Trafik Keşmekeşi ve Şehre Etkisi

Trafik keşmekeşi derken şehirlerarası yollardaki maceralı ve tehlikeli trafik akışından bahsedecek değilim. Zaten şehirlerarası yollardaki trafikte keşmekeş olmaktan çıktı, aşama kaydederek ölüm ve zulüm makinesi haline geldi. 
Eskiden tam köprüden geçerken Kızılırmak alıyordu, deli deli akan Fırat yutuyordu nazlı gelini düğün alayından. Şimdi trafik alıyor gelini, hem de çoğu zaman damatla birlikte düğün konvoyundan. Telli duvaklı, davul zurnalı yola çıkan düğün konvoyu gelinsiz ulaşıyor düğün evine. Gelin ya gerdek odası yerine kabre veya yüz görümlük odası yerine hastaneye gidiyor.
Bu korkunç facialara ne sebep oluyor? Dikkatsizlik mi, uykusuzluk mu, sarhoşluk mu, yol bozukluğu mu, polis kontrolünün yetersizliği mi, büyük vasıtaların hoyratlığı mı ve konvoydakilerin yarış ve gösteriş hevesleri mi? Sebep ne olursu olsun netice hiç iç açıcı değil.
İnsanlar ölüyor, gurbetçiler yollarda telef oluyor ve hasret gideremiyorlar, çocuklar öksüz, kadınlar dul kalıyor, arabalar parçalanıyor. Yollar hurdalık olmuş, millî servet kırlara gömülmüş. Şehirlerarası yollarda trafik canavarı gurbetçi, misafir, yaşlı, genç demeden can almaya ve yol kesmeye devam ediyor.
Bu yazıda benim amacım şehirlerarası yollardaki trafikten bahsetmek değildi. Bazen kalem bizi değişik istikametlere ve amaç dışı konulara götürebiliyor. Ne yapacaksınız ki trafik denilince insanın aklına otobanlar, geliş gidişli yollar,  virajlar, rampalar, uçurumlar, köprüler, viyadükler, alt ve üst geçitler, görevli memurlar ve cankurtaranlar geliyor. Benim amacım keşmekeş halini alan şehir içi trafikten bahsetmekti. Sağlı sollu park etmiş arabalar sebebiyle daralan yolları, yok olan yaya geçitlerini, karşıdan karşıya geçmek mümkün olmayan kavşak noktalarını anlatmaktı. Bizim kaldırımlarımızı, yaya geçitlerimizi açın, haklarımızı trafik canavarına karşı koruyun ricasında bulunmaktı.  Girip çıkılmaz hale getirilen büyük camilerimizin kapısını açın, çevresini rahatlatın hatırlatmasını yapmaktı.  Şehrimizi rahat yaşanır ve rahatlıkla nefes alınıp verilir hale getirin ikazını yapmaktı.
Benim yazacaklarımı kimse bilmez değil, herkes bilir. İşlemeye çalıştığım konunun sahipleri, mimarları, uzmanları ve denetçileri daha iyi bilirler. Bilirler de neye yapmaz veya yaptırmazlar, işte esas sıkıntı ve problem orada.
Şehir, bir bütün olarak düşünülmeli, ele alınmalı ve dengeli olarak ayağa kaldırılmalıdır. Şehrin merkezi imar edilirken, kenar mahalleler unutulmamalı.  Ana yollar temizlenirken, arka sokaklar pislik içerisinde kalmamalı. Yeni yerleşim merkezlerinde yapılaşma olmadan düzgün düzgün sokaklar ve caddeler açılmalı, hatta asfaltlanmalı. Şehir merkezine gökdelenler yapılırken, moloz yığını haline dönen sokaklar da temizlenmeli. Yani yıkıntılar kaldırılmalı veya sahiplerine kaldırttırılmalı.  Ana caddeler üzerine modern iş yerleri ve alışveriş merkezleri açılırken arka sokaklardaki besi damları ve tavuk çiftlikleri, çardaklar şehir dışına çıkarılmalı. Halkımızın sık sık gördüğü bu örnekleri daha da çoğaltmak mümkün.
Üç beş cadde açmakla, birkaç alt geçit yapmakla, ana caddeleri ağaçlandırmakla, gezi ve dinlenme alanları olmayan parklar açmakla bir şehri modern hale getirmek mümkün olmadığı gibi, dört adet üniversitenin açılmasıyla da bir şehir ilim merkezi falan olmaz. Başörtüsü sebebiyle üniversitelerde okuyamayan kızlarımızın adedi biraz daha artar, yine başörtüsü sebebiyle öğretmenlik yapamayan yani üniversite diplomasını kullanamayan hanımlar çoğalır. Kütüphanelerden ziyade karma kahvehanelerin müşterilerinde bayağı artış görülür.  Kaldırımlardaki sigara izmaritleri de daha dikkat çekici hale gelir. Eh ne diyelim, bunları da küçümsememek lâzım.
Dört tane üniversite açıldı diye şehrin müspet istikamette gelişeceğine, ilmin kökleşeğine, kütüphanelerin yer bulunmaz hale geleceğine, kitapçıların vitrinlerinin daha ciddi ve ilmi bir havaya bürüneceğine ve gazete bayii tezgâhlarının müstehcen yayınlardan temizleneceğine inanıyorsanız boşuna inanmış olursunuz.
Dört üniversitesi olan şehre gelen üniversite diplomalı yabancılar, dört üniversitesi olan şehrin diğer yönlerine, işlerine, sosyal münâsebetlere de dikkat kesilirler.  Keşke dikkat kesilmeseler ama kesilirler. Sokaklardaki çirkin manzara, sokaklara ikili üçlü sıralar halinde düzensiz park etmiş arabalar, dükkân sahipleri tarafından işgal edilmiş kaldırımlar, avaz avaz bağıran seyyar satıcılar, ağaç diplerine atılmış ihtiyaç fazlası çöpler, harabe haline gelmiş yıkıntılar, yabancıların boğazlarına sarılan hediyelik eşya satıcıları…  Acaba üniversite sayısını biraz daha artırsak  bunlarda bir azalma veya durumda düzelme olur mu?
Konya, bir tarih, kültür, ilim ve medeniyet şehri. İnsanlığa ışık saçan dünyanın sayılı merkezlerinden birisi. Bu özelliğiyle örnek bir şehir ve tarihi bir yerleşim merkezi. Buna hiç kimsenin itirazı yok. Bu tarihi zenginlik içerisinde şehircilik yönünden örnek olabilecek hale getirmek için sarf edilen gayretler de bir netice vermiyor.. Yapılan şehirsel açıklamalar, şiirsel konuşmalar ve siyasal nutuklar, yerli ve yabancı devlet adamlarının ziyaretleri ve açılışlar beni tatmin etmiyor ve kanaat değişikliğine yetmiyor.  Ben Konya’nın ibret alınacak taraflarının görüyorum.  Şehrin merkezi bir yerinde, vilâyet binasının hemen yanında, trafiğin akışını bile etkileyecek bir noktada bir türlü yıkılamayan  iki külüstür binayı görüyorum. Örnek değil, ibret alınmasını gerektiren bir manzara.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum
Arşivi