Kanlı Nobelden barışçı Mevlanaya

Kanlı Nobelden barışçı Mevlanaya

Gerçek barış isteniyorsa, barış ödülü, herkes tarafından barışçı olduğu kabul edilen, barış için uğraşmış, ölümünden sonra dahi barışa katkısı olan Hz. Mevlananın adına verilmelidir

“Gerçek barış isteniyorsa, barış ödülü, herkes tarafından barışçı olduğu kabul edilen, barış için uğraşmış, ölümünden sonra dahi barışa katkısı olan Hz. Mevlana’nın adına verilmelidir”

 

Nobel Barış Ödülü, bilindiği gibi her yıl ‘ulusların ve halkların kardeşliği, silah ve orduların azaltılması ve barış kongreleri düzenlemek için en çok çaba sarf eden kişi, kişiler veya kuruluşlara’ verilir.

Norveç Nobel Komitesi tarafından verilen ödüle her yıl 150 ile 200 farklı kişi ya da kurum aday gösterilir.

Ödülün kime verileceğine 5 kişilik özel Nobel Komitesi karar verir.

Bu ödüle layık görülenler, belgenin yanı sıra, 200 gram 24 ayar altın ve 200 bin Dolarla da ödüllendirilir.

Şu sıralar Türkiye, Roj TV’nin aday gösterilmesi haberi ile çalkalanıyor. Hakkında AB’nin yanı sıra ABD’nin de terör örgütleri listesinde bulunan PKK’ya destek vermek suçundan kapatma davası açılan Roj TV’nin bu ödüle aday gösterilmesi “Nobel’in gafı” olarak değerlendiriliyor.

Gerçekten, Nobel Barış Ödülü sisteminin bir gafı mı ?

Yoksa yüzyıldır alenen yapılan törenler, verilen ödüller, biz barışçıların hala gözünü açmadı mı?

Biraz geriye gidelim:

Türkiye’deki Nobel’e aday gösterilen birkaç bayana bakalım:

Leyla Zana, Pervin Buldan, Müyesser Güneş, Ayşe Düzkan.

Peki kim bu kadınlar? Bu dört kadının da ortak özelliği PKK çizgisinde olmalarıdır.

Barış adına verilecek ödüllerin biri terörist annesine, biri teröristler için uyuşturucu ve silah kaçakçılığı yapan bir mafyanın karısına, biri de terör suçundan cezaevine girmiş Leyla Zana’ya.

Bilindiği gibi Leyla Zana aynı zamanda, terörist başı Abdullah Öcalan’ın İmralı’da kurduğu Demokratik Toplum Hareketi’nin kurucularından. 1991 seçimlerinde DEP’ten milletvekili olarak meclise girmiş, terör örgütüne üyelik, yardım ve yataklıktan hüküm giymiş, Batının dayatmaları sonucu serbest bırakılmıştı.

Ayşe Düzkan, Feminist dergisinin ve Pazartesi dergisinin yazarlarından. Bir dönem PKK’nın yayın organı Özgür Gündem’de yazmıştı. Kadın hakları, Kürt kadınları ve savaş suçları, yazılarının ana teması. Kendisi PKK’nın aktif destek verdiği “Cumartesi Anneleri” eylemlerinin katılımcıları arasındaydı. Ayrıca Helsinki Barış Treni’nin katılımcılarından biriydi.

Müesser Güneş, 1999’da oluşturulan “Barış Anneleri” sözcüsü. İki oğlu da PKK’lı, ikisi de çatışmalarda ölü ele geçirilmiş.

Pervin Buldan, PKK’lı uyuşturucu kaçakçısı Savaş Buldan’ın karısı. DEHAP milletvekili adayıydı. Yine “Cumartesi Anneleri”nin baş aktörlerinden biri.

Bu durumda Roj Tv’nin, Nobel’e aday gösterilmesi mi gaf, yoksa Nobel’in ne olduğunu anlamayanlar mı gaflette?

Abdullah Öcalan da Nobel Barış ödülü alırsa, Nobel hata mı yapıyor demeliyiz, yoksa Nobel, yıllardan beri aynı çizgisinde devam ediyor, barışseverler neden hala uyuyor, mu demeliyiz?

Nobel’de hata yok. Nobel evvelinden ezeline inancı doğrultusunda bütün canlılığı ile ödüller vermeye para saçmaya yatırım yapmaya bütün dünyanın gözünün içine baka baka devam ediyor.

