Seyreden Toplum, Dizi ya da Filmi Tarih Zanneder

Bir okuyucum soruyor: “Koskoca Kanuni’yi ayaklar altına alan sahneler sergilenirken, bu toplum neden bu diziyi izliyor? Neden tepki göstermiyor?” Haklı bir soru ama bu sorunun cevabı oldukça net! Çünkü bu toplum; okuyan, araştıran bir toplum değil! Bu toplumun ekseriyeti “seyreden bir toplum” oldu. Seyreden bir toplumdan sivil tepki beklemek oldukça zordur!
Okumayan, araştırmayan bir kişi için en kolay yol seyretmektir. Okumayı sevmeyenlerin, seyretmeyi sevdiklerini kolaylıkla söyleyebiliriz. Okumak, araştırmak disiplinli bir kişinin işidir. Okumak düşünmeyi gerektirir. Okumak, kişilikli bir kişinin kendi özelliğindendir. Seyretmek ise başkalarınca kurgulanmışı takip etmek biçiminde gerçekleşir. Seyretmek için disiplinize olmaya gerek yoktur. Başkaları tarafından kurgulanmış sahneler, gözlerin önünden akıp giderken, insanların onu düşünmeye ve anlamaya zamanları kalmaz.
Seyreden toplumlar, gösteri ve gözleri ile yönetilirler. Bu toplumlar için gerçeklerin gözden kaçırılması doğaldır.
Tarihte, zamanın ruhuna ve gidişine etki eden aktörler vardır. Tek başına bireyler ve şartlar tarih oluşturamazlar. Tek başına kahramanlar tarih yapamazlar. Sosyal olgular, her şeyden önce diyalektik bir sürecin ürünüdür. Tarihi süreçlerin birçok nedenleri vardır. Tarihi başarıyı; yetenekli kişiler, teknik donanım, iyi işleyen idari yapı, organize olmuş bir toplum elde edebilir.
Seyreden bir toplumda, gerçek ile dizi, film ile senaryo, tarih ile kişi, birbirine karıştırılır. Seyreden toplumlar, sanal âlemden beslenen toplumlardır. Başkalarının kurguladığı filmlerden, senaryodan beslenirler.
Okumayan, araştırmayan sadece seyreden çoğunluk bilmelidir ki, diziler tarih değildir. Özellikle Osmanlı tarihi, başkalarının kurguladığı sahnelere sığacak kadar basit değildir.
Entellektüel kesimden yükselen birçok sese katılmak mümkün değildir. Bu olayı fikir özgürlüğü ile izah edemezsiniz! Tabu yıkmak ile de geçiştiremezsiniz! Fikir özgürlüğü asla diyemezsiniz! Bunu böyle görenlerin mutlaka bir psikolojik sorunu vardır. İnsanları ya da toplumu kışkırtmak, tahrik etmek, inançlarını rencide etmek ya da birbirlerinden nefret ettirmeyi sanatın işlevi olarak görmek ise sanat adına yapılmış büyük bir yanlıştır. Unutmamak gerekir ki sanat; sorumsuzluğun, ilkesizliğin, inançsızlığın, değersizliğin adı değildir. Ancak özgürlük sadece her konuda serbestçe fikirlerini ortaya koymayı değil, aynı zamanda yanlış yapmak ile ilgili özgürlükleri de kapsar.
Bu tür dizileri yasaklamayı asla savunmuyorum. Yasak ile kesinlikle bir yere varamayız. Bu tür değersiz yapımları etkisiz ve sonuçsuz bırakacak olan kesinlikle insanlardır. Değersizliği öldürecek tek reçete ilgisizliktir. Halkın yok saydığı, izlemediği, önem vermediği bir yapımın ekranda kalması mümkün değildir. Demek ki insanların oyunu kuralına göre oynaması halinde, sorun kökten çözülecektir. Bu da toplumun entelektüel seviyesinin yükseltilmesiyle ilgili bir husustur.
Bir toplumun kültür seviyesi, toplumun ilgi seviyesini belirler. Okuyan, araştıran, kültür seviyesi yüksek toplumlar, tarihin dizilerden ibaret olmadığını bilirler. Başkalarının kurguladığı bu dizilere gülüp geçerler ve izlemezler. Ondan sonra bu diziler tedavülden kendiliğinden kalkar.
Bu yazımdan sonra sakın karamsarlığa kapılmayın! Kanuni’nin, Mevlana’nın, Yunus’un, Ahmed Yesevi’nin, öylesine büyük eserleri vardır ki, bu eserler bir okyanus kadar büyüktür. Onlara atılmaya çalışılan çamurun, bir yağmur damlası kadar önemi yoktur. 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum
Arşivi