Konformistlere Oy Vermeyin
Yayınlanma:
Türkiye’nin gündemini 12 Haziran’da yapılacak olan seçim oluşturuyor. Partilerin seçim beyanları, aday tanıtım programları, Yüksek Seçim Kurulu’nun kararları ardı ardına geliyor.
Meclis sohbetlerinin gündemini de seçimler oluşturuyor. Çoğu insanımızın kafasının karışık olduğunu, sorulan sorulardan rahatlıkla anlayabiliyoruz. Bu konu ile ilgili şahsıma soru soran, elektronik posta adresime mesaj gönderen okuyucularıma verilecek cevabım elbette ki var.
Milli politika izleyen, sanayide, tarımda, eğitimde, savunmada, ekonomide milli politika izleyen siyasi partiler ve adaylar mutlaka mecliste olmalı ve iktidara gelmelidir.
Bu çerçevede 12 Haziran seçimlerinde hangi adayları seçelim? İlk aklıma gelen, seçeceğimiz aday “konformist” olmamalıdır. Konformistler; nasıl yönetildiklerini bilmezler, yönetenlerin hem “en iyisini bildiklerini” hem de “bir bildiklerinin var olduğunu” düşünürler. Suya sabuna dokunmazlar, etliye sütlüye karışmazlar. Üste karşı sürekli “evet efendim” geleneğine sahiptirler. Liderler en çok konformist adayları arzularlar.
Bir toplumda değişim ve gelişme sağlanacaksa, statükocu, evet efendimci, konformist kafalarla asla yapılamaz. Konfortizm, insanların kendilerini ilgilendirmen konularda bile “hayır” deme ve şaşırma yeteneğinin kaybetmeleriyle başlar. Bir kişi şahsiyetine ve özüne yabancılaşmadan konformist olamaz.
Artık günümüz dünyasında, zengin ve bol kaynaklara sahip olmanın, toplumların kalkınması için yeterli olmadığı açıktır. Dünyada en etkin, en güçlü olan ülkeler; kaynakları bol olan değil, toplumsal aklını en iyi organize eden ülkelerdir. Toplumun güçlü olabilmesi, sahip olduğu beyin gücünü, finansmanını ve zaman kaynağını amaçlarına uygun biçimde kullanmasına bağlıdır. Finansman ve zaman kaynağını amaçlarına uygun kullanma, beyin gücü olmadan, hiçbir işe yaramaz.
Bilginin üretimi, takibi ve yönetimi, tamamen beyin gücüne dayanır. Sadece beyin gücü de tek başına işe yaramaz. Beyin gücüne sahip olanların, cesur ve kendilerini konformist olmaya zorlayan sisteme karşı mücadele ruhuna sahip olmaları gerekir. Reddedebilme, hayır diyebilme, bir bireyin kendini onaylaması demektir. Konformist olmama, kendi özünden fedakarlık etme anlamına asla gelmez. Bunları birbiri ile karıştırmayalım.
İnşallah 12 Haziran seçimleri, konformistlerin değil, kendini milli davaya adamış cesur ve yürekli insanların seçimi olur.
AB(D)’NİN İĞRENÇ IRAK PAZARLIĞI
Takke düştü, kel göründü. İngiltere’de hükümetin Irak’ın işgalinden aylar önce petrol şirketleriyle masaya oturduğu, ayan beyan ortaya çıktı. Irak Savaşı’nın petrolle bağlantılı olduğu iddiasını defalarca reddeden İngiliz hükümetinin, Mart 2003’teki işgalden önce en büyük petrol şirketleriyle Irak rezervlerinin paylaşımı konusunda görüştüğü ortaya çıktı. Petrol karşıtı eylemci Greg Muttitt’in Bilgi Edinme Yasası kapsamında elde ettiği 1000’den fazla belgeye göre, hükümet yetkilileri Ekim-Kasım 2002 arasında BP ve Shell yöneticileri ile en az beş kez görüştü. İngiliz gazetesi The Independent’ın dün ilk kez yayımladığı belgelere göre petrol pazarlığı şöyle gelişti:
Dönemin Ticaret Bakanı Elisabeth Symons işgalden beş ay önce BP yetkilileriyle görüştü. Symons, Blair’ın Irak’ta rejim değişikliğine dair Amerikan planlarına sunulacak askeri destek karşılığında, ödül olarak İngiliz şirketlerine Irak’ın rezervlerinden pay verilmesi gerektiğine inandığını söyledi.
Symons, BP adına George W. Bush yönetimine lobi yapmayı kabul etti. Zira İngiliz petrol devi, Washington’ın Fransız, Rus ve Amerikan şirketleriyle sessiz sedasız yaptığı anlaşmalardan dışlanmaktan korkuyordu.
