Ses ve Müzik
Yayınlanma:
Halen, üç aylar diye adlandırdığımız kutsal zamanın içerisinde bulunuyoruz. Recep ayı ile başladığımız üç ayları, Ramazan ayı ile tamamlamış olacağız. Arada veya ortada olan Şaban ayının günâhı ne? Ortada olduğundan mı acaba en az ondan bahsediliyor. Yoksa Recep ve Ramazan aylarından bahsetmek bir bakıma Şaban ayından da bahsetmek sayılır tarzında düşünüldüğü için mi? Halbu ki Peygamber Efendimiz: “Şaban, benim ayımdır.” buyuruyor. Buyuruyor, ama Ramazan ayıda ümmetinin ayı. Çok şükür bizde O'nun ümmetiyiz.
Ramazan ayı; Oruç tutmak, Teravih Namazı kılmak ve sadaka vermek gibi bizlere farklı görevler yüklüyor. Sonunda da bizi bayram günleri ve Cehennemden kurtuluş müjdesi ile sevindiriyor. Şurada ne kaldı, bir gün sonra Şaban ayı berat kararıyla geliyor. Demek ki üç ayları yarılamış sayılırız. Farkında olsak ta almasak ta bu böyle. Recep, Şaban derken geliverdi Ramazan sözü bir gaflete işaret ediyor gibi görünse de asıl bir sevinci ve müjdeyi ifade ediyor.
Üç ayları, süresi içerisinde gündeme taşıyabilir ve gündemde kalmasını sağlayabilirsek faydalı bir iş yapmış oluruz. Gündem de rahatlar, gündemi takip edenler de rahat bir nefes almış, birazcıkta olsa huzur bulmuş ve sükûnete kavuşmuş olurlar.
Bu yazıyı kaleme aldığım gün, yine üç şehidimiz vardı. Üç yiğit komando askerimiz daha şahadet getirerek vatan topraklarına, öpmek istercesine serildiler... Teröristlerin açtıkları ateş sonucunda üç kahraman askerimiz daha şehit oldu. Bunu haber olarak vermek ve haber bültenlerinde yarı beline kadar açık ağızlarla seyircilere duyurmak çok kolay. Gazete sayfalarına canlılık kazandırır, haber bültenlerine heyecan katar ve ilgiyi artırır. İmralıda cezasını çeken eşkıya başına sayın diyenlerin bu günlerde adedi çoğaldı. Terörle ilgili her şey, eşit derecede gelişiyor. Eskiden bunlara terörist yerine eşkıya, câni, hırsız, âsi ve hâin derlerdi ve sonrada asarlardı. Şimdi ise dünyanın her yerinde olduğu gibi bizde de bunlara terörist deniyor. Yakında sayın kelimesi bunlar için de kullanılmaya başlanırsa hiç şaşmayalım.
Bu hâinler, ne cins hâinse, üç aylar falan dinlemiyorlar. Dikkat ederseniz üç aylar girdikten sonra hâinler saldırılarını ve vahşice cinâyetlerini daha da artırdılar. Halbuki üç aylar tarih boyunca hep kutsal bilinmiş, her dinden ve inançtan olan topluluklar tarafından saygı görmüştür. Peygamber Efendimiz kötülük yapmaması için şeytanın üç aylarda zincire vurulduğunu, hattâ hapsedildiğini haber veriyor. Demek ki bu câniler şeytandan da beter.
En uygunu bunları gündemden çıkartmaktır. Üç aylar gündemde PKK. Teröründen fazla yer almalı ki; hâinlerin tesirleri azalsın, sahte şöhretleri kırılsın ve propagandaları zayıflasın.
