Hz. Nuh’un diyarında Kardeşlik güneşi: Şırnak

Hz. Nuh’un diyarında Kardeşlik güneşi: Şırnak

Gitmediğin yer senin değildir... Son 1 senedir fırsat buldukça Konya dışında rastgele belirlediğim yerlere geziye çıkıyorum çoğu zaman yalnız başıma, seyahat çantamı alıp, farklı diyarlarda buluyorum kendimi.

Bir tür rahatlama, stres atma yani teşbih yerindeyse deşarj olmak için. Bu Kurban Bayramı da planımı iki hafta önceden yapmıştım. Karadeniz turu yapmayı uzun zamandır istiyordum. Bir hafta kala değişik vesilelerle daha önceden tanıştığım bir kaç güzel insan tarafından Şırnak’ta günü birlik düzenlenecek olan geziden haberdar oldum. Geziyi ‘Kimse Yok Mu? Derneği’nin organize ettiğini öğrenince ayrıca bir neşeyle birlikte Şırnak’ı görecek olmanın heyecanı çoktan beni sarmıştı bile...
    Bayramın 1. günü ailemle birlikte Sille - Esentepe’de ikamet eden akrabamızla ortak girdiğimiz Kurban ibadetimizi eda ettik. O günün akşamı da yanlarından ayrıldım. Çünkü yine yolculuğa çıkacak Şırnak’a doğru hareket edecek olan 550 kişilik kafileye katılacaktım...  
“KARDEŞLİK GÜNEŞİ”
    Geziye, farklı meslek gruplarından İstanbul, Ankara, Kahramanmaraş ve Gaziantep’ten katılan insanlar vardı. Bu güzel etkinliğe katıldığımda öğrendim ki, gezi her sene düzenleniyordu. Şırnaklı ihtiyaç sahibi insanlarımızla kaynaşma, dertleşme bayramın gereği hediyeleşme güzelliğini yaşatması amaçlanıyor. Bayramlar en çokta çocuklarımızın neşesi... Şırnaklı çocuklar, onların mutluluğu da bir şekerin tadında, hediyeleriyle birlikte yola çıktık... Sırasıyla dışından geçtiğimiz iller arasında Adana, Gaziantep bulunuyordu. Bu iki şehre daha önceden gitmiştim tabi yolculuğumuz gece sürdüğü için haliyle son görünümlerini tam keşfedemedim. Yolculuğumuzun devamında Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’ya yine gecenin karanlığında vardığımız için keşfimi yapamadım fakat yine de heyecanım artmıştı. Ne kadar da binalarını slüet haliyle izleyerek geçsekte görmüş oldum. Kendi kendime planımı yaptım, daha serbest zamanda buralara tekrar uğramaya karar verdim.
    Ve seher vakti... Yavaş yavaş gün ağarırken, içerisinde bulunduğumuz otobüs bizi Mardin’e yaklaştırıyor... Güneş kendini göstermeye başlıyor... Hayatımda görmediğim güzellikte gündoğumu tam da karşımızda bizi karşılıyor... Güneş doğarken ‘Şırnak İl Sınırı’ tabelasını görüyoruz... O an “kardeşlik güneşi” dedim kendi kendime şimdi bu kez bizzat  içinde bulunduğum kafile insanlarının yolculuğunun sonuna kadar eşlik edecek bir güneşti...  