Bir çok isim var, ödül verilen ya da aday gösterilen. Tanıdık isimlere şöyle bir bakın, kimler hangi kahramanlıkları ile bu ödüle layık görülmüş.

Tarih, 19 Ocak  1990.

Sovyetlerin Kızıl Ordusu XX. yüzyılda ikinci defa Bakü’yü işgal etti.

Sovyet Emperyalizminin Macaristan ve Çekoslovakya’da yaptıkları askeri müdahalenin bir yenisi Sovyetler Birliği’nin kendi üye cumhuriyetlerinden olan Azerbaycan’a da yapıldı.

1980’lerin sonlarına doğru komşusu Ermenistan tarafından saldırıya uğrayan ve Azerilerin Ermenistan’dan toplu olarak çıkarıldığı bir ortamda, Moskova’dan yardım bekleyen Azerbaycan, bunun karşılığı olarak bir askeri saldırıya daha uğradı.

Sovyet askeri birliklerinde bulunan ermeni asker ve subaylardan oluşan ordu, modern silahlarla Cumhurbaşkanı Mihail Gorbaçov’un emriyle gece saatlerinde Bakü’ye hücum ederek, bir gecede binlerce Azeri Türkünü öldürdü. Çocuk, yaşlı, kadın demeden katledilen insanların cesetleri Hazar denizine atıldı. Bu vahşeti gizlemek için ise sadece 132 kişinin öldüğü bildirildi.

Mihail Gorbaçov, yapmış olduğu bu katliam karşılığında Nobel Barış Ödülüne layık görüldü.

Barışa(!) yapmış olduğu katkılardan dolayı yine Nobel Barış ödülü almış bir başka kahraman daha tanıyalım: İzak Rabin.

19 yaşında,  bir terörist örgüt olan Haganah’ın Palmach kesimine katıldı.

“Bağımsızlıktan” sonra, 1948 Arap-İsral Savaşı’nda, Mısırlılara karşı savaşan tugaya komutanlık yaptı.

Muhammed’in zamanından beri atalarının yaşadığı topraklardan, 70 bin kişinin zorla göç etmesine neden olan Ramle ve Lydda şehirlerine yapılan saldırılara, diğer bir tugayın komutanı olarak katıldı.

1964 yılında, Başbakan Levi Eshkol tarafından İsrail Savunma Kuvvetleri Komutanlığı’na atandı.

1967 Altı Gün Savaşı’nda, saldırılara ve çoğunlukla Filistinlilerin yaşadığı Kudüs şehrinin işgal edilmesine katıldı. İsrail, 1948 yılından beri devam eden diğer savaşlarda olduğu gibi bu savaşta da Yanki İmparatorluğunun savaş malzemesi ve para desteğine sahip oldu.

1968 yılından 1973 yılına kadar ABD’de İsrail Büyükelçiliği yaptı. O zaman İmparatorluğun, İsrail’e yaptığı ekonomik ve büyük askeri yardımlarını artırmayı başardı. Bu yardımlar olmasaydı bu ülke var olmayacaktı.

İsrailli birliklerin, Lübnan ve Filistin’de, Filistinlilere karşı suç işlemeye devam ettiği yıllarda, 1984’ten 1990’a kadar savunma bakanlığı görevinde bulundu.

Birinci İntifada sırasında, İsrail’de barışçıl gösteri yapan Filistinlileri aşırı güç kullanarak bastırdı. Daha sonra göstericilere karşı kullandığı yöntemler nedeniyle ona, “kemik kıran Rabin” ünvanı verildi.

İzak Rabin’in barış(!) dolu hayatı anlatmakla bitmez.

Nobel Barış Ödülünün hakkını veren bir insan.

Bir barış(!) kahramanından daha bahsedelim. Şimon Peres:

1947 yılında, İsrail Savunma Kuvvetleri’nin atası olan Haganah terörist tugayına katıldı.

22 yaşındaki bu genç üye,  Ben Gurión tarafından  grubun  silah ve patlayıcı satın alma sorumlusu olarak atandı.

29 yaşında, Savunma Bakanlığı Genel Müdürü oldu.

Ülke onun liderliğinde, daha sonra atom bombası geliştirmek için kullanacağı ve şu anda kullanmakta olduğu nükleer reaktör dinamoyu imparatorluktan aldı.

İsrail’de, her iki intifada sırasında ve de Gazze ve Lübnan’da, “Savunma Kuvvetleri” tarafından gerçekleştirilen bütün suçları destekledi.

