AGD Konya'dan Azerbaycan'a kardeşçe çağrı
Azerbaycan hükümetinin, öğrencilerin ve personelin okullarda başörtüsü takmasını dolaylı olarak yasaklama kararı protestolara yol açtı. Türkiye’den duruma tepki geldi. Bazı okullarda başörtülü öğrenci ve öğretmenlerin içeri alınmadığına ilişkin görüntüler sosyal medyada geniş yankı uyandırdı.
KARA’DAN AZERBAYCAN’A KARDEŞÇE ÇAĞRI
Anadolu Gençlik Derneği (AGD) Konya Şube Başkanı Durmuş Ali Kara, tepki çeken uygulamaya ilişkin açıklama yaptı. Durmuş Ali Kara, “Bu satırlar bir millete akıl vermek, bir devletin egemenliğini sorgulamak veya Azerbaycan'ın kendi tarihini, kültürünü ve yönetim tercihlerini dışarıdan yargılamak amacıyla yazılmamıştır. Bu çağrı, devlet ile insan, otorite ile özgürlük, millî birlik ile bireysel vicdan arasındaki kadim ilişkinin yeniden düşünülmesi için kardeşçe kaleme alınmıştır. Azerbaycan, tarihî hafızası, kültürel birikimi, edebiyatı, müziği ve toplumsal dayanışmasıyla kendine özgü bir kimliğe sahiptir. Böyle bir ülkenin geleceği üzerine konuşmak, yalnızca bugünkü politikaları değil, gelecek nesillere nasıl bir toplum bırakılacağını da düşünmeyi gerektirir” diye konuştu.

‘DEVLETİN GÖREVİ HAKLARI GÜVENCE ALTINA ALMAKTIR’
Bir devlet, vatandaşlarının farklılıklarını sınırlandırarak mı güçlenir, yoksa bu farklılıkları adalet içinde yaşatabildiği ölçüde mi güç kazanır? Sorusunu ileten Kara, “Devlet, insanın vicdanından daha büyük değildir! Devletin görevi düzeni korumak, hakları güvence altına almak ve toplumun ortak geleceğini inşa etmektir. İnsan yalnızca bir nüfus kaydı, bir vatandaşlık numarası, bir öğrenci veya bir kamu çalışanı değildir. İnsan; düşünen, hisseden, inanan, sorgulayan ve hayatına anlam vermeye çalışan bir varlıktır. Arzın halifelisidir. İnanç da bu varoluşun önemli boyutlarından biridir. Bir insanın inancı hayatında hiçbir karşılık bulmayacaksa, onun için inancın anlamı ne olacaktır? İnsan inancını yalnızca içinde saklayacak, onu davranışlarına ve yaşam biçimine yansıtamayacaksa, kendisinden istenen şey gerçekten özgürce inanmak mıdır, yoksa inancını görünmez kılmak mıdır? Elbette hiçbir inanç, başkasının temel haklarını ihlal etme yetkisi vermez. Fakat başkasının hakkını ihlal etmeyen bir insanın inancını görünür biçimde yaşaması da sırf farklı olduğu için bir tehdit olarak değerlendirilmemelidir. Devlet, insanın neye inanacağına karar veren değil, insanın vicdan özgürlüğünü koruyan kurum olmalıdır” ifadelerini kullandı.
‘LAİKLİK, FARKLILIKLARI BASTIRMANIN ARACI OLMAMALI’
“Laiklik, farklılıkları bastırmanın değil, hakları güvence altına almanın aracı olmalıdır” diyen Kara, şunları söyledi: “Laiklik, devletin dinî bir inancı bütün vatandaşlara dayatmamasını ve kamu gücünü belirli bir dinin üstünlüğünü sağlamak için kullanmamasını amaçlayan bir ilke olarak yorumlanabilir. Ancak burada önemli bir ayrım bulunmaktadır. Devletin tarafsızlığı, vatandaşların inançlarını görünmez kılmak zorunda olduğu anlamına gelmez. Devletin belirli bir dini dayatmaması ile vatandaşın kendi dinini yaşamasını engellemesi aynı şey değildir. Bir öğrencinin başörtüsü takması, tek başına eğitim ortamının düzenini bozduğu anlamına gelmez. Böyle bir kısıtlama getirilecekse, bunun somut bir ihtiyaca dayanması, hukuki bir temele sahip olması ve temel haklara ölçüsüz müdahale etmemesi gerekir. Laiklik adına inançsızlığı zorunlu bir kamusal görünüm hâline getirmek de din adına bütün vatandaşlardan aynı yaşam biçimini beklemek de bireyin özgürlüğü bakımından sorunludur. Azerbaycan'ın laik devlet anlayışı, vatandaşlarının dinî özgürlükleriyle birlikte ele alınmalıdır. Çünkü devletin tarafsızlığı, ancak farklı inançlara sahip insanların eşit haklarla yaşayabildiği bir düzende anlam kazanır.”

