Kaderine Terkedilen Fıskiyeli Havuzlar
Yaşadığımız şehrin değişik noktalarında veya merkezi yerlerinde sayıları çok az da olsa fıskiyeli havuzlar var. Bunlar genellikle daire şeklinde olur, dinlenmek isteyenler etrafına rahatça oturabilsinler ve su sesini duyabilsinler diye.
Bu tarz yerler, şehri güzelleştirmek, çarşıya pazara ilgiyi artırmak ve kısa bir süre içinde olsa halkın rahat bir nefes alıp vermelerini sağlamak içindir. Aslında iyi niyetli, halka yönelik bir yatırım ve güzel düşünülmüş bir teşebbüs.
Bu gibi yerler yapılırken her nedense içimi üzüntü ile karışık bir korku alır. Önce yapılan masrafa acırım, sonra bir müddet sonra hurdalık yığını haline geleceğini düşünerek üzülürüm. Nitekim kısa bir zaman sonra öyle de olur. Ha unutmayayım ve aklıma gelmişken onu da yazayım: Buraların da davul zurna ile açılışları falan da yapılır. Kurdeleler kesilir, çelenkler sıralanır ve alkışlar çevreye yayılır. Fıskiyelerden fışkıran sular havuzun etrafında oturanları serinletir. Havuza ilgi ve çevrede canlılık bir müddet devam eder.
Bir müddet sonra fıskiyelerden sular akmaz olur. Önce halk bu durumu yadırgar, sonra alışır. Sokak çocukları suların kesildiğini görünce devamlı akmayacağını zannederek fıskiyeyi söküp almak için betonları kırarlar. Kenarlara konan kanepeler oturulmayacak hale gelir. Komşu dükkanlar bakacakları ve koruyacakları yerde çöplerini oraya atmaya başlarlar. Çöp deposu haline gelen fıskiyeli havuzların yanından geçmemek için yolunuzu değiştirmek zorunda kalırsınız.
Bu havuz işine yaşadığımız şehirden bir kötü, bir de iyi örnek verelim:
Kötü örnek: Aziziye Camiinin önünden ve sağ taraftaki kaldırımdan Sultan Selim Camiine doğru giderken Mevlâna çarşısı sona erince tam önünüze fıskiyeli bir havuz çıkar. Yapılış tarihini bilmiyorum ama oldukça masraflı bir yatırım. Alanın dar ve sıkıcı olduğuna bakmayın, bayağı beton atılmış ve epey malzeme kullanılmış. Havuzun bulunduğu beton zemine merdivenlerle çıkılıyor ve merdivenlerle iniliyor. Her halde dikkat çeksin ve biraz da romantik olsun diye öyle yapmışlar. Belki de etraftaki manzara çok rahat görülsün diye zemini biraz yükseltmişler. Fıskiyelerin çalışmadığına ve içerisinde su bulunmadığına bakmayın. Konya’nın en şanslı ve mütevazi havuzlarından birisi. Herhalde bu olgunluğu ve haddini bilme halini biraz da Hz. Mevlâna’dan alıyor. Mevlâna çarşısını arkanıza alıp, karşıya sağ tarafa hafif dönerek baktığınız zaman Üçler Mezarlığını, görürsünüz. Tam karşınızda Sultan Selim Camii ve tarihi Yusuf Ağa Kütüphanesi yer alır. Biraz sol tarafa meyledince Mevlâna Müzesi yeşil kubbesiyle burukluğunuzu giderir.