Sharon ile birleştikten sonra da Lübnan’daki Sabra ve Şatilla kamplarında, Filistinlilerin katledilmesini savundu.

Başbakan Erdoğan’ın Davos’ta ‘one minute’ başkaldırısı ile başlayan ve ‘sen insan öldürmeyi iyi bilirsin’  hakaretinin muhatabı, İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres de Nobel Barış Ödülsüz bırakılamazdı.

12 Eylül gecesi, Mesut Mertcan’ın tok sesiyle TRT den duyurulan ‘aziz Türk milleti’ diye başlayıp ‘ülkenin yönetimine el konmuştur’ sözü ile biten ihtilal duyurusu, Jimmy Carter’e ‘bizim çocuklar işi başardı’ haberi ile ulaştı.

Elbette Jimmy Carter da Nobel Barış Ödülünü hak edenlerden.

…………………

Peki, insanın aklına gelmez mi Nobel Vakfı hangi gelirleri ile bu ödülleri ve yardımları yapıyor.

Çıkan sonuca bakın:

Kitle imha silahları, patriot füzesi ve bir çok savaş malzemeleri üreten iki büyük firma ile. Lockheed Martin ve Honeywell International.

Lockheed Martin’in 2009 yılı satışlarının 45,2 milyar dolar olduğu düşünülürse sıradan şirketler olmadığı açıkça görülür.

Lockheed Martin ve Honeywell International şirketlerinin detayına hiç girmiyorum. Bu, kendi başına incelenmesi gereken bir konu. Sadece şu kadarı ile yetinmek gerekir ki, bu şirketler kitle imha silahları, savaş araçları üreten; bir çok yolsuzluk ve rüşvet iddialarında adı sıkça duyulan ve kazandığı milyar dolarlarla barış ödüllerinin sponsorluğunu yapan iki dev firma.

İşte Alfred Nobel’in mirası bu firmalarda.

Dünyada ne kadar çok savaş olursa bu firmalar o kadar çok kazanıyor  ve kazandıkça da barış ödülü veriyor. Barış Ödüllerinin geliri, akan kana yani savaşa bağlı.

Alfred Nobel’in hayat hikayesine de bakmak lazım. Onun hayatı ne kadar barış(!) doluydu ki, ölümünden sonra adına barış ödülleri verilsin.

21 Ekim 1833'te Stockholm'de doğdu.

Mühendis olan babası Immanuel Nobel, özellikle Kırım Savaşı sırasında Ruslara silah satarak büyük paralar kazandı. Ruslar, Immanuel Nobel’den aldığı silahlarla çok Türk kanı akıttılar.

Alfred Nobel'e silah satışından kazandığı para ile özel öğretmenlerle eğitim almasını sağladı.

Henüz onyedi yaşındayken, İsveççe, Rusça, Fransızca, İngilizce ve Almanca'yı akıcı bir şekilde konuşabilen Alfred, Kimya mühendisliği eğitimi görmesi için babası tarafından yurtdışına gönderildi ve iki yıl İsveç, Almanya, Fransa ve Amerika'da eğitim gördü.

1863 yılında Stockholm Heleneborg'da, patlayıcı madde olarak nitrogliserini kullanma yollarını araştırdığı esnasında laboratuarda çıkan bir patlama sonucu  Emil adındaki kız kardeşi dahil dört kişi hayatını kaybetti.

1866'da, Alfred Nobel, dinamiti icat etti.

Bu buluşu, Nobel'in kısa sürede bütün Avrupa'da dinamit kralı olarak tanınmasına neden oldu.

Ancak patlama nedeniyle, Stockholm şehri sınırları dahilinde çalışma yapması yasaklanan Alfred Nobel, çalışmalarına Malaren Gölü yakınlarındaki bir mavnada devam etmek durumunda kaldı.

Nobel, 1877'de, Balistit diye adlandırdığı yeni bir çeşit barut üretti.

1879'da, Paris yakınlarındaki Servan'da yeni bir laboratuvar kuran Nobel, buradaki çalışmaları sonucunda ve eşit miktarlarda nitrogliserinle, nitroselüloz karışımından oluşan, itici barutu buldu ve bu buluşuna, dumansız barut adını verdi.

Alfred Nobel, yaptığı bu buluşlarla savaşan ülkelerin cesaretini artırıp kısa zamanda çok büyük siparişler alarak dünyanın en zenginlerinden biri oldu.

Kardeşi Emil ise dünya barışı için çalışan bir gönüllüydü ve abisinin buluşları savaşta kullanılıyor diye onunla kavgalıydı.

