Yetmiş Dokuz Yıl Sonra

Ben, bu şazımda doksan yıl sonra büyük bir kalabalıkla ayine açılan kiliseden bahsetmeyeceğim. Yetmiş dokuz yıl sonra ibâdete açılan câmiden ve Enderûn usulü ile kılınmaya baylanan terâvih namazından bahsedeceğim:
Ramazan ayını, tekrar kavuşmak ve saflarda mü’minlerle tekrar buluşmak ümidiyle dua ve niyazlarla uğurladık. Bir nevi dünya İslâm kongresi sayılan Hac ibâdetine,  yardımlaşmanın ve kaynaşmanın en anlamlısının sergilendiği Kurban Bayramına doğru hızla yol alıyoruz.
On bir ayın sultanı Ramazan ayından çıkınca gül bahçesinden dikenli tarlaya girer, düz ve güvenli yoldan  taşlı ve badanalı yola sapar, elektrik ışığından mum ışığına düşer, uçaktan inip otomobile biner ve iftar sofralarında beraber olduğumuz mü’minlere küser  gibi olduk.
Hiç şüpheniz olmasın ki; dikenli tarlayı gül bahçesi yapmak, taşlı yolu taşlardan temizlemek, mum ışığını çoğaltmak ve iftar sofralarının neşesini devam ettirmek ve nimetini artırmak bizim elimizde ve irademizde. Bunun için de Ramazan-ı şerifin manevî desteğini sağlamak ve engin güvenini kazanmak gerekir.
Bu Ramazanda yurtiçinde ve yurtdışında sevindirici gelişmeler oldu. Oruç tutanların sayısında artış olup olmadığını bilmiyorum, ama yeryüzünde oruç tutanlara saygı gösterenlerin adedinin arttığı kesin. Her şeyden önce yurtiçinde ve yurtdışında huzurlu, bereketli, verimli bir Ramazan geçirdik. İnşallah amel defterimizin sevap hanesi, günâh haresini geride bıraktı. Bunu temin etmek için Ramazan ayında güzel ameller işlemeye gayret ettik. Birçok câmide terâvih namazı hatimle kılındı. Hatimle terâvih namazı kılınan câminin ülkemizde her yıl arttığına memnuniyetle şahit oluyoruz. Câmilerimiz, çoğunluğu gençlerden oluşan yepyeni bir cemaat görüntüsü sergiledi. Saflarda yer alan genç mü’minler,  ibâdeti daha dinamik ve canlı hale getirdiler. Câmilerde oluşan güven, duyulan huzur ve terâvih namazına gösterilen ilgi dışarıda heyecanla anlatıldı, tatlı ve kalıcı sohbetlere vesile oldu. Gök kubbelerin altında dizilen ve dirilen cemaat, dua ve niyazları önce evlere, sonra iş yerlerine ve sokaklara  sevinçle taşıdı. Mahyalı ve kandilli ışıl ışıl minârelerden yükselen ezan sesleri  gönlümüzü aydınlattı, zihnimizi dinlendirdi, yüreğimizi ferahlattı ve ümidimizi yükseltti.  Şehit anaları huzuru câmide, kurtuluşu niyazda ve teselliyi tekbirlerde buldular. Dualar dağları delerek, vâdileri aşarak, deryaları ikiye bölerek, binlerce gönülden yükselen niyazlarla karışarak Semayla buluştu, meleklere ulaştı. Gözümüz açıldı ve ufkumuz aydınlandı.
Bu arada biri içeriden diğeri dışarıdan sevindirici iki haber yetmiş dokuz yıl sonra ortalığı salladı. Sanki manevî bir deprem oldu.