BP, Shell ve BG (eski adıyla British Gas) ile 31 Ekim 2002’de yapılan bir toplantının tutanaklarına şu ifadeler geçti: “Barones Symons da şunu kabul etti ki, İngiltere Irak krizinde ABD’nin göze çarpan bir destekçisi olacaksa, İngiliz şirketlerinin Irak’tan pay almamasını meşrulaştırması zor olacaktır.” Belgeye göre Symons şirketleri ‘Noel’den önce ‘bilgilendireceğine” söz verdi.
İngiliz Dışişleri 6 Kasım 2002’de, BP’yi Irak’ta ‘rejim değişikliği sonrası’ fırsatlar hakkında görüşmeye çağırdı. Toplantı tutanaklarında şu ifadeler yer aldı: “Irak büyük bir petrol madeni. BP de bu pazara girmek için her şeyi göze almış durumda ve siyasi anlaşmalar yüzünden bu fırsattan olmaktan korkuyor”
Ekim 2002 tarihli bir toplantıya dair belgede İngiliz Dışişleri Ortadoğu Direktörü Edward Chaplin’in “Saddam sonrası Irak’taki faaliyetlerden İngiliz şirketlerine adil pay elde etmek konusunda kararlıydık” sözleri yer alıyor.
Bir diğer belgede ise halk önünde Irak’ta ‘stratejik çıkarı bulunmadığında’ ısrar eden BP, Dışişleri’yle yaptığı görüşmelerde “Irak uzun zamandan beri gördüğümüz her şeyden daha önemli” yorumunu yapıyor.
Irak işgalinin hemen ardından yapılan 20 yıllık kontratlar, petrol endüstrisinin en büyük anlaşmaları olarak tarihe geçmişti. Bu anlaşmalarla, ülkenin 60 milyon varillik günlük üretiminin yarısı BP ve Çin Ulusal Petrol Şirketi’nin (CNPC) oluşturduğu konsorsiyum tarafından satın alındı ki, bu konsorsiyum güney Irak’taki Rumeyla petrol yatağından yılda 658 milyon dolar kâr ediyor.
Belgeleri edinen Muttitt ise “Savaştan önce hükümet Irak’ın petrollerinde bir çıkarı olmadığında ısrar ediyordu. Şimdi görüyoruz ki, petrol esasında hükümetin göz önünde bulundurduğu en önemli stratejik noktalardan biriydi ve bu dev ödülü onlara vermek için petrol şirketleriyle gizlice işbirliği yapıldı” diye konuştu.
İşte AB(D)’nin iğrenç Irak pazarlığı ve AB(D)’nin iğrenç yüzü! AB(D)’nin Türkiye’deki sözüm’ona demokrasi havarilerine duyurulur.
Meclis sohbetlerinin gündemini de seçimler oluşturuyor. Çoğu insanımızın kafasının karışık olduğunu, sorulan sorulardan rahatlıkla anlayabiliyoruz. Bu konu ile ilgili şahsıma soru soran, elektronik posta adresime mesaj gönderen okuyucularıma verilecek cevabım elbette ki var.
Milli politika izleyen, sanayide, tarımda, eğitimde, savunmada, ekonomide milli politika izleyen siyasi partiler ve adaylar mutlaka mecliste olmalı ve iktidara gelmelidir.
Bu çerçevede 12 Haziran seçimlerinde hangi adayları seçelim? İlk aklıma gelen, seçeceğimiz aday “konformist” olmamalıdır. Konformistler; nasıl yönetildiklerini bilmezler, yönetenlerin hem “en iyisini bildiklerini” hem de “bir bildiklerinin var olduğunu” düşünürler. Suya sabuna dokunmazlar, etliye sütlüye karışmazlar. Üste karşı sürekli “evet efendim” geleneğine sahiptirler. Liderler en çok konformist adayları arzularlar.
Bir toplumda değişim ve gelişme sağlanacaksa, statükocu, evet efendimci, konformist kafalarla asla yapılamaz. Konfortizm, insanların kendilerini ilgilendirmen konularda bile “hayır” deme ve şaşırma yeteneğinin kaybetmeleriyle başlar. Bir kişi şahsiyetine ve özüne yabancılaşmadan konformist olamaz.
Artık günümüz dünyasında, zengin ve bol kaynaklara sahip olmanın, toplumların kalkınması için yeterli olmadığı açıktır. Dünyada en etkin, en güçlü olan ülkeler; kaynakları bol olan değil, toplumsal aklını en iyi organize eden ülkelerdir. Toplumun güçlü olabilmesi, sahip olduğu beyin gücünü, finansmanını ve zaman kaynağını amaçlarına uygun biçimde kullanmasına bağlıdır. Finansman ve zaman kaynağını amaçlarına uygun kullanma, beyin gücü olmadan, hiçbir işe yaramaz.
