Takas Konusu Olan Değerler
İnsanlar kendileri için sağlanan refah ve imkânlar söz konusu olduğunda, buna kolay kolay hayır demezler. İddia ve ideallerini hapishane köşelerinde bırakmış olanlar, hayatlarının kalan kısmında kendilerine sunulan imkânlarla konforlu bir yaşantıyı her zaman tercih etme eğilimindedirler. Bu bağlamda refahına, kariyerine ve popülerliğine katkı sağlayan cazip şeylere değerinden fazla önem verirler. Bunun neticesinde idealizmden kaynaklanan sertlikleri, dik duruşları ve kabalıkları ortadan kalkar, asabiyetleri ve kahramanlıkları zayıflar.
Sisteme karşı olan direnç, sistemin imkân ve nimetleri karşısında kırılınca sistemle özdeşleşme başlar. İnsanlarda yenemedikleriyle özdeşleşmek gibi bir eğilim vardır. Tercihini bu anlamda sistemden yana koyanlar, vicdanlarında kendilerini beraat ettirebilmek için maziyi ve mücadelesini sorgulamaya başlar. Karın doyurmayan idealler gün gelir iyi beslenme, iyi giyinme, iyi görünme ve iyi eğlenme ile yer değiştirir. Bu durumda faziletin yerini kurnazlık, sabrın yerini açgözlülük, fedakârlığın yerini de bencillik alır.
Maziden kopuş, yeni statü ve değerlere ulaşmayla sonuçlanır. Dünün yumruklarıyla dövüşenleri bugünün danışmanları olmuştur. Yaldızlı makamlar ona dayalı bir sınıf atlama yanılgısını da peşinden getirir. Kimliklerini 80 öncesinde bırakanlar, birden bire saygın bir “beyefendi” konumuna yükselirler. Artık düşmanları tarafından övüle övüle bitirilemezler.
Beyefendilik ise şöhreti ve zenginliği de beraberinde getirir. Artık gelsin bir serap uğruna boşa giden yılların silik, kopuk ve yürek titreten anıları. Yıllarca bilinçaltına bastırılan sosyo-ekonomik nitelikte ne kadar ‘kör kuvvet’ varsa, hepsi yeniden zihinlerde inşaata başlar. Geçmişten kalan ahlâki, manevi ve erdem ile ilgili değerler ‘var olma aracı’ haline dönüştürülerek maddeleştirilir.
Terki mümkün olmayan büyük iddia, ideal ve orijinal değerlerin yerini günübirlik, makam ve paraya çevrilebilenler alır. Kuşkusuz yeni hayata alışmak o kadar da kolay olmaz. Vatan, bayrak, Kızıl Elma, İlâhi Kelimetullah’ın yerine borsayı, tahvili, hisse senedini, ihaleleri ve şirketleri koymak uzunca bir zaman alır. İdealizmden hedonizme yelken açan için kişi kendi kendini suçlamak işte bu aşamada devreye girer. Birbirine karşıt onlarca düşünce içerisinde ‘değer miydi’ sorusu en fazla vicdanı sızlatır. Onur için konforu çiğnediğinde yalnızca vicdanı rahatlamış, midesi açlıktan kaskatı kesilmiştir. Sıra derisi (güdüleri) dışında yıllarca soyut “iddia, ideal ve değerler”le yaşamanın incelttiği boynun kalınlaşması, göbeğin semirmesi ve vaziyetin düzelmesine gelmiştir.
İdealler için yapılan fedakârlıkların bedelini tahsil edememenin derin öfkesi her yanı sarar. Artık ortada soru yoktur, yalnız cevaplar ve sonu gelmez yakınmalar vardır.
TAKAS EDİLEN DOKUNULMAZLIK
Türkiye bir “28 Şubat süreci” yaşadı. Bu sürecin baş aktörü kim diye sorsanız, herkes size Çevik BİR diyecektir. Çevik BİR bu sürecin mimarıdır. Anayasal sınırlar çerçevesinde milletin oylarıyla seçilerek işbaşına gelen Refahyol iktidarını ortadan kaldırmak amacıyla ‘kapalı kapılar’ arkasında kurulan ‘yıkım ekibinin’ başındaki kişidir. Amerika’dan ‘madalyayı’ kapar kapmaz, üç beş ajan provokatörün eylemlerini dayanak yaparak ülke güvenliğine yönelik ‘hayali bir tehlike’ icat eden Çevik Bir, bir kısım asker, tekelci sermaye patronu, politikacı, bürokrat ve medyayı da arkasına alıp, milletin ‘milli’ ve ‘manevi’ değerlerine karşı adeta adı konulmamış bir ‘psikolojik savaş’ başlatmıştır.
Çevik BİR, Batı Çalışma Grubunu kurup, başörtüsünü “irticanın simgesi” ilan etti, insanları “dindar” ve “laik” diye fişledi. Ordu ile orduyu ‘peygamber ocağı’ olarak kabul eden ‘inançlı insanların’ arasını açtı, millet iradesine karşı sokaklarda ‘milletin parası’ ile alınan tankları yürüttü. “Tekelci” sermayenin önünü açmak için ‘Anadolu’ sermayesini çökertti, ‘bankaların’ içinin boşaltılmasına zemin hazırladı, daha sonra ortaya çıkacak olan ‘büyük krizin’ kapılarını araladı. 17 Ağustos depremini fırsat bilip, ‘görev süresinin’ uzatılması için olağanüstü hal ilan ettirmeye kalkışan Çevik Bir, TSK’nın sırtında iyice ‘kambur’ olmaya başlayınca emekliye sevk edildi.
Darbeci NATO Generali Çevik BİR şimdi nerede?
28 Şubat mağduru bir partinin Dışişleri Bakanına ve bu partiye danışmanlık yaptığı doğru mu? Aynı Çevik BİR’in, bir güvenlik şirketi kurduğu ve halen Türkiye genelinde yaygın bir Kurumun güvenlik ihalesini aldığı doğru mu?
Bu soruları bir yere not edin! Çünkü bu sorular önemli! Açık açık darbe planlayan, darbe planının mimarı olan Çevik BİR’in, Ergenekon ya da Ümraniye İddianamesi de dahil olmak üzere, bir iddianamede ismi geçiyor mu? Bu da önemli bir soru!
Çevik BİR’in; İsrail-NATO-AB(D) üçgeninde önemli bir yeri olduğunu biliyoruz da, Türkiye’de dokunulmazlığı olduğunu bilmiyoruz!





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.