‘Adalet Ülkesi’nin Hikayesi
Bir zaman içerisinde, Allah (c.c.)’ın yer üstü ve yer altı kaynaklarıyla, insan gücü olarak, ilim, fen, teknoloji bakımından çok zengin kıldığı bir ülke vardı. Bu ülkenin ismi ‘Adalet Ülkesiydi’. Bu ülkedeki halk hep yaratışlarının gereği olan kulluk vazifelerine uygun yaşarlardı. Yaşamlarının bütün alanlarında yaratılış gayesine uygun davranırlardı. Ülkelerine, ülkenin ismi olan ‘Adalet’ hâkimdi. Sosyal yaşantıları barış, huzur, selamet ve güzellik üzerine kuruluydu. Aileler evlilik üzerine kurulur, insanlar haram, yanlış ilişkilerde bulunmazdı. Çevreye ve doğaya da çok önem verirler, korurlar ve zarar vermezlerdi. Bütün toplum kendisini değil ilk önce kardeşini düşünürdü, kendisi için istediğini kardeşi için de isterdi.
**
‘Adalet Ülkesi’nin halkı iktisadi hayatlarında da haksız bir alışveriş, meşru olmayan muameleler yapmazlardı. Emek harcayarak, alın terleriyle para kazanırlar, kimsenin hakkına tecavüz etmezler, hatta göz bile dikmezlerdi. Bir birlerine faizsiz borç veriyorlar, alışverişlerinde faiz uygulamıyorlardı. Adil ve faizsiz ekonomi bu ülkenin en temel ve en büyük serveti, hazinesiydi. İktisadi hayatları, refah seviyeleri gün geçtikçe yükseliyordu. Bu ülkede rüşvet, iltimas, adam kayırma, torpil vb. haksızlıklar olmazdı. Hakka ve hakikate uygun, kul haklarına titizlikle riayet ederek iş yaparlardı. Karşılıklı rıza, kardeşlik ve barış içerisinde yaşamlarını sürdürürlerdi. Cenab-ı Hakk'ın bir lütfu olan; ilim, fen, sanayi ve teknolojiyi de en iyi şekilde kullanırlar, en hayırlı işleri yaparlardı. Bu sebeple ekonomileri gittikçe, hızlı bir şekilde güçleniyor ve büyüyordu.
**
Ahireti, Cenab-ı Hakk’ın Rızasını; dünya hayatlarında, bütün toplum faaliyetlerinde üstün tutarlardı. Çünkü bu ülke inançlı bir ülkeydi, bu ülke Allah (c.c.)’a ve Peygamberine (s.a.v.) inanır ve inancının gereğini de yapardı, İslam’ı titizlikle yaşardı. Günlerden bir gün bu toplulukta bazı para sahibi insanlar düşman ülkelerin oyununa geldiler. Faizli bir sistem, borç- alacak ilişkisi kurmaya başladılar. Faizi doğru, güzel ve hoş göstermek için bunu mantıklarına uydurarak. Faiz; ‘Size kullanım karşılığı verdiğimiz paranın kirasıdır.’ ‘Biz tasarruf yaptık, sizlere ödünç veriyoruz, bunun gelirini alıyoruz.’ ’Sermayemizin karşılığı olarak aldığımız ücret!’ diyerek, faiz sistemine dayalı bir ekonomik düzen uygulamaya koydular. O bir grup doğrudan sapan insanlar çok zengin oldular öyle ki halk ismini bile duymadığı rakamları onların servetinin değerinde duyar oldu.
**
Artık kendilerinin refahını artıran Karzı Hasen, güzel borç terkedildi. Borç-alacak ilişkileri faizli olmaya başladı. Kısa bir zamanda servetleri artı arttı ve çok yüksek seviyelere çıktı. Fakat daha sonra da bu servet ve sermayeleri hızlı bir şekilde düştü. Borçlarını ödeyemeyen halkın borçları katlanarak daha da arttı. Borçlarını değil borçlarının borçlarını ödüyorlardı. Tüm emeklerini, alın terlerini hep borçlarının faizinin de faizine veriyorlardı, ama yine her şeylerini kaybediyorlardı. Çünkü bu faiz mikrobunun yaydığı hastalıkların sonu yoktu. İşsizlik, fakirlik, bunalımlar, fuhuş, ailenin parçalanması, kargaşa, intiharlar, hırsızlık, dolandırıcılık ülkeye girdi ve tüm toplum adeta bataklığa sürüklendi.
**
Son olarak ‘Adalet Ülkesi’nin ismini de değiştirdiler. Yeni ismi ‘Zulüm Ülkesi’ oldu. Âlim, güzel ahlak sahibi, özü ve sözü Hakka uygun; hakkı, iyiyi, doğruyu, faydalıyı, adaleti, barışı, insan haklarını, inanç hürriyetini savunan bir insan o halka şunu anlatmaya başladı, kalbindeki ümit ve sevgiyle…
“Borç-alacak ilişkilerinizde Karzı Hasen (Güzel borç) işlemleri olsun, faiz değil; çünkü faiz haksızlıktır, zulümdür. Emeğimizle, alın terimizle çalışarak iktisadi hayatımızı işletelim. İlme, fenne, sanayii ve teknolojiye yönelelim. Ülkemiz kalkınsın, büyüsün, eski ihtişamına kavuşsun; ama yanlış, kötülük, ayrıcalık, çatışma, çıkarcılık, menfaat, kuvvet üzerinde değil çünkü bu temeller üzerinde yükselen dünya hayatı da Ahiret hayatı da mahvolur ve hüsranla biter.”
Not; Yüce Mevla’mızdan (c.c.) faizsiz ve adil bir dünya nizamı dua ve niyazıyla… Bu hikâyenin yazılmasında Prof. Dr. Mete GÜNDOĞAN’ın ‘Faiz Tuzağı’ adlı kitapçığından esinlenilmiştir.





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.