Tarihi Olaylar ve Hayal Mahsulleri
Yayınlanma:
Son günlerde gerek televizyonlar, gerekse roman türü kitaplarda tarihi şahsiyetlerin adları kullanılarak hayal mahsülü bazı olaylar ortaya konulmaktadır. Oysa tarihi şahsiyetlerin isimlerinin kullanıldığı durumlarda tarihi vesikalara dayanmak gerekir. Aslında biz bu tür tarihi çarpıtma diyebileceğimiz keyfi yorumlama hadiselerini İslam tarihinde de görüyoruz. Peygamberimizin söylemediği, yapmadığı sözleri, fiilleri ve takrirleri olmuş gibi nakledenler olmuştur. İslam alimleri bunu mevzu hadis başlığı altında ele alarak incelemişlerdir.
Çok sattığı ifade edilen bir kitapta Mevlana ile ilgisi olmayan, hatta İslam ahlakına aykırı sahnelerin canlandırılması veya bir televizyon kanalındaki Kanuni Sultan Süleyman’la ilgili sahneler de tarihe bağlılık biryana tarihi şahsiyetleri keyfi yorumlama sahnelerine bolca rastlanmaktadır. 1496-1566 yılları arasında yaşamış olan Kanuni’nin saltanat döneminde Osmanlı İmparatorluğu en ihtişamlı yıllarını yaşamıştır. Rodos’un fethi 1522, Mohaç Zaferi1526, Viyana muhasarası 1529, Doğu Seferi 1534, İtalya seferi 1537, Preveze Deniz Savaşı 1538, Estergon Seferi1543, Trablusgarp’ın fethi 1551, Hint seferleri, Malta seferi 1563 gibi pek çok fetih ve sefer yapılmış. Güya Kanuni’yi anlatan dizide bunların hangisi var? Çünkü bu sahnelerin çekilmesi çok pahalı… Yine bu dönemde yetişmiş Sokullu, Barboros Hayrettin Paşa, Piri Reis gibi devlet adamları şair, Baki, Fuzuli gibi şairler, Mimar Sinan gibi büyük ustalar nerede?
Fransa kralı, Alman İmparatoru Şarlken’e esir düştüğünde ona mektup yazan, Fransa kralını himaye eden Kanuni idi. Kapitülasyonlar o vesileyle verilmişti. Tabii bunların hiçbirisi bu dizilerde yok… Bazıları Kanuni’nin annesinin Yahudi asıllı olması iddiasıyla Yahudi sultanı olarak iddia etmeye bile kalkıyorlar. Tabii Hürrem’in de öyle olması muhtemel! Maalesef, tarihi yönlendirmeye çalışan bu tür yorumların ne amaçla ortaya atıldığını sorgulamak gerekir.
Kanuni’nin bir insan olduğu, dolayısıyla zafiyet gösterebileceği kuşkusuz. Ancak Kanunnamey-i Ali Osman’ı hazırlattığından ‘Kanuni’ unvanını hak eden Sultan Süleyman diğer padişahlar gibi, gerek evlendikleri eşleri gerekse saraydan Valide Sultanın tercihiyle aldığı cariyeler yani ikballeri ile ilişkilerinde Harem-i Hümayun kurallarına bağlıydılar. (Bu konuda yeni bir kitap: T. Cengiz Göncü. Harem ve Cariyelik 19. Yüzyıl. TBMM Milli Saraylar Daire Başkanlığı yayını, İstanbul, 2011)Maalesef tarihi vesikalar gözetilmeden çevrilen diziler yada yazılan kitaplar tarihin gerçeklerinden ne kadarda uzak!
Hürrem’in kadınlık ihtirası ve hareme hapsedilmiş bir Kanuni, tarihte yoktu. Nitekim Avrupa’nın “Muhteşem Süleyman” ismini verdiği Sultan Süleyman, başta İstanbul olmak üzere imparatorluğun pek çok şehrine sayısız kubbeler, minareler, hanlar, hamamlar, kervansaraylar, medreseler, imaretler, sebiller, çeşmeler yaptırmıştı. Dolayısıyla imparatorluğun her köşesinde eşsiz mamure meydana getirmiştir.
Şehzadebaşı Camii’ni yapan Mimar Sinan, İstanbul’un en büyük camii olan Süleymaniye’yi 1557 yılında tamamlamıştır. İktisat tarihçisi Ömer L. Barkan tarafından “Süleymaniye Cami ve İmareti İnşaatı” adıyla yaptığı çalışmada bu camiin yapılışı sırasındaki muhasebe kayıtlarında tüm işçiler (toplam 5500 işçi çalışmış), malzemeler, harcamalar ve bununla ilgili fermanları incelemiş, bunların ne derece titizlikle kayıt altında tutulduğunu, kaynakların nasıl temin edildiğini, ustaların ve işçilerin imparatorluğun her tarafından ordudan ve esirlerden nasıl temin edildiğinin ve her birine kaç para ödendiğini tespit etmiştir.
Kanuni “Muhibbi” mahlasıyla şiirler yazmıştır. Hürrem’in kaprislerine hapsedilen güya Kanuni’nin bu özelliğinden de hiç bahsediliyor mu?
