Okullar Pazartesi günü başladı. Güneydoğu Anadolu’da “anadilde eğitim” bahane edilerek, çocuklar okullara gönderilmemeye çalışıldı. Bu oyun çok tehlikeli bir oyunun parçası. Oyunun perde arkasında AB(D)-Siyon İttifakı varken, perdenin ön yüzünde de PKK ve BDP var. Bu konuda beni üzen konu, Türkiye’nin perde önündeki güçlerle mücadele ederken, perde gerisindeki Haçlı-Siyon İttifakı ile açık mücadeleye giriş(e))memesidir. Koskoca Türkiye Cumhuriyeti’nin sürekli savunma pozisyonundaymış gibi bir görüntü var. “Çocukları okula göndermeme girişimi” bir nevi isyan provasıdır. Bu kafalar dün “din elden gidiyor” diye Kürt halkını peşlerine taktılar. Bugün de; “demokratik özgürlük”, “ana dilde eğitim” diye bu halkı peşlerine takmaya çalışıyorlar. Yakın tarihimizde cereyan eden “Şeyh Said isyanı” sırasında, Şeyh Said ne diyordu? “Din elden gidiyor!” Bu slogandan sonra peşine binlerce Kürt devlete karşı isyan etti. Peki, ama perde gerisindeki gerçek neydi? İngiltere’nin Musul petrollerini, bu toprağın insanlarından koparmasıydı. Şeyh Said’in, İngilizlerin Musul’u koparma senaryosunu tam olarak okuyup okuyamadığını bilemiyoruz ama Şeyh Said’in bağımsız bir Kürt Devleti kurmak istediğini biliyoruz. Şeyh Said’in beş oğlu vardı. Beş oğlundan birisini, sık sık İstanbul’u işgal etmiş İngilizlere gönderip, “Bizi Osmanlılardan kurtarın” diye yalvartmıştı. Birisini de Irak’ta Sevr anlaşmasını hayata geçirmek için Bağdat’ta faaliyet gösteren Kürt liderlere göndermişti. 1907’de İngiliz desteği ile Osmanlı’dan kopmak isteyen Kürt liderler ve Şeyh Said’in oğulları, Şeyh Nur Muhammed Birkani’nin evinde toplandı. O toplantıda Abdüsselam Barzani de vardı. Görüşüldü, tartışıldı ve aşağıdaki beş maddelik karar alındı: 1.Kürt dilinin bütün bölgelerde resmi olması. 2.Öğrenim dilinin Kürtçe olması. 3.Kürdistan’daki yönetici ve memurların Kürt olması. 4.İslam Hukukunun uygulanması. 5.Bölgeden toplanan vergilerin bölgede kalması. Bu kararlar telgrafla İstanbul’daki hükümete yani Osmanlı’ya bildirildi. Yani Şeyh Said ve ailesi öteden beri İngilizlerle temas halindeydi. “Din elden gidiyor” sloganı ile İngiliz emperyalizmine hizmet edildi. Şeyh Said’in idam sehpası altında, yani Allah ve Resulünden başka tutunacak tek bir dalının kalmadığı, yalnızca vicdanının sesine kulak verdiği o anda söyledikleri ibret vesikasıdır: “-Ahmed Zihni Bey’in Fütühat-ı İslamiye’sinde yazılıdır. Mehdi’nin hurucunda Türkler üç yüz bin asker vereceklerdir. Anlaşıldı ki Türkiye, kıyamete kadar İslam’ı koruyacak. Fena yaptık. Çok kötü yaptık. Bundan sonra iyi olur inşallah..” Şeyh Said çok kötü bir çığır açtı. Pişman oldu. Ancak ardından gelenler onun bu pişmanlığını görmezlikten gelerek “fena yapmaya” devam ediyorlar. Şeyh Said’in deyimiyle “Kıyamete kadar İslam’ı koruyacak olan bir Millete” kahpece kurşun sıkıyorlar. İşin içinde dün İngiliz vardı, bugün AB(D) var, Haçlı-Siyon İttifakı var. Yani Haç ile Hilal’in kavgası devam ediyor. Bu savaşta kazanan, Şeyh Said’in idam sehpasında söylediği gibi Türkiye olacak ve kıyamete kadar İslâm’ı koruyacaktır.
Önceki ve Sonraki YazılarYAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.