Yurdunu Kaybeden Adam
Yayınlanma:
Kırımlı bir romancı olan Cengiz Dağcı’yı, “O Topraklar Bizimdi” ve “Korkunç Yıllar” isimli kitaplarıyla tanımıştım. Her iki kitabından da çok etkilenmiştim. Hafta sonu onun ölüm haberini duyunca duygulandım. Gözümün önüne, Bolşeviklerin Kırım Tatar Türklerine yaptığı soykırım, Kırım Türklerinin işgal edilen toprakları, sürgün edilen Kırım Türkleri geldi. Duygulandım, gözyaşlarımla irkildim.
Cengiz Dağcı ile ilgili beni en çok etkileyen olay, O’nun hiç tanınmamış olmasıdır. Bunun ezikliğini kendi evimde bile hissettim. Bu konularda çok duyarlı olduklarını sandığım, üniversitede okuyan iki oğluma O’nu sorduğumda, tanıyamadılar. Bir kez daha üzüntüm derinleşti. Genç nesillerimize O’nu tanıtamamanın ezikliğini duydum.
Büyük romancı Cengiz Dağcı, Mehmet Akif’in deyimiyle “sessiz yaşadı.” İnziva saltanatında tam 91 yıllık ömrünü tamamladı ve ebediyete intikal etti. Zaten birkaç kişinin dışında, kendisiyle pek ilgilenen olmadı. Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nun O’nun hayranı olduğunu, Londra’dan Türkiye’ye getirmek için çok çaba sarf ettiğini yakinen biliyorum. O’nunla çok yakından ilgilenenlerin başında Ötüken Neşriyat’ın yetkilileri gelir. Onlar her zaman, her konuda bu büyük romancıya destek oldular.
Cengiz Dağcı, milliyetçi ve Müslüman yazar olmayıp da, sosyalist düşünceye sahip bir yazar olsaydı, Nobel Ödülünü çoktan alırdı.
Cengiz Dağcı, II. Dünya Savaşı’nı bütün dehşetiyle yaşamış, savaşmış, esir düşmüştür. Savaş sürecinde Kırım’ı terk etmek zorunda kalmıştır. “Kırım Tatarlarının” topraklarından sürgün edilmelerine şahit olmuştur. Cengiz Dağcı, bu yönü itibarıyla gerçek bir travmanın adıdır.
O, ömrünün sonuna kadar yalnız yurdunu değil milletini de kaybeden adam olarak, yaban ülkelerde yaşamak zorunda bırakılmıştır. Ayrı kaldığı vatanının ve milletinin arasına bir daha dönmesi nasip olmamıştır. Bu yüzden olacak, bütün romanlarında vatan özleminin izleri görülür. Doğal olarak eserlerinin ana temasını da ayrılık, acı, hasret ve hüzün oluşturur.
Cengiz Dağcı, Türkiye’yi hiç görmediği halde bütün eserlerini “anamın dili” dediği Türkiye Türkçesi ile yazmıştır. Romanlarının adını da halkının çektiği çileleri, yaşadığı travmaları ve muhatap olduğu muameleleri anlatacak biçimde koymuştur.
Cengiz Dağcı, yazdığı romanlara verdiği isimle, Kırım’ın “Yurdunu Kaybeden Adam”ların vatanı olduğuna işaret eder. SSCB’nin el koyduğu Kırım topraklarına hayır “O Topraklar Bizimdi” diyerek itiraz eder. Bolşeviklerin yönetiminde ülkesinin, “Badem Dalına Asılı Bebekler” ülkesi haline getirildiğini yazar. O dönemlerde yaşanılanları “Korkunç Yıllar” olarak anlatır. İnsanlık dışı muamelelere tâbi tutulan, sürgün edilen, katledilen ve zulüm altında tutulan Tatarlar için “Onlar da İnsandı” diyerek, isyan eder. “Onlar da İnsandı” adlı romanında yerinden yurdundan sökülerek sürgün edilen, hayvanlara dahi uygun görülmeyecek muamelelere tâbi tutulanların insan olduğunu şöyle anlatır: “Allahım! Onlar da insan! Acı onlara! Kendileri gibi, başkalarının da insan olduklarına inandır onları!.. Ötekiler, o hayvan gibi sürülüp götürülenler! Onlar da insandı!”
