Öncü Kadınların Önceliği Eğitimdir

Öncelikle; sürekli dillerde dolaştığı halde anlamı belli alanda sıkışıp kalan ‘kadın’ın ne demek olduğuna bakalım.

Kadın; İslam haricindeki tüm dinlerde ve görüşlerde gerekli değeri kazanamamış ancak ve ancak İslam’la şeref bulmuş olanlardır. İslâm Dîni, kadın hakları üzerinde titizlikle durmuş ve kadını, hiçbir nizâm ve sistemin veremediği müstesnâ bir makâma sâhip kılmıştır. Nitekim Cenâb-ı Hakk Kur’ân-ı Kerîm’inde: "Erkeklerin kadınlar üzerinde hakları olduğu gibi, kadınların da erkekler üzerinde hakları vardır." buyurmuştur. Rasûlullâh (s.a.v.) Efendimiz de erkekleri, kadınların hak ve hukûkunu gözetmeye dâvet etmekte ve bu konuda: "Kadınların haklarını yerine getirme husûsunda Allâh’tan korkunuz! Zîrâ siz onları Allâh’ın bir emâneti olarak aldınız." buyurmaktadır. Başka bir hadîs-i şerîflerinde de: "Sizin en hayırlınız, ehline (eşine ve çocuklarına) en hayırlı olanınızdır. Ve ben de ehline karşı en hayırlı olanınızım." buyurur.

Kur’an-ı Kerim inmeden önce yani hepimizin bildiği gibi cahiliye döneminde kadının eğitimi şurada dursun, kadının hayattaki yeri bile kısıtlıydı. O dönemde kimi kavimlerce, kadının insan olup olmadığı sorgulanıyor, kimilerince de ruhunun olmadığına inanılıyordu. Bazı milletlerde, kadına mukaddes kitap okumaktansa, o kadının ateşte yanması tercih ediliyor, kız çocuklarına mukaddes sözlerden okumak, o kıza ahlaksızlık öğretmekle eş değerde görülüyordu.

Arap toplumunda ise, kız çocukları diri diri toprağa gömülüyor, anneye bu konuda söz hakkı verilmiyordu. Kız doğuran kadın büyük suç işlemiş gibi bir psikoloji içerisine giriyor, kendisine kız çocuğunun olduğu müjdesi verilen baba ise, müjdelendiği bu kötü haberin etkisiyle utanıp eşinden dostundan saklanmaya çalışıyor ve ne yapacağını düşünüyordu. Hor, hakir, itilip kakılan bir bela olarak onu hayatta mı bırakacaktı, yoksa toprağa mı gömecekti.. Ne yapacaktı? Kara kara düşünüyordu ve sonunda o fena hükmü veriyordu: Toprağa gömmek.! Zira o kızcağız, elinden iş gelmeyen bir ayıp unsuru, eve gelir getirmeyip sürekli tüketen hatta evdeki malı evlenerek başkasına götüren bir tüketici olarak kabul ediliyordu.

İşte bütün dünyada yaşanan, kadın hakkındaki bu cehalet karanlığının üzerine İslâm güneşi şu beyanlarla doğuverdi: “Göklerin ve yerin hâkimiyeti Allah’ındır. O dilediğini yaratır. Dilediğine kız evlat, dilediğine erkek evlat verir yahut kızlı oğlanlı olarak her iki cinsten karma yapar. Dilediğini de kısır bırakır. O her şeyi mükemmel bilir, dilediği her şeye kadirdir. (Şûrâ, 42/49)

Bu güneşin aydınlığında, kadın için bütün hürriyet yolları açıldı. Kadın, Allah’ın bir kulu olarak erkeklerle eşit olduğu bildirildi. Güzelce terbiye edilen kız çocuklarının anne-baba için cehenneme karşı bir kalkan olacağı müjdesi verildi. Kadına kendini rahatlıkla ifade etme hürriyeti bahşedilirken, mescide kadar gelip Allah Resûlü’ne durumunu anlatma imkanı sunuldu. Bunun da ötesinde kadınlarla istişare yapılması hususunda bizzat Peygamber uygulamasıyla canlı bir örnek ortaya kondu.

Eğitim yani İlim ise, İslâm’ın en çok ehemmiyet verdiği mevzulardandır. Oku emriyle inmeye başlayan Kur’ân, ilme yaptığı bu ilk vurguyu, daha sonra “bilenle bilmeyenin bir olmadığını” beyanla (Zariyât, 39/9) devam ettirmiş, düşünme konusunda yapmış olduğu ısrarlı teşviklerle ilmin hocası olan insan merakını sürekli faal tutmuş ve bütün bu faaliyetleri, ilim talebini öğreten şu duayla taçlandırmıştır:

Rabbim, ilmimi artır”. Allah Resûlü’nün mübarek ifadelerinde, ilim taliplerine cennet yollarının kolaylaştırıldığı müjdesi verilmiş, meleklerin ilim yolcularına kol kanat gerdiği ifade buyrulmuştur. Şu inşirah verici haber de yine âlemlere rahmet olarak gelmiş o Zat’a (s.a.s.) aittir: “İlim öğrenen kişinin rızkını Allah Teala üstlenmiştir.”

