Mehmed'in Babası Açıklama Bekliyor

İnsanın hayatında unutamayacağı anlar vardır. Bunlardan birini, iki gün önce yaşadım. Arabamla Tandoğan Meydanı’nı geçerken, radyoda dinlediğim bir haber sonrası tüylerim diken diken oldu. Haber şöyle: “Hakkâri’de mayınlı arazide yürütülürken, mayınların patlaması sonucu, 7 askerin şehit olduğu davaya, Askeri Mahkemede devam edildiği. İddianame okunurken, şehit olan askerin babası, sanık olan generale su şişesi fırlattı. Ardından bağırmaya başladı: “Ben çocuğumu, PKK ile savaşsın diye askere yolladım. Sizin hain olduğunuzu nereden bilirdim. Oğlumu ne diye mayınlı arazide yürütüp şehit ettiniz!”
Bu çok ciddi bir iddiadır. Görüntülü basına yansıyan ses kayıtları düşündürücüdür. Ama en önemlisi, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bu konuda kamuoyunu tatmin edici bir açıklama yapmaması çok vahimdir.
Bakın daha dün Ankara’ya Diyarbakırlı 176 tane çocuk geldi. Hepsinin adı da “Gaffar Okan”. Bu çocukların yanında Diyarbakırlı babaları da var. Bu bize neyi gösteriyor. Diyarbakırlı vatandaş devletin yanındadır. Onun için Sakarya-Hendekli olup, Diyarbakır’da şehit edilen eski Emniyet Müdürü Gaffar Okan’ın adını yaşatmak adına, çocuklarına “Gaffar Okan” adını koymuştur.
Ankara’da yaşayan bir başka olayı da sizlerle daha önce paylaşmıştım. Bu olayı da ömrüm boyunca unutamam! Bu olay aynen şöyle:
O gün, yazar arkadaşımla Kızılay Postanesi’ndeydik. Postanenin havale servisinde, asker oğluna harçlık göndermeye çalışan bir baba; havale evrakını dolduramadığından, bizden yardım istedi. Ama çok çekingen, utangaç bir tavrı vardı. O’nu; konuşmalarımızla rahatlattıktan sonra, havale evrakını doldurmaya başladık. İşte, ömrüm boyunca unutamayacağım “an” başlamıştı.
Elleri nasırlı amca, eksi 30 derecede, Ağrı’nın Patnos İlçesi’nde, vatani görevini yapan oğluna 20 TL. (yanlış okumadınız yirmi TL) harçlık göndermeye çalışıyordu. Bu harçlığın 6-7 YTL’si de zaten posta masrafı olarak kesilecekti. Bu yüzden çekiniyor, utanıyor, söyleyemiyordu. Maddi yardım kabul etmeyi de asla kabul etmiyor, gururuna yediremiyordu.
Posta memurunun küçük harflerle, sıkılarak; “6 YTL kesilir, haberiniz olsun!” cümlesine karşılık; “olsun ne yapalım, kalanını göndermek istiyorum!” cümlesi karşısında; Hakkari’nin dağlarında, eksi 35 derecede, emperyalist güçlerin maşası, teröristlerin izini süren Mehmetçikler aklıma geldi.
Ardından ithal mobilyalarla döşenmiş kaloriferli bürolarda, “bugün devletten hangi ihaleyi koparabilirim, hangi kamu kuruluşu veya neredeki kamu arazisini kapatabilirim!” dolaplarını çeviren, bunu yapabilmek için, hangi yöntemle “çürük raporu alıp, askerlikten kaçarım”, senaryosunu yazan, “cibiliyetsizler” aklıma geldi.
Osman Öztunç’un “Mehmedim” adlı parçası ile daldım gittim:
“.......................................

Öyle bir ihlâs, öyle iman ki,
Secde eder cümle can ve bitki,
Bir Temmuz akşamı Allah şahid ki,
Şaha kalkmış vatan idi Mehmed’im!

Bu akşam yıldızlar sararmış gibi,
Tepeler titreşir hava kış gibi,
Bir dağın sırtında dağ varmış gibi,
Omuzlamış bir Mehmed’i Mehmed’im!”


Mehmed; Muhammed (s.a.v.)’in mübarek eliyle başını okşadığı, “emanetim sende!” dediği yiğidin adı. İster “Mehmed” deyin, isterseniz “Mehmetçik!” O; Bedr ile, Malazgirt ile, İstanbul ile, Çanakkale ile, Kıbrıs ile sembolleşen yiğidin adıdır.
Mehmed’im! Malazgirt’te yazdığı destanla, Müslüman Türk Milleti’ne Anadolu’nun kapısını açan Mehmed’im!
Fatih’in komutasında İstanbul’da yazdığı destanla, çağ kapatıp, çağ açan Mehmed’im!
Çanakkale’de yazdığı destanla, “Çanakkale’yi geçilmez” kılan Mehmed’im!
Mehmed Âkif’in, “Çanakkale Şehitlerine” dizelerinde; “Bedr’in aslanları ancak bu kadar şanlı idi.” Övgüsünü alan Mehmed’im!
Yakup Kadri’nin; “..O asker kafileleri ki, çamur ve yağmur giyerler, kurşun yerler, barut teneffüs ederler!” dediği Mehmed’im!
Mustafa Kemal’in elinde yoğrularak, muhteşem Milli Mücadele ile abideleşen Mehmed’im!
Nazım’ın deyimiyle; “Uzak Asya’dan gelip, Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan” Mehmed’im!
Anadolu diyarlarında; bazen Kuvvacı efe, bazen Kuvvacı zeybek olan Mehmed’im!
İzmir Saat Kulesi önünde; “Zito Venizelos (Yaşa Venizelos)” diye bağıran hainlerin karşısına, göğsünü siper ederek; “Kato Venizelos (Kahrol Venizelos)” diye bağırarak, ortalığı kan gölüne çeviren Mehmed’im!
Silâhından çıkan kurşun ile Ülke hudutlarını çizen Mehmed’im!
Kutsal topraklarda; İngiliz casus Lawrance ve O’nun kandırdığı kardeşlerince arkasından kurşunlanan, şair Nazım’ın ifadesiyle, “ateş ve ihaneti gören” Mehmed’im!
Kafkasya, Galiçya, Yemen, Çanakkale, saymakla bitmeyen cephelerde, susuz, katıksız kahramanca destan yazan Mehmed’im!
İnsanın bile çıkamadığı, Kıbrıs-Girne yamaçlarındaki Beşparmak Dağları’nın tepesine tank çıkaran, nasıl çıkardığını soranlara; “o anki duygularım olmadan anlatamam. Anlatabilmem için o anı yaşamam gerek!” diyen Mehmed’im!
Vatanın yanık ve kuru toprakları üstünde dövüşen Anadolu’nun heybeti ve kudreti, Mehmed’im!
Koç gibi kınalanarak, vatan savunmasına koşan Mehmed’im!
Matarasındaki son damla suyu, kendisini yaralayan düşmanının dudaklarına götüren Mehmed’im!
350 kilo mermiyi tek başına kaldırıp namluya koyan, elinde kalan tek top mermi ile “yan-yükseliş” falan filan demeden tetiğe basan, düşman gemisini en hassas noktasından vurup sulara gömen Mehmed’im!
Benim bu Mehmed’imi, sadece iç politika malzemesinde kullanmak uğruna, gündem değiştirmek uğruna, mayınlı arazide yürüten komutan, bu Milletin bağrından çıkan asker olamaz! Mehmed’in babası, Türk Silahlı Kuvvetleri’nden çok acele açıklama beklemektedir!

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum
Arşivi