Prize Takalım Sussun Çocuklar

Artık herkes kendi cümlesini kuracak çocuklar. “Ali ata bak.” “Işık ılık süt iç.” “Yağ yağmur yağ, dağa bağa yağ.” “Emel eve gel…”  bitti. Eğitim sistemimiz; okuma yazma sistemimiz değişiyor. Hayal gücünüzü gösterin bakalım…
-Hadi söyle kızım cümleni.
“Emel sinemaya gel.”
-Şakacı seni… Sen söyle kızım.
“Işık soğuk kola iç.”
-Sen!
 “Ali televizyona bak.”
-Batan geminin çocukları işte… Sen söyle çocuğum!
“Ece parti zamanı”

-Sen çocuğum?
“Ahu öğretmenim beni kafede bekle.”

Geleceğimizi emanet bırakacağımız kuşak. Milli değerlerden, düşünce kuşağımızdan, imrenilesi edep kültürümüzden çocuk yaşta uzaklaşmış kuşak…
Bu yazının konusu eğitim sistemi değil. Ki zaten ben de eğitimci değilim. Bu yazının konusu bir feryattır…
 Feryat feryat sokaklarda eve gelmeyen ‘emel’leri aramaya koşmadan, zamane çocuklarının ebeveynlerine, çocukların kurduğu cümlelere parola sordurmak. Söz ebeveynlere…
Çocuğunu susturmak için TV ve interneti kullanan ebeveynler. Aman sussun da meşgul olsun öyle… Pirize takılı çocuklar. Fişi çekince meşgul olur cici anneler, başı ağrır beyefendi babaların. Pirize takalım, sussun çocuklar!
Nesillerin yetiştirilmesinde hepimizin kabul ettiği iki hayati müessese vardır; bunlardan biri yuva, öteki de mekteptir.
Yarınları emanet bırakacağımız nesil terbiyeyi iradenin sıfır noktasından alıyor. İradesini, alçaltıcı hislerin kol gezdiği mahfillerde ya da sanal dünyada acizleştiriyor. Temel dinamiklerden habersiz yetişen/yetiştirilen bu nesil, fena duyguların baskısıyla iradesini kullanamayacak kadar zayıflıyor.
Muhterem M. Fethullah Gülen Hocaefendi’nin ifadesiyle; “Dün bu milleti arkasına alıp zirvelerin zirvesinde gezdirenler, torunlarının başlarına gelecek şu üst üste felaketlerin en küçüğüne dahi ihtimal vermiyorlardı. İhtimal vermek şöyle dursun, onu rüyalarında görmeye dahi tahammülleri yoktu. Bunda da haksız değillerdi; zira, dünyaya hükmedecek güçleri, cihanla hesaplaşacak inanç ve imkânları buna yetecek mahiyetteydi.”
Onlar ihtimal vermiyorlardı. Ama işte acı hatıraların ruhlarını sızlatan tablo. Anne babayı kaale almayan, öğretmeni karşısında yakası açık gömleği dağınık saygısız duruşlar davranışlar. Ağzında sakızla laubali konuşmalar… Bu görüntüler hangi terbiyenin ürünü?
Bir yandan -değil diline- düşüncesine uğrayan her duyguya, her söze parola soran bir hassasiyet; diğer yandan dili düşüncesinden bağımsız özgür nesil. Duygusu, şehvetle, hırsla, öfkeyle bürülü, doğrulması güç felçli bir irade…
Cümleni söyle çocuğum.
Yorgunum öğretmenim ‘sen’ kur!

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Arşivi