TERÖR BÖLGENİN MUSİBETİ
    Bilindiği gibi ülkemizin doğusu son 30 senedir kanayan bir yarası, çetrefilli bir hal almış terör sorunlarıyla boğuşuyor... Ortadoğuyu hallaç pamuğuna çevirmiş bir Batı var ki bu etkiyi Türkiye’miz ister istemez içinde hissediyor... Sınıra yakınlığı nisbetince her diyar her şehir her insan bu musibetten etkileniyor. Uzaktan bakıldığında; devletimizin zamanında yapamadığı yatırımlar, istihdam sorunları ve bölgenin en büyük problemi eğitim... Son birkaç yılda yapılan demokratikleşme yasalarıyla bölge insanını anlama, devletin artık sorunlara samimi eğilimini gösterme çabaları var. Bu etkilerin neleri değiştirebildiğini ne kadar ilerleme kaydettiğini görebilme fırsatını bulduğum düşüncesiyle yolculuğumuzun ilk durağı Şırnak’ın Cizre ilçesine varmışız. Bir yandan bölgenin coğrafi değişikliği ve farklı iklimini fotoğraflıyoruz. Gabar Dağları, Cudi dağı uzaktan bizi izliyor. Cudi’nin ayette geçen Hz. Nuh’un gemisinin oturduğu dağ olma ihtimali son zamanlarda yine gündemde. Kısa zaman önce Şırnak Üniversitesi’nce düzenlenen sempozyuma katılan Dünya çapında bilinen araştırmacıların hem fikir halinde geminin kalıntılarınında incelenmesiyle bu kanıtlanmış...Yer yer çorak dağlık bir arazi arasında vaha denilecek yeşili ve dereler görüyoruz. Aynı zamanda kömür maden ocakları bölgenin istihdamında önemli yer tutuyor. En büyük ocak Cizre’nin hemen girişinde bulunuyor. İddialara göre bu ocak önceden devlet tarafından işletiliyormuş ancak terör örgütü işletmeye huzur vermemiş en sonunda özelleştirmeye mecbur kalınmış, terör örgütüne haracını vermek şartıyla... O maden ocağında Şırnaklı babalar ve gençler çalışıyor... İddianın diğer boyutu ise bu kadar riskli bir işin bölgede istihdamın en önemli unsuru olması ve çalışanların çoğunun sigortasız çalıştırılması. Bu durum terör örgütünün dolaylı yoldan hem işletme sahibini hem de Şırnaklıları köle gibi çalıştırması anlamına geliyor.  
CİZRE’DE İLK BAYRAMLAŞMA
    Cizre’ye vardığımızda Cizreli çocuklar pür neşe halinde bir yandan meraklı bakışlarla kafilenin geçişini izliyorlar. Yol boyu Cizreliler balkonlarında, bahçelerine çıkıp gelişimizi izlediler. Aracımızın durduğu yerde bizi karşılamaya gelen Cizreliler vardı... Aracımızın durupta kapısının açılmasıyla, Cizreli bir genç kardeşimiz, elinde şeker tepsisiyle içeri girdi. Bayramın ilk şekerini de almış olduğumuz için memnun kaldık. Kendimi akrabamın evine bayram ziyaretine gelmiş gibi hissettim. Burada  10-15 arkadaşımız oranın insanlarına hediyelerini ulaştırmak için araçtan indiler. Hediye paketlerinin daha küçük araçlara aktarımı sırasında etrafımızı seyre daldık bu kez meraklı bakışların sahibi bizdik. Temiz ve gülen yüzleriyle yorgunluğumuzu adeta unutturan çocuklar, nar ağaçları ayrı bir güzellikti. İlk defa nar ağacı görmenin de heyecanını yaşamış oldum.
ŞIRNAK’TA BİR HAL VAR
    Cizre’den ayrılıyoruz... Cizre’de bıraktığımız arkadaşlarımız Cizreli bir ailenin evine misafir olacak orada kahvaltılarını yapacaklardı. Bizde kahvaltımızı Şırnak’ta yapmak üzere hareket ettik. Şırnak’a doğru giderken yol boyu hiçbir problemle karşılaşmadık. Sakin ve huzurlu bir şekilde sonunda Şırnak’a vardık. Hemen girişte Polis noktası’nda durdurulduk. Ön kapıdan polisin “Hayırlı Bayramlar” selamını işittim. Çok fazla bekletmediler. Yolculuğumuz boyunca tek güvenlik noktasıydı. Bunun dışında başka hiçbir güvenlik noktasında durmadık. Bölgede ‘O Hal’in kalkmasının etkisi ve değişikliği. Evet Şırnak’ta bir hal var. Şırnak, unutulan veya unutturulan. Sürekli terörle anılan... Algı hafızamızda yer eden bir sürü negatif bilgi... Bir insanı kaybetmek kolaydır, kazanmak ise zordur. Bir toplumu da öyle kaybetmek kolay, kazanmak zordur. Bu zamana kadar bölge bu durumda, kazanılması bir yer halinde; sorunlarıyla başlarına gelen musibetlerle başbaşa bırakılmış adeta... Zor olanı seçtiğimizde kazanmış olacağız. Ya da sorunlara daha etraflıca bakabilmeliyiz. Atılması gereken adımları sadece devletten beklememeliyiz. Birleştirici sebepler aramalıyız. Paylaşmayı, dertleşmeyi bilmeliyiz. İşte Kurban Bayramı da bu hayrı sürdürmeye en güzel sebep... Birçok sivil toplum kuruluşu ve Kimse Yok Mu? gibi yardım dernekleri bölgeye sürekli uğruyor, bayramları gönül bağı haline getiriyor. Peygamber Efendimiz (S.a.v.) buyuruyor: “Ey Allah’ın kulları! Kardeş olunuz.” Kardeş olmalıyız. Aynı Peygamberin ümmetiysek. Onun doğruluk makamını sürdürmek istiyorsak. Batının ve Batının beslediği şer odaklarının güttüğü hesaplara karşı biriz demeliyiz ki hesapları boşa çıksın...