‘BİRLİK, HERKESİN BİRBİRİNE BENZEMESİ DEĞİLDİR’
Durmuş Ali Kara, “Millî birlik, devletlerin haklı olarak önem verdiği değerlerden biridir. Ortak bir dil, tarih, kültür ve vatandaşlık bilinci toplumların dayanışmasını güçlendirebilir. Ancak birlik ile tek biçimlilik birbirine karıştırılmamalıdır. Aynı ülkede yaşayan insanların aynı biçimde giyinmesi, aynı şekilde düşünmesi veya aynı inanç anlayışını benimsemesi gerekmez. İnsanları bir arada tutan şey, bütün farklılıkların ortadan kaldırılması değil, ortak yaşamın adil kurallarına duyulan güvendir. Bir ağacı düşünelim. Ağacın dalları farklı yönlere uzanır; her dal aynı biçimde büyümez. Fakat kökleri sağlam olduğunda bu farklılıklar ağacın bütünlüğünü bozmaz. Toplum da böyledir. Bir vatandaş başörtüsü takar, diğeri takmaz. Biri ibadet eder, diğeri etmez. Biri dinî bir hayatı benimser, diğeri farklı bir düşünce dünyasında yaşar. Bunlar, kendi başlarına, aynı ülkeye ait olma duygusunu zayıflatmak zorunda değildir. Asıl mesele, herkesin adil vatandaşlık temelinde buluşabilmesidir. Birliğin bedeli, vatandaşın kimliğinden vazgeçmesi olmamalıdır” dedi.
‘EĞİTİM, FARKLILIKLARI CEZALANDIRMA ALANI DEĞİLDİR’
“Bir ülkenin geleceği okullarında yetişen çocukların ve gençlerin elindedir” diyen Kara, “Eğitim kurumları yalnızca bilgi aktaran yerler değil, aynı zamanda adalet, sorumluluk ve birlikte yaşama kültürünün öğrenildiği alanlardır. Bir öğrenciye, dinî kimliğini görünür biçimde taşıdığı için eğitim imkânlarının sınırlandırılması, yalnızca o öğrencinin hayatını etkilemez. Ailesinin devlete duyduğu güveni, arkadaşlarının adalet anlayışını ve toplumun eğitim kurumlarına bakışını da etkileyebilir. Eğitim ortamlarında elbette güvenlik, hijyen, pedagojik gereklilikler ve ortak kurallar bulunmalıdır. Ancak kuralların varlığı, her türlü kısıtlamayı kendiliğinden haklı hâle getirmez. Devletin kendisine sorması gereken soru şudur: Bir öğrencinin başörtüsü takmasını engellemek, hangi somut eğitim ihtiyacını karşılamaktadır? Aynı amaç, öğrencinin temel haklarını daha az sınırlayan bir yöntemle gerçekleştirilebilir mi? Bu sorular açık biçimde yanıtlanmadan uygulanan yasaklar, eğitimde fırsat eşitliği ve vicdan özgürlüğü bakımından ciddi kaygılar doğurabilir. Azerbaycan'ın gençlerinden beklediği şey, yalnızca kurallara uymaları değil; düşünebilen, sorumluluk alabilen ve ülkelerine güven duyan bireyler olarak yetişmeleridir. Bunun yolu da farklılıkları sorun kabul etmekten geçmez” şeklinde konuştu.