Balkanlardan bir nur doğdu. Alınlar yerle, minâreler ezanla buluştu, dualar ve niyazlar göklere ulaştı.  Karadağ’ın başkenti Podgoritsa (Tepedöven) da bulunan 1931 yılında Kadir Gecesi kılınan terâvih namazından sonra kapısına kilit vurulan Nizam Câmii, 79 yıllık bir aradan sonra 2010 yılı Ramazan ayı Kadir Gecesinde tekrar ibâdete açıldı. TİKA (T.C. Başbakanlık Türk İşbirliği ve Kalkınma İaresi Başkanlığı) tarafından aslına uygun olarak yeniden restore edilen Fâtih Sultan Mehmed Han’ın Osmanlı askerleri ibâdet etsinler diye inşâ ettirdiği  câmi, yetmiş dokuz yıl sonra  bir Kadir Gecesinde cemaatına ve ibâdet hürriyetine kavuştu.  Nizam Câmii ve Tuzi mezarlığında yatan Türk şehitleri Kadir Gecesinde yükselen tekbir sesleriyle uyandılar.  Câminin açılışına gösterilen büyük ilgi ve coşku, Karadağda yaşayan üç yüz bin Müslümanın şükür dolu bakışları TİKA Başkanı Musa Kulaklıkaya’yı, T.C. Podgoritsa Büyük Elçisi  Emine Birgen  Keşoğlu’nu ve Karadağ İslâm Birliği Başkanı  Rifaf Feyziç’i son derece memnun etti. Beş yüzden fazla Müslüman bir Kadir Gecesinde ve iftar sofrasında  sevinç göz yaşlarıyla bir araya geldi. Buradaki iş birliği, soydaş ve dindaşlarımızın Osmanlı eserlerine ilgileri memnuniyet verici samimiyet ve seviyede.
Balkanlar denince benim aklıma Osmanlı eserlerinin harap, bakımsız ve perişan halli gelir.  Yıkık medreseler, yarım kalmış minâreler, amacının dışında kullanılan camiler, sağa sola savrulmuş kabir taşları, suyu akmayan, kitabeleri sökülüp atılmış çeşmeler, sebiller gelir. Balkanlarda yaşayan soydaşlarımız kendilerine emanet bırakılan bu eserleri ayağa kaldırmak ve yaşatmak istiyorlar. Bu niyetlerinde samimiler.  Ne yapsınlar ki güçleri yetmiyor ve imkânları el vermiyor.  Başta TİKA olmak üzere Balkan ülkelerinde görevli büyük elçilerimizin, iş adamlarımızın soydaşlarımıza bu konuda maddî manevî destek olmaları gerekir.  Kur’an-ı Kerimin yer yüzüne gönderilmeye başlandığı Kadir Gecesinden bu zamana kadar gelip geçen kadir gecelerinin en şanslılarından birisinin de; Tuziç şehitleriyle birlikte 2010 Ramazan ayında Karadağ Nizam Câmiinde yaşanan Kedir Gecesi olsa gerek.  O gece orada bulunmayı, o havayı teneffüs etmeyi ve o anı tespit etmeyi çok isterdim. Allah niyetimizden geçirdiğimize ve gönlümüzde yaşattığımıza uygun bize de sevinç ve sevap lutfeder inşallah.
İstanbul 2010 Ramazan  Enderûn Terâvihi ve Cumhur Müezzinliği. Bu cümle güzel bir kitabın kapağından alındı.  Kitabı hazırlayanlar Neyzen Ahmet Şahin ve Hafız Mehmet Kemiksiz.  Kitapta Osmanlılar zamanında kılınan 70-80 yıldır terk edilen Enderûn Usulü Terâvih Namazı kılma ve Cumhur Müezzinliğinin icra edişli tarzından bahsediliyor. Unutulmaya yüz tutmuş bu ibâdet geleneği 2010 Ramazan ayında hatırlanıyor ve bu işi bilenler tarafından uygulamaya konuluyor.  Dokuz imam, üç hatip ve yirmi altı müezzin tarafından  yürütülüyor. İstanbul Sultan Ahmet Câmiinden başlamak üzere aralarında Eyup Sultan, Merkez Efendi, Süambül Efendi ve Fatih Camii gibi  câmilerin de bulunduğu 29 câmide uygulanıyor.  Cemaat son derece memnun oluyor ve ihya edilen bu geleneği heyecanla karşılıyor.
Bir başka yasımda ilgili kitabı tanıtacağım ve bu konudan genişce bahsedeceğim. 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Arşivi