Sus Konuşma

Çocuklarımıza hep sus konuşma ve senin aklın yetmez. Sen bu işlere karışma. Sen bu sorularla küçücük beynini yorma. Akıllı uslu çocuk ol.
O yılki bilim dalı ödülünü başarılı bir Amerikalı bir profesöre vermişler. Ödülü alan profesöre “Sormuşlar senin bu kadar başarılı olmanın sebebi nedir? Efendim.”
Diye sorulunca; Profesör bir cümleyle olayı açıklamış: Ben başarımı anneme borçluyum.
Profesör;
—Ne zaman anneme soru sorsam bana muhakkak cevap verirdi. Annem benim düşüncelerime ve sorduğum sorulara değer verirdi. Benim sorularım karşısında hiç pes etmedi. Ben soru sormayı okul hayatımda da devam ettirdim. Öğrenme; kazanılmış bir davranış biçimidir.
Soru sormayı kendime bir öğrenme yolu edindim. Ve sürekli mantıklı ve kimsenin sormadığı, düşünmediği soruları, aklıma takılan konuları okulda hocalarıma, öğretmenlerime sordum. Soru sordukça, kimsenin öğrenmediği bilgileri öğrendim. Kısacası başarımı anneme borçluyum demiş.
Mantıklı soru sormak konuyu yarı kavramak demektir. Soruyu hazırlamak konu üzerinde akıl yürütmek, düşünmek ve zihin yormaktır. Hele çocuk yürümeye başlayıp dış dünyanın şaşkınlığında kalır. Dış dünyadaki olay ve olgular onu aklını öyle uyarır ki çocukta sorgulama başlar. Çünkü yaratılış gereği merak ve keşif güdüsü uyarıcıların etkisiyle harekete geçmiştir.
2 yaşında bir çocuğun konuşmalarının yüzde ikisi sorular olmaktadır. 3- 8 yaş arası öğrenmelerinin çok hızlı olduğu dönemde ise çocuğun konuşmalarının yüzde yirmi ve yirmi beşi soru sorular oluşturmaktadır. İsimleri öğrenme çağında olan çocuk Bu ne? Sorusunu sorarken, bir adım ilerisinde Bu kim? Çevresindekileri tanımak istemektedir. Daha sonra niçin ve neden sorularıyla olayların sebep- sonuç ilişkisini sorar. Sorularını sürekli sormaktadır Maalesef çocuklarımıza, anlamsız sınırlamalar getirmekteyiz .“Büyüklerin yanında konuşulmaz. Bıktım artık senin bu anlamsız sorularından. Yeter artık! Sana cevap vermekten gına geldi. Ama çok soru soruyorsun. Sonra sana geveze çocuk derler. Çenen yine düştü. Akıllı çocuk, çok konuşmayan çocuktur.”
Deyip çocuğun öğrenme merakını keşif güdüsünü köreltiyoruz. Burada çocuk neyi soracağını nasıl soracağını öğrenememektedir. Soru sorma merakı ölen çocuk, lüzumsuz konuşmalara dalar gider. Daha sonra sınıfa gelen çocuğa dersi anlatırız. Ebeveynden aldığı “sus konuşma” ‘davranışı’ gözünün önüne canlı görüntüsü dikilir. Öğretmen konuyu anladın mı? Soracağınız bir şey var mı? Dediğinde; dut yemiş bülbül gibi susar. Merak ve keşif güdüsü körelmiş çocuk. Kendi duygu ve düşüncelerini ifade edemeyen, meramını tam anlatmayan bir insan olup çıkar. Soru sormak çocuğun düşünme eyleminin var olduğunu, hayal gücünün yüksek olduğunun göstergesidir.
İki yaşından sonra dil gelişimiyle beraber çocuk ve merak duyguları ve en hızlı öğrenme devresine girer Keşif ve merak güdüsünü harekete geçiren çocuk çevreyi olayları, olguları, araştırıp sebep ve sonuçlarını öğrenmek istemektedir. Soru sormak düşünmenin ortaya çıkışıdır.
Dil gelişimiyle zihin gelişimin birlikte geliştiğini düşünürsek. Dili iyi kullanan çocuk, soru sormasını, anlamlı sorular sormasını bilir. Buda iki yaşından beri çevresini bıktırıcı nitelikte sorular sorması, çocuğun merak güdüsüdür. Burada çocuğun sorduğu sorulara anlayacağı şekilde cevaplar vermek ise ebeveynin vazifelerindendir.
İşte çocuklarımızın öğrenme güdüsünü merak ve keşif güdülerini öldürmemek ve ona öz güven vermek gerekir. Yoksa gelişim çağına uygun olmayan konuları çocuklara verip hatta okula gitmeden okuma yazmayı öğretip, çocuğun öğrenme ve merak güdüsünü köreltip şimdi çocuk ders çalışmıyor diye yakınmaya gerek yoktur.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Arşivi