Kendi kendime düşündüm: Bu havuzun sahibi veya sorumlusu hangi kurumsa acaba özel teşebbüse devredemez mi diye? En münâsip müşteri Mevlâna Çarşısı esnafı. Her hal de bu çarşının bir derneği veya vakfı vardır. Havuzu devralsalar da ele güne karşı güzelce bir canlandırsalar. Fıskiyeden sular akmaya başlayınca belki onların müşterileri de artmaya başlar. Rızkın nerede olduğunu biz bilemeyiz ki. Biz sadece sebebini işlemekle görevliyiz. Mevlâna Çarşısının esnafının rızkı belki de o havuzun fıskiyelerinde ve çevresinin temizliğindedir. Her şeyi belediyeler yapacak değil ya. Şehrin güzelleştirilmesinde halkın da katkısı mutlaka olmalıdır. Belediye oraya sizi de düşünerek özel bir havuz kondurmuş. Siz de belediyeyi düşünerek havuzu ayağa kaldırın veya söküp atın, orası güzel bir düzlük veya yeşil alan olsun
İyi örnek: Öğretmen evlerinin önünden eski meram yoluna doğru giderken Ahmet Öksüz üst geçidinden indiğimiz noktada önümüze Karacığan Camiine komşu güzel bir göbek çıkar. Göbeğin tam ortasında yeşil çimenlerle çevrilmiş fıskiyeli bir havuz var. Fıskiyesi çalıştığı zaman çevreyi serinletmese de rahatlatır. Havuzun etrafı bakımlı ve temiz. Oturulabilecek düzgün kanepeleri var. Çocukların girip yüzebilecekleri kadar suyu temiz. Fazla uzaklaşmadan görülebilecek bir noktadan geriye dönüp baktığımız zaman özel bir bahçe havası verir ve tesiri bırakır. Buraya biraz daha ilgi gösterilse şehrin en güzel yerlerinden birisi olabilir. Gerçi diğer örnekte olduğu gibi Mevlâna Müzesi, Kütüphanesi ve Üçler Mezarlığı gibi avantajları yok, ama yine de olabilir.
Bu iki örneğin adedini kendi türlerinde daha da çoğaltmak mümkündür.
Bir zamanlar tarihi Alaaddin Tepesini kurtaralım diye yalvarırcasına bir yazı yazmıştım. “İyi ki hatırlattın, biz de Alaaddin tepesini nasıl kurtarırız diye düşünüyorduk, teşekkür ederiz.” diyen çıkmadığı gibi, şimdiye kadar kurtarma teşebbüsünde bulunan da olmadı. Nihayet Tepeyle ilgili yeni bir gelişme var. Bizim gazetede okudum: Tepedeki düzlüğü otopark yapıyorlarmış. Hayırlı olsun. O binaları da kiraya verirlerse belki otoparkın müşterisi artar. Şimdiye kadar tarihi yerlere değer mi vermişiz ki bundan sonra verelim. Tarihi Alaaddin Tepesinin otopark yapılmasını kim istedi doğrusu merak ediyorum. Bunu ortaya çıkarmakta her halde haberi veren bizim gazeteye düşer.
Bir Alaaddin Tepesi daha yapın bakalım yapabilir misiniz? İster kurtarın ister kurtarmayın. İster oto park yapın, ister yapmayın. Belediye aşkınız, keyfiniz ve zevkiniz bilir. Eğer Alaaddin tepesini islâh etmezseniz, otopark olarak kullanılmaktan çıkarmassanız, sizin şimdi kurtarmaya çalıştığınız Selçuklu eserlerini bu hale getirenler için söylenenler, sizin için de söylenir.
Her gün yüzlerce yabancının gelip geçtiği bir yerdeki bu fıskiyeli havuzun akıbeti ne olacak, çirkin manzarası devam mı edecek? Hz. Mevlâna’nın temizlik anlayışının ve zarafetinin ürünü olarak orayı mı göstereceğiz yabancılara? Bakamıyorsanız bir gecelik işi var, yıkın gitsin. Hem yapan adam veya firma bir de yıkım parası alır. Orada meydana gelecek düzlük ve beyazlık Hz. Mevlâna’nın felsefesine daha uygun düşer ve şehrimiz de çirkin bir manzaradan kurtulmuş olur.





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.