Net’obur nesil

Aaa! Kar yağıyor şimdi nasıl dışarı çıkayım da otobüs bileti alayım? Elektrikler kesildi faturamı yatıramadım hafta sonuna denk geldi, hangi kütüphaneye gideyim de tezime kaynak bulayım! Artık bunlara paydos.! Şimdi hayatımıza dijital bir kapı açtık. MERHABA dijital hayat, MERHABA dijital dostluklar! Peki bunlar bizden neler götürdü.?

Doğru kullanıldığı zaman insanlığın kendini geliştirmesi ve ilerlemesi açısından müthiş bir güç olan teknoloji, nasıl oluyor da yanlış kullanım halinde sağlığımıza ve hayatımızı olduğundan çok daha fazla zorlaştırıyor? Teknolojinin olumlu yanları kadar maalesef olumsuz yanları da var.

Üç yaşındaki çocuk elinde bir tablet, ona dair her şeyi biliyor, neredeyse anne babasının, dedesinin adını öğrenemeden cep telefonlarındaki oyunları öğreniyor. Bu küçük yavrularımızın dedesi bir tıp profesörü. Beyin cerrahı. Torunum gelirken odanın birini tamamen boşaltıyorum, hiçbir teknolojik alet edavat yok, artık rahatlıkla torunum odasında dolaşabilir, diye hazırlıklar yapıyor. Çünkü beyin cerrahı olarak bunların beyinde ve diğer organlarda yaptığı tahribatı en iyi bilen kişi. Torun geliyor ve ilk iş dedesinin telefonunu bilgisayarını ele geçirmeye hücum ediyor. Maddesel bağımlılık gibi durdurulamıyor. Nasıl ki yollar bir süre işlemezse yol olmaktan çıkıyor, beyindeki bilgi aktarımını yapan Sinaptik ileti de beyin çalışmalarının özeti, bilime giden yoludur. İşte bu yolları işlek tutmak gerekir.

Eskiden daha ilkokulda başlayan çarpım tablosunu öğrenmek, yerini her türlü matematiksel işlemi yapan hesap makinalara bırakınca, modern teknoloji en feci darbesini zekamıza, beynimize ve bünyemize vurmuş oldu; çünkü beynin gelişimi artık durmuş, zekayı ve diğer melekeleri hazıra alıştırmış, gelişmelerine ket vurdu. O halde asıl yapılacak olan teknolojiyi bir amaç değil araç olarak düşünerek kullanmaktır. Bütünüyle kendimizi teknolojinin emrine verirsek bunun adına kendi terminolojimle “ Teknoloji Yobazlığı” diyorum. Teknolojiyi tapınak haline getirmemek gerekir. Bütündeki yerine bilimdeki yerine, disiplinler arası bilimsel çalışma konulardaki konumuna bakmak, kısacası teknolojinin yararlarından azami ölçüde yararlanmak ama hasarlarından da azami ölçüde kaçınmak gerektiğinin önemle altını çizmek istiyorum.

Yobazlığın her türlüsüne karşıyım. Sadece dinde yobazlık yoktur. Bilim yobazları da bundan farklı düşünülemez. İşte bu nedenle internet bir aydın için ve hatta her insan için en görkemli imkan ve şartlardan birisi haline gelirken aynı zamanda da yarınki nesiller için felaket tohumlarını da atmış olduk. Bunu önce idrak edip hemen akabinde bilinçli kullanıcılar haline gelmeliyiz.

Binlerce kitap içinde dolaşıp o kitapların tozunu yutmadan, kokusunu içimize çekmeden, kitaplara dokunmadan yetişen bir nesil ne verebilir insanlığa, bilime, tarihe, kültüre, ve diğer nesillere? Eski Yunan’dan bugüne gelen binlerce alim, filozof, bilim adamı, şair ve yazarlar çıkmıştır. Sokrates, Eflatun gibi bilim insanları herhalde internet kullanmadılar. Fakat onlar; halen bugün dahi, net kullanan neslin çok çok önündeler. Önündeler dedim, bu benim bilinçli tercihimdir; çünkü bunlardan sonra gelen filozoflar hep bir öncesinin halkaları olmuştur. Bugün en son eserler veren bilim adamları, düşünür, yazarlarımız için ele aldıkları dipnotları ve kaynakları yine onlardır. Peki bunun sırrı nedir? Sırrı; zekanın, insanı ve bilimi anlamasında ve aramasında has ve halis olarak tek başına yeterli olduğudur. Unutmayalım ki teknoloji de bugün varlığını insan zekasına borçludur. Hal böyleyken insanın kendi yaptığı teknolojiye esir olması, Allah’ın bize lütfettiği zekaya haksızlık ettiğimizi gösterir. Zaten ciddi bir entelektüel için teknoloji bir tabu ya da kurgulanmış bir kalıp değildir.

Çocuklarımızı ve gençlerimizi teknolojinin kucağına attığımız zaman bütün insani ilişkiler maalesef daha başlamadan bitiyor; çünkü karşısında bir makine var onu insan yerine koymasının mümkün olmayacağını vurgulamama gerek bile yok herhalde. Sadece bilgisayarla baş başa kalan bir insanın hâl-i pürmelâlini nasıl okuyabiliriz? Hemen belirteyim kendi kendini bile anlayamamış, düşünemeyen, cansız, ruhsuz bir iskelet yığını gibi duran bir insan. Oysa bundan asırlar önce Aristo “İnsan konuşan hayvandır.” demiştir. İnternete bağlı yaşamak insanı en feci bir tutuklu, yani özgür olduğunu sanan bir mahkum yapar. Bitkisel hayatta yaşamaktan az hallice bir farkı var.

Bizim dinimizde çok önemli bir süreç vardır. Bir mümin karşılaştığı insana “Selâmün Aleyküm” der. Bunun öyle muhteşem bir anlamı vardır ki derinliğine indiğimizde insan hakikati ve yüce dinimizin eşsiz nimet ve fazileti tek tek ortaya çıkar. İnternet mahkumuna selam verdiğimizde şimdi yadırganır hale geldi. Sanki bilmediği bir dilde bir söz duymuşçasına ya tepkisiz kalıyor ya da tek yaptığı boş boş bakmak oluyor. O denli kültürden kopmalar ve asosyalleşmeler mevcut.

Hekimler insan sağlığını benim de katıldığım ve savunduğum üzere biyopsikososyal iyilik hali olarak tanımlıyor. Bir insan için sosyal hayat, biyolojik ve psikolojik sosyal hayat kadar önemlidir. Hepsi ayrı ayrı; fakat aslında bir bütündür. Sevgiyle ve sosyal kalın.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum