Ötekileştirici Siyaset Zemini

Referandumun hemen ardından, Türkiye’yi üçe boyama ve bölme girişimleri beni çok rahatsız etti. Neymiş? Sahiller hayırcı, Orta Anadolu, Karadeniz ve Doğunun önemli bir bölümü evetçi, Diyarbakır merkezli bölge boykotçu! Bu da Türkiye’nin üçe bölündüğünü gösteriyormuş!
Gazeteler ülkeyi üçe bölen, boyanmış haritalarla dolu. Edirne’den Ege’ye, oradan Akdeniz’e uzanarak Hatay’da noktalanan kırmızı bölge! Suriye, Irak, İran, Ermenistan ve Gürcistan’a kadar uzanan kırmızıya sınır Mavi bölge! Mavinin içerisinde boykota katılım oranının yüksek olduğu kahverengi bölge!   
Haritaya baktığınız zaman üç ayrı ülke! Ne kadar da meraklıyız bölmeye!
Böyle bir yaklaşım olabilir mi? Referandumda Konya’da “evet” diyen 857.167 kardeşim de Konyalı, 239.755 “hayır” diyen kardeşim de Konyalı. Sandığa gitmeyen “binler” de Konyalı. İzmir’de “hayır” diyen 1.430.650 İzmirli de İzmirli, “evet” diyen 815.943 İzmirli de İzmirli.
Kalaşnikof korkusu altında sandığa gidemeyen Diyarbakırlının “boykot” oranı, o bölgeyi “kahverengi” yapmaz, yapamaz. Neymiş? Bu bölge “özerklik” istiyormuş! Oranlar bunu gösteriyormuş!
Bu kafa kafa değildir. Kendi ellerinizle Türkiye’yi üç ayrı renkte boyayarak, üçe bölünmüş bir Türkiye göstererek, Türkiye’nin yararına bir iş yapmıyorsunuz! Özellikle yazar ve yorumcuların bu girişimi, halkı kamplara bölmeye yetiyor da artıyor bile!
Bunların yanında bazı yazarların ağızlarına doladıkları; “farklılıklarımız zenginliğimizdir!” lafı da çok tehlikeli bir laftır. Bu toplumun ortak özellikleri, farklılıklarını örtecek güçtedir. Ne farklılığı bu! Kitabımız aynı, Peygamberimiz aynı! Kültürümüz aynı! Tarihimiz aynı! Herkes farklılığına imtiyaz sağlama telaşı içine girince benzerliklerin müşterisi iyice azınlığa dönüşmez mi? İyi düşünelim!
Öyle bir noktaya geldik ki, ortak yanlarımızdan bahsetmek bile bir tür suç haline geldi. Dini, milli, tarihi, hukuki ve siyasi hemen her alanda “yandaşlar” ve “karşıtlar” türetildi. Bizden olanlar ve karşıt olanlar, her yerde temel referans alanı olarak kullanılmaya başlandı. Herkes birbirini suçlu ve gayrimeşru ilan etme telaşı içine düştü. Toplum yarılmış durumda. İnsanlar karşıtları tarafından gördüğü, okuduğu, gezdiği, inandığı, sevdiği, nefret ettiği, giydiği, içtiği her şeyden sorumlu tutuluyor.
Biz bu fotoğrafı daha önce çok gördük. En barizini 12 Eylül öncesinde gördük. Dönemin sosyal, siyasal ve ideolojik manzarasını çıplak gözle izledik. Kardeşin kardeşe nasıl vurdurulduğunu, herkesin dünyaya ve eşyaya nasıl kendi anlamlarını verdiğini gördük. Kot pantolon, uzun saç, kumaş pantolon, sarkık bıyık, “birinci sigarası”, “maltepe sigarası”nın birer ideolojik simge yapıldığına şahit olduk. İşgal edilmiş fabrikaları, kurtarılmış bölgeleri, girilmez mahalleleri ve çıkılmaz sokakları birer birer ezberledik. Malatya’yı, Çorum’u, Maraş’ı, Sivas’ı kana bulayan gizli eli göremedik ama kardeşkanını ibretle izledik. Hikâyenin sonunun ne denli acıklı bittiğine şahit olduk.
O günlerin bize ders olmadığını, bugünün fotoğrafına bakarak söyleyebiliyoruz! Türkiye’de bugün de taraftarlara, yandaşlara, etnisitelere, mezheplere, bölgelere yönelik ötekileştirici siyaset, alabildiğine devam ediyor. Değerleri bölmek, kavramları karıştırmak, kimlik kavgaları üretmek, tarihi inkâr, siyasi bir araç olarak kullanılır hale geldi. Ötekileştirici siyaset sayesinde; toplum bölünüyor, karşıtlık derinleştiriliyor, kamplaştırma üretiliyor.
Siyaset sorun çözmek değil, sorun oluşturma aracı olarak kullanılıyor. Siyaset; ayrıştırma, ötekileştirme ve başkalaştırma temeli üzerinden yürütülüyor.
Türk toplumu bugün; fiziki anlamda birbirine yakın ve iç içe yaşıyor. Ancak zihni ve ahlaki olarak ayrışmış durumda. Bu durum; ülkedeki sosyal ve siyasal zeminin giderek “ötekileştirilmiş” bir zemine kaydığının açık bir fotoğrafı! 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum
Arşivi