Bilginin üretimi, takibi ve yönetimi, tamamen beyin gücüne dayanır. Sadece beyin gücü de tek başına işe yaramaz. Beyin gücüne sahip olanların, cesur ve kendilerini konformist olmaya zorlayan sisteme karşı mücadele ruhuna sahip olmaları gerekir. Reddedebilme, hayır diyebilme, bir bireyin kendini onaylaması demektir. Konformist olmama, kendi özünden fedakarlık etme anlamına asla gelmez. Bunları birbiri ile karıştırmayalım.
İnşallah 12 Haziran seçimleri, konformistlerin değil, kendini milli davaya adamış cesur ve yürekli insanların seçimi olur.
AB(D)’NİN İĞRENÇ IRAK PAZARLIĞI
Takke düştü, kel göründü. İngiltere’de hükümetin Irak’ın işgalinden aylar önce petrol şirketleriyle masaya oturduğu, ayan beyan ortaya çıktı. Irak Savaşı’nın petrolle bağlantılı olduğu iddiasını defalarca reddeden İngiliz hükümetinin, Mart 2003’teki işgalden önce en büyük petrol şirketleriyle Irak rezervlerinin paylaşımı konusunda görüştüğü ortaya çıktı. Petrol karşıtı eylemci Greg Muttitt’in Bilgi Edinme Yasası kapsamında elde ettiği 1000’den fazla belgeye göre, hükümet yetkilileri Ekim-Kasım 2002 arasında BP ve Shell yöneticileri ile en az beş kez görüştü. İngiliz gazetesi The Independent’ın dün ilk kez yayımladığı belgelere göre petrol pazarlığı şöyle gelişti:
Dönemin Ticaret Bakanı Elisabeth Symons işgalden beş ay önce BP yetkilileriyle görüştü. Symons, Blair’ın Irak’ta rejim değişikliğine dair Amerikan planlarına sunulacak askeri destek karşılığında, ödül olarak İngiliz şirketlerine Irak’ın rezervlerinden pay verilmesi gerektiğine inandığını söyledi.
Symons, BP adına George W. Bush yönetimine lobi yapmayı kabul etti. Zira İngiliz petrol devi, Washington’ın Fransız, Rus ve Amerikan şirketleriyle sessiz sedasız yaptığı anlaşmalardan dışlanmaktan korkuyordu.
BP, Shell ve BG (eski adıyla British Gas) ile 31 Ekim 2002’de yapılan bir toplantının tutanaklarına şu ifadeler geçti: “Barones Symons da şunu kabul etti ki, İngiltere Irak krizinde ABD’nin göze çarpan bir destekçisi olacaksa, İngiliz şirketlerinin Irak’tan pay almamasını meşrulaştırması zor olacaktır.” Belgeye göre Symons şirketleri ‘Noel’den önce ‘bilgilendireceğine” söz verdi.
İngiliz Dışişleri 6 Kasım 2002’de, BP’yi Irak’ta ‘rejim değişikliği sonrası’ fırsatlar hakkında görüşmeye çağırdı. Toplantı tutanaklarında şu ifadeler yer aldı: “Irak büyük bir petrol madeni. BP de bu pazara girmek için her şeyi göze almış durumda ve siyasi anlaşmalar yüzünden bu fırsattan olmaktan korkuyor”
Ekim 2002 tarihli bir toplantıya dair belgede İngiliz Dışişleri Ortadoğu Direktörü Edward Chaplin’in “Saddam sonrası Irak’taki faaliyetlerden İngiliz şirketlerine adil pay elde etmek konusunda kararlıydık” sözleri yer alıyor.
Bir diğer belgede ise halk önünde Irak’ta ‘stratejik çıkarı bulunmadığında’ ısrar eden BP, Dışişleri’yle yaptığı görüşmelerde “Irak uzun zamandan beri gördüğümüz her şeyden daha önemli” yorumunu yapıyor.
Irak işgalinin hemen ardından yapılan 20 yıllık kontratlar, petrol endüstrisinin en büyük anlaşmaları olarak tarihe geçmişti. Bu anlaşmalarla, ülkenin 60 milyon varillik günlük üretiminin yarısı BP ve Çin Ulusal Petrol Şirketi’nin (CNPC) oluşturduğu konsorsiyum tarafından satın alındı ki, bu konsorsiyum güney Irak’taki Rumeyla petrol yatağından yılda 658 milyon dolar kâr ediyor.
Belgeleri edinen Muttitt ise “Savaştan önce hükümet Irak’ın petrollerinde bir çıkarı olmadığında ısrar ediyordu. Şimdi görüyoruz ki, petrol esasında hükümetin göz önünde bulundurduğu en önemli stratejik noktalardan biriydi ve bu dev ödülü onlara vermek için petrol şirketleriyle gizlice işbirliği yapıldı” diye konuştu.
İşte AB(D)’nin iğrenç Irak pazarlığı ve AB(D)’nin iğrenç yüzü! AB(D)’nin Türkiye’deki sözüm’ona demokrasi havarilerine duyurulur.





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.