Nereden nereye! Ben ne yazacaktım, ne yazdım. Yazımın başlığından da belli değil mi bu yazdıklarımdan bahsetmeyeceğim. Belli ama gündem zorluyor, her şeyi ve herkesi yönlendirdiği gibi beni de yönlendiriyor. Haftanın gündemi nasıl oluşmuş ve oluşturulmuş ise onu yazmaya veya onu konuşmaya sanki mecburuz. Başkalarının gündemine kapılıp gitmektense biz de kendi gündemimizi oluşturmalıyız. Şimdi geliyorum başlığımdaki konuya:
Geride bıraktığımız gecelerden bir Cuma gecesinde, daha doğrusu Regaip Kandilinde yatsı vakti İstanbul Sultanbeyli Medine Camisinde okunan ve bir televizyon kanalı tarafından canlı olarak verilen Mevlidi siz de benim gibi takip etmiş ve dinlemişsinizdir. Aman ya Rabbım, insan sesi hattâ sesleri bu kadar güzel ve akortlu olur muymuş! Kur'an-ı Kerim ve Mevlit bahirlerini okuyan güzel sesli hafızları dikkatle ve merakla sonuna kadar dinledim. Daha doğrusu okuyanların seslerinin güzel ve büyüleyici nağmeleri, beni dikkatle ve heyecanla dinlemeye mecbur etti. Okuyanların seslerinin kulağa bu kadar hoş gelmesinde Kur'an-ı Kerim metninin ve Mevlidi oluşturan söz ve mısraların rolü olabilir miydi? Elbette olabilirdi. Kur'an-ı Kerim ayetlerini ve Mevlidin sade metnini makamsız, nağmesiz, düz okusanız bile o dahi ihsana çok tesir eder. Bu edebiyat, belâğat, fesâhat ve sözlerdeki güzellik, güzel sesli, makama âşina bestekârların nağmeleriyle daha da büyüleyici ve insanı cezbedici bir havaya bürünüyor.
Kendi kendime sordum: Acaba dedim bu güzel sesli insanlar Kur'an-ı Kerim ve Mevlit yerine arajman, pop-caz müziği söyleselerdi ve arabesk okusalardı sesleri aynı şekilde güzel ve çekici olur muydu? Hemen cevabını vereyim olmazdı. Bazı sanatkârlar devamlı Batı müsiği söyledikleri, arabesk ve modern müzik parçaları okudukları halde ara sıra klâsik Türk Müziği de söylüyorlar. Biz bunu da yaparız ve bundan da anlarız dercesine. Modern müziği devamlı söylediği halde Türk Sanat Müziğinden bir parça okuduğu zaman acaba bu ses ve okuyuş ona mı ait diye şaşırıp kalıyoruz. Kim ne derse desin Kur'an-ı Kerim, Mevlit, ilâhiler ve kasideler, kahramanlık türküleri, Klâsik Türk Müziği sesi güzelleştiriyor. Ruhu gıdalandırdığı ve simayı güzelleştirdiği gibi. Ama bunların dışında kalan müzik parçaları ve onlara uygun besteler sesi çirkinleştiriyor. Ruhu gıdasız bıraktığı, simayı sevimsiz hale getirdiği, kılık kıyafeti, insanî münâsebetleri dejenere ettiği gibi. Benim bu görüşümü kabul etmekte zorlananlar bir denesinler. Aynı sesin sahibi bir kimsenin okuduğu Türk musıkisi sidisi ile, arajman okuduğu sidiyi ayrı ayrı dinlesinler ve mukayese etsinler. Farkı görecekler.
Ramazan ayı; Oruç tutmak, Teravih Namazı kılmak ve sadaka vermek gibi bizlere farklı görevler yüklüyor. Sonunda da bizi bayram günleri ve Cehennemden kurtuluş müjdesi ile sevindiriyor. Şurada ne kaldı, bir gün sonra Şaban ayı berat kararıyla geliyor. Demek ki üç ayları yarılamış sayılırız. Farkında olsak ta almasak ta bu böyle. Recep, Şaban derken geliverdi Ramazan sözü bir gaflete işaret ediyor gibi görünse de asıl bir sevinci ve müjdeyi ifade ediyor.
Üç ayları, süresi içerisinde gündeme taşıyabilir ve gündemde kalmasını sağlayabilirsek faydalı bir iş yapmış oluruz. Gündem de rahatlar, gündemi takip edenler de rahat bir nefes almış, birazcıkta olsa huzur bulmuş ve sükûnete kavuşmuş olurlar.
Bu yazıyı kaleme aldığım gün, yine üç şehidimiz vardı. Üç yiğit komando askerimiz daha şahadet getirerek vatan topraklarına, öpmek istercesine serildiler... Teröristlerin açtıkları ateş sonucunda üç kahraman askerimiz daha şehit oldu. Bunu haber olarak vermek ve haber bültenlerinde yarı beline kadar açık ağızlarla seyircilere duyurmak çok kolay. Gazete sayfalarına canlılık kazandırır, haber bültenlerine heyecan katar ve ilgiyi artırır. İmralıda cezasını çeken eşkıya başına sayın diyenlerin bu günlerde adedi çoğaldı. Terörle ilgili her şey, eşit derecede gelişiyor. Eskiden bunlara terörist yerine eşkıya, câni, hırsız, âsi ve hâin derlerdi ve sonrada asarlardı. Şimdi ise dünyanın her yerinde olduğu gibi bizde de bunlara terörist deniyor. Yakında sayın kelimesi bunlar için de kullanılmaya başlanırsa hiç şaşmayalım.
