getirdi. Yenilerini yaratırken nelerinde muhafaza edilmesi lazım geldiğini de ortaya koydu” cümleleriyle özetler.
Bugün ki seçileceklerde aranması gereken nitelikleri ve siyasi arenadaki oyuncuların oyunlarını ortaya koyarcasına bu batılı yabancı Sultan Fatih’in yaşam biçimi, düşünce dünyası, siyasi ve eylem yönünü de şöyle özetler: “Onun yaşayış tarzı ve davranışı bir asilzade hükümdardan beklenen itidallik ve sofuluk gibi görünmez, ayrıca kendisinin henüz çok genç bir yaşta bulunması hislerine kuvvetlice düşkün bir tabiatı olmasına yol açdı. Bir kralın emrine verilen malzeme kadar yardakçılar ve aracılar kadar onun zevklerini tatmin edecek fitneciler ve kışkırtıcılarda karışırlar. Ve sonunda da kanunu daha doğrusu kargaşayı yaratma kolaylığı bulurlar. O bir an için kanaatkar ve mutedil davranışları olan biri sayılır. Zannıma göre özellikle lükse ve cismani zevklere veya sofraya düşkün değil ava gitmeğe kuş vurmağa gitmez, raks veya şarkı ile ilgisi yoktur. Açık saçık hikayeler ve maskaralıklardan hoşlanmaz, halkın alışkanlığı doğrultusunda ziyafetlere veya şarap partilerine katılmaz, daima bir şey yapar veya bir şeyi kafasında geliştirir, her zaman hareket halindedir., çok ani verdiği kararları ve inanılmaz bir kesinlikle ya düşünür ya karar verir veya hemen tatbikini ister....., ne kendisi nede hayatı için çok kere tasarrufta bulunmaz ve vaziyet gerektirir ise ve mutlaka kendisinin bulunması kaçınılmaz durumlarda padişah bile olsa koşar, adım demiyorum hatta uçar gibi gider bir tek manide seyahat zorluğu ve kötü hava şartlarının belirmesi bir sel felaketi veya geçit vermez bir dağa rastlaması onu hiç bir şekilde isteğinden vaz geçirmez. Ne soğuktan ne sıcaktan takatsizlik hisseder, açlıkta duymaz susuzlukta tesir etmez. Her zaman için idare etmeğe vazifelidir denebilir. Çok ve böyle büyük şeyler ararken edebiyat ve felsefe ile de meşgul olmak istiyor. Yanında çok geniş bir bilgisi olan bir Arap filozof var. Ve bu zat her gün belirlenen bir saatte yanına yaklaşmağa mezundur. Ve Alaka çekici bir şey okuma hakkı da vardır. Yanında bulunan mütehassıs tabiplerden biri Latin diğeri de Yunanlıdır. Bunlarla çok samimi bir ilişki içine girdi ve vasıtası ile eski çağ dönemi tarihini öğrenmek istedi. Bu arada Ispartalılar, Atinalılar, Romalılar ve Kartacalılar ve diğer krallarla alakadar olmakla kalmadı fakat kendisine Makedonyalı İskender ile Sezarı taklit etmek için tercihte bulundu. Ve Onların yaptıkları seferleri kendi lisanına tercüme ettirdikten sonra okumaktan ve dilemekten çok hoşlandı”.
Buradaki verilerden de anlaşıldığı gibi karşımıza, kendini disipline eden, sürekli yenileyen dünyaya açık bir o kadarda köküne ve halkının değerlerine bağlı üretken ve çalışkan bir devletlü portresi çıkmaktadır. Nitekim bu yabancı onun ileriki projesi ile ilgili olarak “Atalarından kendisine kalan çok geniş arazilerin sınırları artık kendisini memnun etmiyor. Şanını ve şöhretini yaymak niyetinde ve Hristiyan ülkelere de büyük bir arsızlıkla saldırmak ve ele geçirmek de niyetleri arasındadır. Bu hırsını gerçekleştirmek için her türlü düşünce ve kararını bunlara teksif ediyor. Bununla ilgili her türlü malzemeyi de yığdırıp hazırlıyor. Piyadelerden oluşan ordular, ve gemi adamları topluyor, bazı güçlü kehanetler ve ön yargılara göre ona İtalya krallığı, Roma şehrinin de fethi vaadi verilmişti; Söylediğine göre Kostantin’in bu şehri gökten kendisine teslim edilmiş ve bunun esas mahallide Kostantinopolis değil fakat gerçektende Roma şehridir”(1) kaydı da düşmektedir.
Sonuç olarak gerçek devletlü bütün insanların kabulüne ve takdirine mazhar olabilmektir. Bizlere düşen ise bu tür devletlüleri seçebilmektir. Böylece Düşman dahi diyecek bir söz bulamaz da, takdir eder, tebrik eder... Bu fazilet sahibi insanın yarınki seçilecek olan devletlülere örnek olması dileğiyle..
---------
(1) Agostino Pertusi, İstanbulun Fethi, İstanbul 2006,s.60-66 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Arşivi