‘OTORİTE İLE TAHAKKÜM ARASINDAKİ ÇİZGİYİ KORUYUN’
Her devletin otoriteye ihtiyacı olduğunu söyleyen Kara, “Hukuk, kamu düzeni ve ortak sorumluluk olmadan toplumsal hayatın sürdürülebilmesi güçleşir. Ancak meşru otorite ile despotluk arasında önemli bir fark vardır. Meşru otorite, yetkilerinin sınırlarını bilir. Kendi kararlarını hukuk önünde savunabilir. Eleştiriyi düşmanlık olarak görmez. Vatandaşın itiraz hakkını devletin varlığına karşı bir tehdit olarak değerlendirmez. Tahakküm ise zamanla kendi iradesini sorgulanamaz hâle getirmeye çalışır. İtirazı sadakatsizlikle, farklılığı tehlikeyle ve itaati vatandaşlığın şartıyla özdeşleştirebilir. Bir devletin güçlü olması, vatandaşlarının sesini ne kadar susturabildiğiyle ölçülmemelidir. Devletin gücü, kendi yetkisini hukuk içinde kullanabilmesi ve yanlış yaptığında kendisini düzeltebilmesiyle de ölçülmelidir. Devletin büyüklüğü, vatandaşının karşısında ne kadar güçlü durduğuyla değil, vatandaşının hakkını korumak için kendi gücünü ne kadar adil kullandığıyla anlaşılır. Toplumsal güveni zedeleyen uygulamaları yeniden değerlendirin. Bir yönetim, bir uygulamanın millî birlik, laiklik veya kamu düzeni için gerekli olduğunu düşünebilir. Ancak yöneticilerin niyeti ile uygulamanın toplum üzerindeki etkisi her zaman aynı olmayabilir. Bir kuralın bazı vatandaşlarda dışlanmışlık hissi oluşturması, eğitim imkânlarını sınırlandırması veya belirli bir kimliğin kamusal alanda kabul edilmediği algısını doğurması mümkündür. Bu sonuçların ortaya çıkıp çıkmadığı, ne ölçüde yaşandığı ve nasıl giderilebileceği araştırılmalıdır. Azerbaycan yönetimine çağrımız, bu konuda vatandaşların, eğitimcilerin, ailelerin, hukukçuların ve sivil toplum kuruluşlarının görüşlerini özgürce ifade edebileceği bir değerlendirme sürecinin yürütülmesidir. Başörtüsüne ilişkin okul uygulamaları, din ve vicdan özgürlüğü ile eğitim hakkı bakımından yeniden incelenmelidir. Kısıtlamalar varsa bunların hukuki dayanakları, amaçları ve ölçülülüğü şeffaf biçimde ortaya konulmalıdır. Eğer bir uygulama temel hakları gereksiz yere sınırlıyorsa, onu değiştirmek devletin otoritesini zayıflatmaz. Aksine, devletin kendi kararlarını değerlendirebilme olgunluğunu gösterir” ifadelerini kullandı.

‘HİÇ KİMSE İNANCI NEDENİYLE BASKI GÖRMEMELİ’
“İnanç özgürlüğü yalnızca dindarların değil, herkesin hakkıdır. Bu çağrı, başörtüsü takmayan kadınların haklarını göz ardı etmemektedir. Tam tersine, inanç özgürlüğünün herkes için korunmasını savunmaktadır” diyen Başkan Kara, konuşmasını şu sözlerle sürdürdü: “Başörtüsü takan bir kadın, bunu kendi iradesiyle yapabilmelidir. Başörtüsü takmayan bir kadın da takmaya zorlanmamalıdır. Bir insan dinî inancını yaşayabilmeli; bir başkası hiçbir dine inanmamayı seçebilmelidir. Hiç kimse inancı veya inançsızlığı nedeniyle baskı görmemeli, aşağılanmamalı veya temel haklarından mahrum bırakılmamalıdır. İnanç özgürlüğü, yalnızca çoğunluğun inancını yaşama hakkı değildir. Azınlığın, farklı düşünenin ve toplumda daha az temsil edilen kişinin de özgürlüğüdür. Adaletin sınavı, yalnızca çoğunluğun taleplerinin karşılanmasında değil, çoğunluğun tercih etmediği insanların haklarının da korunmasında ortaya çıkar. Devlet ile millet arasındaki güveni koruyun. Devlet ile millet arasındaki bağ, yalnızca kanunlardan, resmî törenlerden ve ortak sembollerden oluşmaz. Bu bağın temelinde, vatandaşın kendisini o devletin eşit ve değerli bir parçası olarak hissedebilmesi vardır. Vatandaş, hakkı ihlal edildiğinde başvurabileceği bağımsız kurumların bulunduğunu bilmeli; farklı düşündüğünde dışlanmayacağından emin olabilmelidir. Aksi takdirde, devletin resmî düzeni ile toplumun vicdanı arasında mesafe oluşabilir. Bu mesafe her zaman açık bir çatışmaya dönüşmez. Bazen sessiz bir güvensizlik, kamusal hayattan uzaklaşma veya kurumlara duyulan inancın azalması biçiminde kendisini gösterir. Devletin sorumluluğu, yalnızca düzeni sürdürmek değil, bu düzenin vatandaşlar tarafından adil ve meşru bulunmasını sağlayacak koşulları oluşturmaktır. Bunun yolu eleştiriyi bastırmaktan değil, eleştirinin neden ortaya çıktığını anlamaktan geçer.”