Kadınların ilim tahsil etmesi ve dini öğrenmesi, Peygamberimiz zamanında birkaç şekilde gerçekleşmiştir. Şimdi kısaca bunları görmeye çalışalım.

1-Kadınların mescide gidip gelmeleri

2- Peygamberimizin özel sohbet günlerine katılmaları

3-Erkek Sahabenin ailesine tebliği

4-Özel olarak Peygamberimize soru sormaya gelmeleri.

Tüm bu nimetler sayesinde islamiyetin ilk ışıklarıyla kadınlar eğitilmeye, değer kazanmaya ve hatta eğitimler verebilecek seviyelere ulaşmaya başlamışlardır. Hazreti Aişe, Hz. Fatıma, Hz. Hatice o günlerden bizlere örnek olacak hanım sahabelerimizden yalnızca birkaç tanesidir.

Ve bu örnekler çerçevesinde günümüze gelecek olursak;

Eğitim yalnızca okullarda alınan diplomalar değil kendini eğitmek, donanımlı olmak ve elbette bir yerlerde kadın olarak söz sahibi olabilecek pozisyonlarda yer alabilmek demektir. Ve kadın demek toplumu elleriyle şekillendiren anne demektir. Şüphesiz; Toplumun gelecekteki temel yapısını oluşturan çocuğun eğitimi için öncelikle annenin eğitimli olması gerekir. Annenin eğitimi, çocuk eğitiminde atılacak ilk ve en önemli adımdır. Bugün bütün mesleklerin bir eğitim öğretim kurumu, okulu vardır. Ama toplumda en önemli ve en zor bir meslek olan anneliğin eğitim-öğretim kurumu yoktur. Kadının herhangi bir meslekte iyi bir kariyerinin olması veya birçok okullar bitirmesi eğitimli olduğu anlamına gelmez. Çünkü kadının aile içerisindeki başarısızlığını ev dışındaki hiçbir başarısı telafi edemez.

Toplum yapısının şekillenmesinde tesiri en güçlü unsur annedir. Dolayısıyla kadın her yerde geleceğe köprü kuran, topluma damgasını vurandır.

Kadın ve erkek bir zincirin halkaları gibi birbirine muhtaç ve bağımlılıkla yaratılmıştır. Fıtraten kendilerine yüklenmiş olan rollere sahiplendiklerinde birbirlerini tamamlayıcıdırlar. Roller karışırsa toplumun düzeni bozulmaya yüz tutar. Ne yazık ki günün sistemi kadına erkek gibi toplumu kalkındırıcı, maddeyi üretici bir rol biçmektedir.

Bugün batı, insanlığa çılgınca bir tüketim ve bunun mukabilinde üretim öngörmektedir. Bunun için de kadın ve erkek arasında ayrım yapmamaktadır. Günümüzde bu üretim ve tüketim psikolojisinin tesirinde kalan toplumumuz da kadını, kendi asli vazifesini unutturarak yalnızca tüketim unsuru olarak göstermektedir. Yapılan reklamlar, çekilen filmlerde kadın sadece ilgi çekici bir unsur ve cinsellik ifade etmektedir. Batının kadına verdiği değer yalnızca özgürlük ve cinselliktir hepimizin bildiği gibi. Ama ya tamamı Müslüman olan ülkemizde nasıl?

Maalesef Aynı batının istediği ve gösterdiği gibi. Ülkemizde kurulan aile ve sosyal politikalar bakanlığı gerekli hassasiyeti göstermekte aciz kalmakta, ve müdahale etmekte çoğu zaman geç kalmaktadır. Şiddete uğrayan bir kadının ardından üzülmek biz vatandaşların tepkisi olabilir ancak, aile ve sosyal işler bakanlığının değil.

Kadınlar her konuda eğitilmek, eğitmek zorunda ve Kendi haklarını, sınırlarını, yapması ve kaçınması gerekenleri bilmek durumundadır. Aksi takdirde dayatılan ve zorlatılan düzene uymak mecburiyetinde kalmaya mahkumdur. Hâlbuki kadın tüketim metası değil üretkendir. O toplumda insanı, insanlığı, sevgiyi, fazileti üretendir. En büyük potansiyeli olan annelikle geleceğe imza atandır.

