Beyaz çoraplı sevdalar
Bir elinde tesbih diğer elinde şiir kitabı oturdu masaya. Beklemeye başladı sevdiğini. Beklerken bir iki dize okumak için kitabı açtı. Cemal Süreya’nın Üstü Kalsın kitabıydı elindeki. Şiiri hiç sevmezdi. Şunu al belki lazım olur demişti ve eline tutuşturmuştu bir arkadaşı. Niye lazım olsundu ki. Erkek adamın sözleri yetmez miydi? Bir bildiği vardır dedi ve okumaya başladı. “Kırmızı bir kuştur soluğum/Kumral göklerinde saçlarının.” Anlayamadı. Tekrar okudu. Kumraldı sevdiği. Kullanabilirdi bunu. Dizelerin arasına dalmıştı çoktan. Onun geldiğini fark etmedi bile.
**
Çok heyecanlıydı. Ne giysem acaba diye düşünüyordu günlerdir. Kızların en büyük derdi buydu zaten. Bıkmıştı artık düşünmekten ve evden çıkarken üzerine bir şey geçirivermişti. Dış görünüşe önem vermiyordur belki diye düşünerek. Hadi veriyorsa? Olsun. Ben vermiyorum o da vermesin dedi kendi kendine. Olduğu gibi davransın bana gerisi önemli değil dedi. Otobüs olduğundan kalabalıktı herkes bu günü seçmişti dışarıya çıkmak için herhalde. Geç kalacağım diye düşündü ama zamanında gelmişti. Girdi kafeye. Onu aradı gözleri. İşte orda oturuyordu. Bir şey okuyordu. Yanına yaklaştı. “Merhaba” dedi.
“Merhaba” diyebilmişti sadece. Onu karşısında görünce nutku tutulmuştu. Kelimeler uçup gitmişti aklından. “Otur” dedi bir süre sonra. Ayıp ettiğini düşündü. Halini hatırını sordu. Havadan sudan konuştular. Ama bir sıkıntı vardı sanki. Devam etmiyordu konuşma. Araya sürekli susuşlar giriyordu. Yine öyle bir susuştan sonra “Gözlerin ne güzel” deyiverdi. Nereden çıkmıştı şimdi bu? Ellerini koyacak yer bulamadı. Terledi. Bir çuval inciri berbat ettiğini düşündü. Ama hayır sanki hoşuna gitmişti sevdiğinin. Gülümsemişti. Küçük harflerle bir şeyler fısıldamıştı. Anlamadı.
Uzunca bir süre ayakta bekledi. Nihayet “otur” komutu gelmişti. Oturdu, heyecanına verdi. Konuştular bir süre. Sorulara kısa cevaplar verdi. Gülmemeye çalıştı hatta zorladı biraz kendini. Susuyorlardı çoğu zaman. Konuşacakları bitmişti sanki. Bu kadar mı diye düşündü. Konu açmak istedi fakat arkadaşı karşına alıp tembihlemiş, “Bırak konuları o bulsun. Konuşmak istemiyormuş gibi davran” demişti. O bunları düşünürken karşısındaki bir şey söyledi aniden. Şok oldu. Ne yapacağını bilemedi. Gözleri çok güzelmiş. Yanlış anlamadıysa öyle demişti. Yok artık, dedi içinden. Öyle bir şey olamazdı. Güldürmüştü bu onu. Dudaklarından da bir şeyler döküldü. “Yine de teşekkür ederim.”
**
Nasıl yani hoşuna gidiyor muydu böyle sözler? Gülmüştü işte. Gülmesi hoşuna gittiği anlamına gelmezdi ki. Yine de böyle düşünmek istemedi. Kitapta okuduğu ve aklına takılan birkaç dize daha söylese miydi bilemedi. “Yağmurun yağması iyidir” dedi. Nasıl? Yağmur yağmıyordu ki dışarda. Durumu düzeltmeliydi. “Bir mısra daha söylesek sanki her şey düzelecek” bu da neydi şimdi? Kendisine inanamıyordu. Bunlar kendi sözleri değildi ki. “Gözlerimin gemileri kuş istiyor” E bundan ona ne. Susması gerektiğini düşündü. Çünkü yüzü düşmüştü sevdiğinin. Kendini uçurumdan atmak istedi. Başını öne eğdi.
Al işte yapmacık tavırlar, o kitaptan sözler. Beni etkilemeye çalışıyor. Kendisi olsa işe yarardı. Sözlere bakmıyorum ki ben. Gözler daha önemli. Düşünceleri böyleydi. Saçmalıyordu üstelik. Anlamsız şeylerdi söyledikleri. Kendi cümleleri olsa, yüreğinden akıp gelse ne söylediğinin hiç önemi olmazdı. Bu tür şeylerden hiç hoşlanmazdı. Canı sıkılmıştı. Yüzü düştü. Yerden toplayamadı. “Kalksak?” dedi.
**
“Otursaydık biraz daha, gözlerine doyamadım. Ellerini biraz daha seyretsem? Saçlarının arasında uyusam azıcık? Gamzene düşsem, bir ömür boyu orda kalsam?” diyemedi. Olur, dedi. Aklında bir dize kalktı yerinden. “Şimdi sen kalkıp gidiyorsun, git!”
Ağır ağır kalktı yerinden belki “biraz daha” der diye. Ama yok demedi. O da gitmeyi istiyor demek ki diye düşündü. Ardında hayaller bırakarak çıktı ve gitti.





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.