AZERBAYCAN'IN GELECEĞİ İÇİN SOMUT BİR ÇAĞRI
Azerbaycan yönetimine değerlendirilecek adımları öneren Durmuş Ali Kara, şunları dile getirdi: “Azerbaycan yönetimine şu adımların değerlendirilmesini öneriyoruz: Okullarda ve diğer kamu alanlarında dinî kıyafetlere ilişkin uygulamaları temel haklar bakımından kapsamlı biçimde incelemek. Eğitim hakkını ve din-vicdan özgürlüğünü gereksiz yere sınırlayan düzenlemeleri kaldırmak veya yeniden düzenlemek. Kıyafet kurallarını somut eğitim, güvenlik ve kamu hizmeti ihtiyaçlarına dayandırmak; ayrımcı uygulamalardan kaçınmak. Öğrencilerin, ailelerin, öğretmenlerin, hukukçuların ve sivil toplumun görüşlerini kapsayan şeffaf bir istişare süreci yürütmek. Hak ihlali iddialarının bağımsız biçimde incelenmesini ve etkili başvuru yollarının kullanılabilmesini sağlamak. Dindar ve seküler vatandaşların birbirlerini tehdit olarak görmelerine yol açan kutuplaşmayı azaltacak, karşılıklı saygıya dayalı eğitim ve diyalog çalışmalarını desteklemek. Devletin tarafsızlığını, vatandaşların inançlarını görünmez kılmakla değil, bütün vatandaşların temel haklarını eşit biçimde korumakla güvence altına almak. Bu adımlar, yalnızca bir kıyafet meselesinin çözümüne değil, toplumun devlete duyduğu güvenin güçlenmesine de katkıda bulunabilir.”
‘DEVLETİN GÜCÜ ADALETLE ANLAM KAZANIR’
AGD Konya Şube Başkanı Durmuş Ali Kara, sözlerini şu şekilde tamamladı: “Sayın Azerbaycan yönetimi, Bir ülkenin birliğini korumak istemeniz anlaşılabilir. Kamu düzenini sürdürmek, ortak vatandaşlık bilincini geliştirmek ve ülkenin geleceğini güvence altına almak her devletin sorumlulukları arasındadır. Ancak bu hedeflere ulaşırken unutulmaması gereken bir gerçek vardır: Vatandaş, devletin varlık sebebidir; yalnızca devletin düzenine uyum sağlaması beklenen bir unsur değildir. Devlet insan için vardır. Hukuk insanın hakkını korumak için vardır. Eğitim, insanın gelişmesi için vardır. Millî birlik ise insanları birbirine benzetmekten ziyade, farklı insanların ortak bir geleceğe güvenle katılabilmesini sağlamalıdır. Bir insanın inancını yaşaması, tek başına ülkesine bağlılığının önünde bir engel değildir. Bir insanın farklı düşünmesi, onu toplumun dışına çıkarmaz. Bir vatandaşın hakkını araması, devlete düşman olduğu anlamına gelmez. Devletin meşruiyeti, yalnızca karar alma yetkisinden değil, bu yetkiyi hak ve adalet sınırları içinde kullanmasından doğar. Bir devlet, vatandaşının vicdanını kontrol etmeye çalıştığında kendi sorumluluk alanını aşma riskiyle karşılaşır. Buna karşılık vatandaşının vicdan özgürlüğünü koruduğunda, onun devlete duyduğu güveni güçlendirebilir. Hürriyetin korunduğu yerde sorumluluk, adaletin korunduğu yerde güven, farklılıkların korunduğu yerde gerçek toplumsal dayanışma gelişebilir. Azerbaycan'ın geleceği üzerine düşünürken dileğimiz, ülkenin hem güçlü bir devlet hem de bütün vatandaşlarının kendisini eşit ve özgür hissedebildiği bir toplum olma hedefini birlikte taşımasıdır. Çünkü bir milletin birliği, herkesin aynı görünmesinden değil, hiç kimsenin farklı olduğu için dışlanmayacağından emin olmasından doğar. Adalet, yalnızca çoğunluğun kabul ettiği insanı korumak değil; çoğunluğun anlamakta zorlandığı insanın hakkını da koruyabilmektir.”
Kaynak:Hamide Yıldırım




Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.