Bir gazelinde dünyaya bakışını şöyle anlatmıştır:
“Âkili sen isteyine istedi gün
endedir
Gayrı yerden isteri sen bilkin
âdanlık budur
Nefs hazzıney Muhibbi vermegil
hayvan-sıfat
Zapt-ı nefse târif ol âlemde
sultânlık budur”
Çok sattığı ifade edilen bir kitapta Mevlana ile ilgisi olmayan, hatta İslam ahlakına aykırı sahnelerin canlandırılması veya bir televizyon kanalındaki Kanuni Sultan Süleyman’la ilgili sahneler de tarihe bağlılık biryana tarihi şahsiyetleri keyfi yorumlama sahnelerine bolca rastlanmaktadır. 1496-1566 yılları arasında yaşamış olan Kanuni’nin saltanat döneminde Osmanlı İmparatorluğu en ihtişamlı yıllarını yaşamıştır. Rodos’un fethi 1522, Mohaç Zaferi1526, Viyana muhasarası 1529, Doğu Seferi 1534, İtalya seferi 1537, Preveze Deniz Savaşı 1538, Estergon Seferi1543, Trablusgarp’ın fethi 1551, Hint seferleri, Malta seferi 1563 gibi pek çok fetih ve sefer yapılmış. Güya Kanuni’yi anlatan dizide bunların hangisi var? Çünkü bu sahnelerin çekilmesi çok pahalı… Yine bu dönemde yetişmiş Sokullu, Barboros Hayrettin Paşa, Piri Reis gibi devlet adamları şair, Baki, Fuzuli gibi şairler, Mimar Sinan gibi büyük ustalar nerede?
Fransa kralı, Alman İmparatoru Şarlken’e esir düştüğünde ona mektup yazan, Fransa kralını himaye eden Kanuni idi. Kapitülasyonlar o vesileyle verilmişti. Tabii bunların hiçbirisi bu dizilerde yok… Bazıları Kanuni’nin annesinin Yahudi asıllı olması iddiasıyla Yahudi sultanı olarak iddia etmeye bile kalkıyorlar. Tabii Hürrem’in de öyle olması muhtemel! Maalesef, tarihi yönlendirmeye çalışan bu tür yorumların ne amaçla ortaya atıldığını sorgulamak gerekir.
Kanuni’nin bir insan olduğu, dolayısıyla zafiyet gösterebileceği kuşkusuz. Ancak Kanunnamey-i Ali Osman’ı hazırlattığından ‘Kanuni’ unvanını hak eden Sultan Süleyman diğer padişahlar gibi, gerek evlendikleri eşleri gerekse saraydan Valide Sultanın tercihiyle aldığı cariyeler yani ikballeri ile ilişkilerinde Harem-i Hümayun kurallarına bağlıydılar. (Bu konuda yeni bir kitap: T. Cengiz Göncü. Harem ve Cariyelik 19. Yüzyıl. TBMM Milli Saraylar Daire Başkanlığı yayını, İstanbul, 2011)Maalesef tarihi vesikalar gözetilmeden çevrilen diziler yada yazılan kitaplar tarihin gerçeklerinden ne kadarda uzak!
Hürrem’in kadınlık ihtirası ve hareme hapsedilmiş bir Kanuni, tarihte yoktu. Nitekim Avrupa’nın “Muhteşem Süleyman” ismini verdiği Sultan Süleyman, başta İstanbul olmak üzere imparatorluğun pek çok şehrine sayısız kubbeler, minareler, hanlar, hamamlar, kervansaraylar, medreseler, imaretler, sebiller, çeşmeler yaptırmıştı. Dolayısıyla imparatorluğun her köşesinde eşsiz mamure meydana getirmiştir.
Şehzadebaşı Camii’ni yapan Mimar Sinan, İstanbul’un en büyük camii olan Süleymaniye’yi 1557 yılında tamamlamıştır. İktisat tarihçisi Ömer L. Barkan tarafından “Süleymaniye Cami ve İmareti İnşaatı” adıyla yaptığı çalışmada bu camiin yapılışı sırasındaki muhasebe kayıtlarında tüm işçiler (toplam 5500 işçi çalışmış), malzemeler, harcamalar ve bununla ilgili fermanları incelemiş, bunların ne derece titizlikle kayıt altında tutulduğunu, kaynakların nasıl temin edildiğini, ustaların ve işçilerin imparatorluğun her tarafından ordudan ve esirlerden nasıl temin edildiğinin ve her birine kaç para ödendiğini tespit etmiştir.
Kanuni “Muhibbi” mahlasıyla şiirler yazmıştır. Hürrem’in kaprislerine hapsedilen güya Kanuni’nin bu özelliğinden de hiç bahsediliyor mu?
Bir gazelinde dünyaya bakışını şöyle anlatmıştır:
“Âkili sen isteyine istedi gün
endedir
Gayrı yerden isteri sen bilkin
âdanlık budur
Nefs hazzıney Muhibbi vermegil
hayvan-sıfat
Zapt-ı nefse târif ol âlemde
sultânlık budur”





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.