Bu hâinler, ne cins hâinse, üç aylar falan dinlemiyorlar. Dikkat ederseniz üç aylar girdikten sonra hâinler saldırılarını ve vahşice cinâyetlerini daha da artırdılar. Halbuki üç aylar tarih boyunca hep kutsal bilinmiş, her dinden ve inançtan olan topluluklar tarafından saygı görmüştür. Peygamber Efendimiz kötülük yapmaması için şeytanın üç aylarda zincire vurulduğunu, hattâ hapsedildiğini haber veriyor. Demek ki bu câniler şeytandan da beter.
En uygunu bunları gündemden çıkartmaktır. Üç aylar gündemde PKK. Teröründen fazla yer almalı ki; hâinlerin tesirleri azalsın, sahte şöhretleri kırılsın ve propagandaları zayıflasın.
Nereden nereye! Ben ne yazacaktım, ne yazdım. Yazımın başlığından da belli değil mi bu yazdıklarımdan bahsetmeyeceğim. Belli ama gündem zorluyor, her şeyi ve herkesi yönlendirdiği gibi beni de yönlendiriyor. Haftanın gündemi nasıl oluşmuş ve oluşturulmuş ise onu yazmaya veya onu konuşmaya sanki mecburuz. Başkalarının gündemine kapılıp gitmektense biz de kendi gündemimizi oluşturmalıyız. Şimdi geliyorum başlığımdaki konuya:
Geride bıraktığımız gecelerden bir Cuma gecesinde, daha doğrusu Regaip Kandilinde yatsı vakti İstanbul Sultanbeyli Medine Camisinde okunan ve bir televizyon kanalı tarafından canlı olarak verilen Mevlidi siz de benim gibi takip etmiş ve dinlemişsinizdir. Aman ya Rabbım, insan sesi hattâ sesleri bu kadar güzel ve akortlu olur muymuş! Kur'an-ı Kerim ve Mevlit bahirlerini okuyan güzel sesli hafızları dikkatle ve merakla sonuna kadar dinledim. Daha doğrusu okuyanların seslerinin güzel ve büyüleyici nağmeleri, beni dikkatle ve heyecanla dinlemeye mecbur etti. Okuyanların seslerinin kulağa bu kadar hoş gelmesinde Kur'an-ı Kerim metninin ve Mevlidi oluşturan söz ve mısraların rolü olabilir miydi? Elbette olabilirdi. Kur'an-ı Kerim ayetlerini ve Mevlidin sade metnini makamsız, nağmesiz, düz okusanız bile o dahi ihsana çok tesir eder. Bu edebiyat, belâğat, fesâhat ve sözlerdeki güzellik, güzel sesli, makama âşina bestekârların nağmeleriyle daha da büyüleyici ve insanı cezbedici bir havaya bürünüyor.
Kendi kendime sordum: Acaba dedim bu güzel sesli insanlar Kur'an-ı Kerim ve Mevlit yerine arajman, pop-caz müziği söyleselerdi ve arabesk okusalardı sesleri aynı şekilde güzel ve çekici olur muydu? Hemen cevabını vereyim olmazdı. Bazı sanatkârlar devamlı Batı müsiği söyledikleri, arabesk ve modern müzik parçaları okudukları halde ara sıra klâsik Türk Müziği de söylüyorlar. Biz bunu da yaparız ve bundan da anlarız dercesine. Modern müziği devamlı söylediği halde Türk Sanat Müziğinden bir parça okuduğu zaman acaba bu ses ve okuyuş ona mı ait diye şaşırıp kalıyoruz. Kim ne derse desin Kur'an-ı Kerim, Mevlit, ilâhiler ve kasideler, kahramanlık türküleri, Klâsik Türk Müziği sesi güzelleştiriyor. Ruhu gıdalandırdığı ve simayı güzelleştirdiği gibi. Ama bunların dışında kalan müzik parçaları ve onlara uygun besteler sesi çirkinleştiriyor. Ruhu gıdasız bıraktığı, simayı sevimsiz hale getirdiği, kılık kıyafeti, insanî münâsebetleri dejenere ettiği gibi. Benim bu görüşümü kabul etmekte zorlananlar bir denesinler. Aynı sesin sahibi bir kimsenin okuduğu Türk musıkisi sidisi ile, arajman okuduğu sidiyi ayrı ayrı dinlesinler ve mukayese etsinler. Farkı görecekler.





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.