Kadının bu potansiyelini ortaya çıkaramaması, kendine biçilen hayat rolünü oynayamaması kimlik bunalımına sebeptir. Bunun sonuçları da toplumda uzun vadede sosyal ve ahlaki buhranlar şeklinde ortaya çıkmaktadır. Şuan her birimizin maruz kaldığı ahlak ve maneviyat yozlaştırılması bunlardan yalnızca bir örnektir. Ve elbette Kadının ailedeki anne, eş ve ev hanımlığı işlevlerinin toplumsal niteliğini görmemek oldukça büyük bir gaflettir. Alkol bağımlılığı, suça ve şiddete yönelme, aşırı cinsellik, intiharlar gibi çeşitli ruhsal problemler daha çok, kadının asli görevinden uzaklaşması sebebiyle, anne şefkatinden mahrum yaşanmış çocukluğun neticeleri olarak ortaya çıkabilmektedir. Toplumun düzeni, gelişmesi ve insanlığın huzuru için kadının fıtri rolüne döndürülüp eğitilmesi şarttır.

Ülkemizde Kitap okuma alışkanlığı, düşünce ve fikir yapısını geliştirme gayretleri maalesef çok yaygın değil. Ama bunun yanı sıra el becerileri, pasta, börek, yemek çeşitleri tv dizileri, alışveriş merkezleri, ucuzlukçular, modalar, markalar, fiyatlar, indirimler hep kadının en önde gelen ilgi alanı dâhilinde. Çocukların temiz ve şık giyimli olması, vücutlarının gürbüz ve sağlıklı görünmesi de anneliğin tek ve yeterli vazifesi olarak telakki edilmektedir. Hâlbuki asıl olan, çocuğun bedeninden ziyade ruhunu doyurabilmek manevi açlıklarını giderebilmektir.
Annelik budur…

Yoksa bedeni sağlıklı ama ruhu hastalıklı; yüzü, elbisesi temiz ama fikir ve mana ufku
kirli, çocuklar yetiştirmek annelik değildir. “İyi evlatlar iyi annelerin meyveleridir
Unutulmamalıdır ki; iyi terbiye her zaman kuvvetli şahsiyetlerin eseridir.

Bir anne çocuklarıyla beraberliğini sürdürebilmek ve onların inançlı, ruhen sağlıklı olduklarını görmek mutluluğunu ancak çok önceden kendini eğitme yoluyla elde edebilir. Kendini yetiştirmeyen, geliştirmeyen bir annenin çocuklarına verebileceği bilgi birikimi zayıflayacak hatta zamanla tükenmiş olacaktır. Bu da onun çocuklar üzerindeki tesirini azaltacak, annelik yani kadınlık değerini düşürecek ve iletişimin kopmasına sebep olacaktır. Ailede annenin eğitim seviyesinin geriliği, çocuklarda terbiye ve disiplin mekanizmasının işlerliğini yitirmesi demektir.

Kişinin kendini değiştirmesi çok zor, ama mümkündür. Mümkün olmasaydı Peygamber
Efendimiz (sav) “Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim” buyurmazdı… Anne veya anne adayı, -ki her kız daha doğar doğmaz anneliğe aday bir yolcudur- çocuğunda görmek istediği üstün vasıfları önce kendi şahsında yerleştirmeye çalışmalıdır. Kadının eğitimi Annenin eğitimi demektir. Ve çocuk eğitiminde atılacak ilk ve en önemli adımdır. Allah Resulü’nün (sav) ifadesiyle, “Cennet annelerin ayağı altındadır.” Ancak öyle zannediyoruz ki bu müjde taşıdığı mesuliyetin ağırlığını bilen, sistemli bir çalışma ve gayret sarf eden, azimli, özverili kadınlar içindir.

Günümüzde çarpık ve dininin temel görevlerini dahi yerine getirmesine izin verilmeyen sistemle, hiçbir kızımıza ve kadınımıza tam anlamıyla kastettiğimiz eğitim verilmiş olamaz. Kadınlar Geçmiş yıllara göre daha zorlu bir zaman içerisinde. Manevi tahribatın zirve yaptığı, ahlaki yozlaşmanın kapımıza kadar geldiği bir dönem bu yaşadığımız. Omuzlarımıza her zamankinden daha fazla sorumluluk yüklemekteyiz. Kadın olarak, anne olarak diplomalı diplomasız ama donanımlı, şuurlu ve bilinçli olunmalı... Ki kadınlar insanlığın temel taşlarına şekiller verip bulunduğumuz toplum düzeninin içerisine bırakacağı çocukların anneleridir.

Ve Kadınlar;

İslamiyet’in üzerine yüklediği değerle şeref kazanan, Allah tarafından annelikle taçlandırılan cennet yolcularıdır…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Arşivi