Geleceğe dair hepimizin bildiği kesin bir şey, sadece bir şey; ‘öleceğim.’ Evet yarın için çok planım var, hayallerim, beklentilerim…
Yarın geçince planladığım her şey oluverdi mi? Hayır, bilemedim bazı şeyleri, aksadı planladıklarım.
Kesinlikle şunlar olacak, şöyle olacağım diyemem. Ama; ‘bir gün mutlak öleceğim’ diyebilirim. Bu yalan değil hayal de değil.
Hayal olmayanı, kesin olacağı biliyoruz da daha çok hayalle tüketiyoruz ömrümüzü, olacağa yatırım yapmıyoruz. Şaşkınlık değil midir bu, sahiden şaşkınlık değil midir?
Mustafa Sungur Ağabey’in vefatını duyup uğurlanışını da görünce ömrümü sorguladı vicdanım. Uzatılan mikrofonlara söylenenler onun ebediyetteki yerine nazar ediyordu. Bir gün ben gibi o tabuta konulacağını biliyordu. Ama ben gibi değildi, bir fark vardı. O bilmenin bilincine varmıştı. Hayatını da ona göre dolu dolu yaşadı.
Onu ilk gördüğümde kim olduğunu bilmiyordum. Üniversiteye hazırlanırken arkadaşımın çekmesiyle gittiğimiz huzurlu bir ortamda tanımıştım. Risale-i Nurları da o zaman görmüştüm. Dizlerimizi kırıp samimi bir ortamda sıcak bir çorba içtikten sonra küçük bir odaya geçmiştik. Yedi sekiz kişiydik. Yarım saat kadar konuşmuş sessiz duran bana dönüp şu kardeşimizde bir şey var demişti. Üniversite yıllarımda Sungur Ağabey’i tam tanıyınca o sohbeti hatırlamış havaya girmiştim açıkçası. ‘Şu kardeşimizde bir şey var…’ Tabi ben kendimde olan o bir şeyi henüz bulamadım. Herhalde sorun olarak söylemiştir, işte ondan çok gördüm kendimde…
Sungur Ağabeyi gördüğümde içime bir huzur inerdi. Tabir uygun değildir ama bana çok tatlı gelirdi. Çok sempatik, çok zarifti. Ona sımsıkı sarılmak isterdim. Ama bu hiç nasip olmadı.
Risaleler tatlılaştırıyordu sanki. İyi okuyan her insanda sakin bir ruh hissettim, huzur bulacağım bir liman gördüm. Naifleştirdiğini gördüm risalelerin…
Risale-i Nurlarda hakikat şiddetle anlatılmaz. Mevlana’nın, Yunus Emre’nin, Üstad Bediüzzaman’ın ince ruhu var. Sevgi var, yumuşaklık var. Hakikati Hakk’ın şefkatiyle ifade etme var. Orada anlatılan meseller hoş nakışlar işliyor yüreklere, sürekli okununca simaya yansıyor o hoşluk. Korkutmuyor nur risalesi okuyanlar, emin insanlar oluyorlar.
Öyleydi işte Sungur Ağabey. Naifti hep okuduğu için. Binlerce güzel insan bıraktı yeryüzüne, hepsi nur.
Üstad’ın; ‘Sungur, hayatınla hayatım devam edecek!’ ifadesi de manidar. Nurların devamındaki emeğini tartışmaya gerek yok, fotoğrafı herkes gördü…
Allah (c.c.) ona rahmet edeceği gibi bize de rahmet etsin.
Bir gün güzel insanlardan biri dönüp bize; hayatınla hayatım devam edecek der mi ki?
O bildiğimiz kesin günde biri bizim içinde; ‘Onun şimdi cennete olduğuna EMİNİM!’ der mi ki?
17 yaşında risalelerle tanıştı. Nur kahramanı.

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.