Olağan tartışmalarının birinde Alfred, kardeşine dedi ki:

"sen savaşların olmasını, halkı bilinçlendirmeye çalışarak engelleyemezsin. Ne zaman benim patlayıcılarımdan bir tanesi bütün dünyayı yok edecek kadar gelişir, insanlar o zaman korkarak savaşı bırakırlar. Savaşı bitirecek olan yine benim."
Alfred görmedi ama patlayıcılar o kadar gelişti ki, ikinci dünya savaşı, atom bombası sayesinde son buldu, Alfred Nobel’in dediği gibi.

10 Aralık 1896'da San Remo'da geçirdiği beyin kanaması sonucu hayatını kaybetti.

Nobel, mirasının bir kısmının, yasak aşk yaşadığı Sofie Hess’e, bir kısmının ise bir cemiyet kurulup insanlık yararına ve barışına uğraşanlara verilmesini istedi.

Alfred bunu neden yaptı:

Barışçı kardeşinin ölümüne sebep olduğu, üstelik savaş gereci yaparken barış sever kardeşinin ölmesinin verdiği vicdan azabı mı?

Yoksa ölüm öncesi, hayatı film şeridi gibi gözünün önünden geçip bu dünyaya ne kazandırdım sorusunun içsel sıkıntısı mı?

Elbette bunu bilemeyiz.

Bildiğimiz şey, Alfred Nobel, iyi bir kimyacı idi. Kim bilir belki de iyi bir insandı. Buluşlarının içeriğinden dolayı yargılamak yanlış olabilir. Ya da bize düşmez.

Ama babasının hayatı, kendi hayatı, ölümünden sonra adına kurulan vakfın kimlere ödül verdiği ve bu vakfın ne ile beslendiği göz önüne alınırsa, Alfred Nobel adına ‘barış ödülü’ vermek dünya barışına yapılmış en büyük savaştır.

Gerçek barış isteniyorsa, barış ödülü, herkes tarafından barışçı olduğu kabul edilen, barış için uğraşmış, ölümünden sonra dahi barışa katkısı olan biri adına verilmelidir.

Bunu uzaklarda aramaya gerek yok.

Mevlana’nın barışçı olduğunu dünya alem bilir. Ölümünden yedi asırdan fazla geçmesine rağmen hala Mevlana, barışın simgesidir.

Din, mezhep, milliyet, etnik köken, siyasi görüş ayırt etmeksizin herkesi barış potasında yüzyıllardır birleştiren bir simgedir Mevlana.

Tüm dünyanın kabul ettiği böylesine simgeleşmiş bir kişi varken dünya barışına katkı sağlayanlar, neden geliri savaş mamullerinden olan ve savaşa katkılarıyla ün yapmış birinin adı ile verilir.

Peki bu işe kim öncülük edecek? Kim ‘Mevlana’ adı ile barış ödülü verilmesini başlatacak?

Bu iş için en uygun kurum Konya Büyükşehir Belediyesi.

Mevlana Kültür Merkezi’ne sahip çıkan, Mesnevi’nin bir çok dünya diline çevirisini yaptıran ve gerçekten Mevlana felsefesine değer veren bir kurum.

Belki, önce yerel, sonra ülke bazında ve arkasından ulusal olarak bu ödül sistemi yaygınlaştırılabilir. Barış ödülü verilecekse Mevlana’dan daha uygun bir isim bulunamaz.

Üstelik ‘Mevlana’ isminin barış ödülü adıyla anılmasıyla Konya, çok daha rahat ‘marka kent’ olacaktır.

Fakat, Mevlana adıyla barış ödülünü, Konya Belediyesi başlatacaksa, kendisinde bir takım küçük değişiklikler yapmalı.

Belediye binasının girişinde duran ‘Top Arabası’nın kaldırılması ile başlanabilir.

‘Top Arabası’ gibi bir savaş aletinin, yerel yönetim hizmet binası önünde bulundurulmasının gereğini, bununla anlatılmak isteneni kavramak mümkün değil.

Orası ‘İstiklal Şehitleri Müzesi’ değil, Kara Harp Okulu değil, Topçu Birlik değil. Orası ‘Yerel Yönetim Hizmet Binası’.  

Barış ödülleri verecek bir kurum, kendi binası önündeki savaş aleti ile arz-ı endam edip Nobel gibi gülünç duruma düşmemeli.

(MERHABA)

 

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.