Türkçenin bu büyük yazarı, yurt hasretiyle dolu bir sürgün olarak çeşitli ülkelerde bulunmuş, sonunda da İngiltere’ye yerleşerek ömrünün kalan kısmını orada tamamlamıştır. O, vatanından ayrılırken âdeta vatanını da yüreğine sığdırıp kendisiyle beraber götürmüştür. O bunu şöyle anlatır: “Yurdumdan, son olarak 1942 yılının sonbaharında ayrıldım. Bu ayrılık çok acı oldu. Yurduma bir daha dönemeyeceğimi hissediyordum. İstasyonda anam, babam, kardeşlerim, hısım akrabam toplanmıştı... Tren son bir düdük daha çaldı, sonra lokomotifin bağrından fışkıran kara bir duman aramıza girerek bizi birbirimizden ayırdı. Kompartımanın penceresinden, elimizden alınmış ata topraklarına baktım, baktım... Bu topraklar, vagonların tekerlekleri altında yılların kanlı türküsünü söylüyordu. Bu türküyü saatlerce dinledim, sonra ‘Allah’ım, Allah’ım!’ diye yakardım, sen bizi ayırma bu topraklardan! Bu topraklar bizimdir. Atalarımızın mirasıdır. Aç, çıplak kalsak da bu topraklarda olalım. Ölsek de bu topraklarda ölelim. Vatanım, vatanım! Dünyanın hangi köşesinde olursam olayım, ben yaşadıkça sen de bizimle beraber olacaksın.”
Cengiz Dağcı, hayatı boyunca yurdunu ve insanlarını kaybeden bir adam olarak yalnız yaşamış ama asla vatan duygusunu kaybetmemiştir. Dediği gibi, yaşadıkça vatanı ve vatandaşlarının çektikleriyle beraber olmuştur. Yazdıkları da zaten yaşadıklarının özetidir.
Üstad Necip Fazıl, “Öleceğiz ne çare!” der. Evet ölüm hayatın bir parçası ve ondan kaçış yok. Ama uzak diyarlarda, vatanından ırak ölmenin garipliğini O bilir. Hekimoğlu İsmail “çekmediğin çile senin değildir” der. Bu ifade tam da Cengiz Dağcı’ya uyan bir ifadedir.
“Yurdunu Kaybeden Adam” Cengiz Dağcı ebediyete intikal etti. O eserleriyle milletin çığlığı oldu. Onun eserlerini tanıttıkça, eserleri yaşayacak ve milletin çığlığı olmaya devam edecektir. Bize düşen görev de, “Yurdunu Kaybeden Adam”ı ve eselerini yeni nesillere anlatmak ve tanıtmak olmalıdır. Yurdunu Kaybeden Adam Cengiz Dağcı! Ruhun şad olsun!
Cengiz Dağcı ile ilgili beni en çok etkileyen olay, O’nun hiç tanınmamış olmasıdır. Bunun ezikliğini kendi evimde bile hissettim. Bu konularda çok duyarlı olduklarını sandığım, üniversitede okuyan iki oğluma O’nu sorduğumda, tanıyamadılar. Bir kez daha üzüntüm derinleşti. Genç nesillerimize O’nu tanıtamamanın ezikliğini duydum.
Büyük romancı Cengiz Dağcı, Mehmet Akif’in deyimiyle “sessiz yaşadı.” İnziva saltanatında tam 91 yıllık ömrünü tamamladı ve ebediyete intikal etti. Zaten birkaç kişinin dışında, kendisiyle pek ilgilenen olmadı. Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nun O’nun hayranı olduğunu, Londra’dan Türkiye’ye getirmek için çok çaba sarf ettiğini yakinen biliyorum. O’nunla çok yakından ilgilenenlerin başında Ötüken Neşriyat’ın yetkilileri gelir. Onlar her zaman, her konuda bu büyük romancıya destek oldular.
Cengiz Dağcı, milliyetçi ve Müslüman yazar olmayıp da, sosyalist düşünceye sahip bir yazar olsaydı, Nobel Ödülünü çoktan alırdı.
Cengiz Dağcı, II. Dünya Savaşı’nı bütün dehşetiyle yaşamış, savaşmış, esir düşmüştür. Savaş sürecinde Kırım’ı terk etmek zorunda kalmıştır. “Kırım Tatarlarının” topraklarından sürgün edilmelerine şahit olmuştur. Cengiz Dağcı, bu yönü itibarıyla gerçek bir travmanın adıdır.
O, ömrünün sonuna kadar yalnız yurdunu değil milletini de kaybeden adam olarak, yaban ülkelerde yaşamak zorunda bırakılmıştır. Ayrı kaldığı vatanının ve milletinin arasına bir daha dönmesi nasip olmamıştır. Bu yüzden olacak, bütün romanlarında vatan özleminin izleri görülür. Doğal olarak eserlerinin ana temasını da ayrılık, acı, hasret ve hüzün oluşturur.
Cengiz Dağcı, Türkiye’yi hiç görmediği halde bütün eserlerini “anamın dili” dediği Türkiye Türkçesi ile yazmıştır. Romanlarının adını da halkının çektiği çileleri, yaşadığı travmaları ve muhatap olduğu muameleleri anlatacak biçimde koymuştur.
Cengiz Dağcı, yazdığı romanlara verdiği isimle, Kırım’ın “Yurdunu Kaybeden Adam”ların vatanı olduğuna işaret eder. SSCB’nin el koyduğu Kırım topraklarına hayır “O Topraklar Bizimdi” diyerek itiraz eder. Bolşeviklerin yönetiminde ülkesinin, “Badem Dalına Asılı Bebekler” ülkesi haline getirildiğini yazar. O dönemlerde yaşanılanları “Korkunç Yıllar” olarak anlatır. İnsanlık dışı muamelelere tâbi tutulan, sürgün edilen, katledilen ve zulüm altında tutulan Tatarlar için “Onlar da İnsandı” diyerek, isyan eder. “Onlar da İnsandı” adlı romanında yerinden yurdundan sökülerek sürgün edilen, hayvanlara dahi uygun görülmeyecek muamelelere tâbi tutulanların insan olduğunu şöyle anlatır: “Allahım! Onlar da insan! Acı onlara! Kendileri gibi, başkalarının da insan olduklarına inandır onları!.. Ötekiler, o hayvan gibi sürülüp götürülenler! Onlar da insandı!”
Türkçenin bu büyük yazarı, yurt hasretiyle dolu bir sürgün olarak çeşitli ülkelerde bulunmuş, sonunda da İngiltere’ye yerleşerek ömrünün kalan kısmını orada tamamlamıştır. O, vatanından ayrılırken âdeta vatanını da yüreğine sığdırıp kendisiyle beraber götürmüştür. O bunu şöyle anlatır: “Yurdumdan, son olarak 1942 yılının sonbaharında ayrıldım. Bu ayrılık çok acı oldu. Yurduma bir daha dönemeyeceğimi hissediyordum. İstasyonda anam, babam, kardeşlerim, hısım akrabam toplanmıştı... Tren son bir düdük daha çaldı, sonra lokomotifin bağrından fışkıran kara bir duman aramıza girerek bizi birbirimizden ayırdı. Kompartımanın penceresinden, elimizden alınmış ata topraklarına baktım, baktım... Bu topraklar, vagonların tekerlekleri altında yılların kanlı türküsünü söylüyordu. Bu türküyü saatlerce dinledim, sonra ‘Allah’ım, Allah’ım!’ diye yakardım, sen bizi ayırma bu topraklardan! Bu topraklar bizimdir. Atalarımızın mirasıdır. Aç, çıplak kalsak da bu topraklarda olalım. Ölsek de bu topraklarda ölelim. Vatanım, vatanım! Dünyanın hangi köşesinde olursam olayım, ben yaşadıkça sen de bizimle beraber olacaksın.”
Cengiz Dağcı, hayatı boyunca yurdunu ve insanlarını kaybeden bir adam olarak yalnız yaşamış ama asla vatan duygusunu kaybetmemiştir. Dediği gibi, yaşadıkça vatanı ve vatandaşlarının çektikleriyle beraber olmuştur. Yazdıkları da zaten yaşadıklarının özetidir.
Üstad Necip Fazıl, “Öleceğiz ne çare!” der. Evet ölüm hayatın bir parçası ve ondan kaçış yok. Ama uzak diyarlarda, vatanından ırak ölmenin garipliğini O bilir. Hekimoğlu İsmail “çekmediğin çile senin değildir” der. Bu ifade tam da Cengiz Dağcı’ya uyan bir ifadedir.
“Yurdunu Kaybeden Adam” Cengiz Dağcı ebediyete intikal etti. O eserleriyle milletin çığlığı oldu. Onun eserlerini tanıttıkça, eserleri yaşayacak ve milletin çığlığı olmaya devam edecektir. Bize düşen görev de, “Yurdunu Kaybeden Adam”ı ve eselerini yeni nesillere anlatmak ve tanıtmak olmalıdır. Yurdunu Kaybeden Adam Cengiz Dağcı! Ruhun şad olsun!





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.