    ŞIRNAK’TAN KOPMAK ZOR OLUYOR
    Kahvaltımızı Kardelen Eğitim Kurumlarına bağlı Yağmur İlkokulu ve Ortaokulu’nda yaptık. Oradaki hava da çok güzeldi. Birçok güzel insanla tanıştım. İdarecileri, Öğretmenleri hep birlikte bölgenin huzuru için çalışan, kardeş olma bilincini taşıyan gönül erleri... Öyle insanların Şırnak’ta olması ordaki insanımız için büyük bir fedakarlık örneği... Öğretmen arkadaşlardan biri şöyle demişti; “Memurluğunun şark görev süresi dolupta başka yerlere tayini çıkınca Şırnak’tan buruk bir halde ağlayarak ayrılıyorlar.” Bu söylediği beni oldukça şaşırtmıştı... Kahvaltımızı yaptıktan sonra, okulun bahçesinde 4-5 kişilik gruplara ayrıldık. Kimin hangi mahalleye gideceği ve hangi ailelere misafir olacağımız belirlendi. Bulunduğum grupta ben dahil 5 kişiydik. Boyunlarımıza dolamak için verilen puşilerle Şırnak’ın merkez mahallesinde 14 aileye gidecek bizlere teslim edilen emanetleri, hediyeleri sahiplerine ulaştıracaktık.  Ve hareket zamanı; Ailelerle buluşmak için okuldan ayrılıyoruz. Şırnak’lı hayırsever bir arkadaşımız da kendi özel aracıyla aynı zamanda insanlarla iletişim kurabilmemiz için bize eşlik edecekti. Nasıl bir tabloyla karşılacağımızda az çok bize söylenmişti. Şırnak, ülkemiz doğurganlık sıralamasında %5.1 ile Hakkari’den sonra 2. sırada yer alan çok çocuklu ailelerin olduğu çoğunluğu fakir, terör örgütü ve devlet arasında ikilemde kalmış bir halk... Gideceğimiz mahalledeki insanlar terör örgütü tarafından zorla köylerinden çıkarılarak Şırnak merkeze yerleştirilmişler...     
GÖZLERİNDEKİ IŞILTI ADETA YOLUMUZU AYDINLATTI
    Mahalleye ulaştığımızda ise elimizdeki ihtiyaç sahibi adreslerinin yazılı olduğu ikamet pusulasıyla mahallenin girişinde önümüze gelen ilk mahalleliye listedeki isimleri sormak için yanında durduk. Şırnaklı arkadaşımız adama selam vererek isimleri sırasıyla sordu. Ve 4-5 dakika o mahalleliyle konuştu. Adam bir yandan bizi ve üzerimizdeki yeleklerdeki derneğin logosunu süzerek. Niçin geldiniz gibi sorular sordu. Arkadaşımız da, “Allah’ın rızasıyla Peygamber’imizin asırlar önce söylediği kardeşlik tavsiyesi üzerine Konya’dan buraya geldiler. Hediyelerini, emanetleri sahiplerine verecekler” dedi. Adamın gözlerindeki endişe gitti ve tekrar bizleri süzdükten sonra önceden verdiğimiz selamı alarak “Aleykümselam, hoşgeldiniz o zaman” dedi. Sonrasında aracına binerek kendisini takip etmemizi işaret ederek Şırnak sokaklarında ilerlemeye başladık. Birbirine bitişik evlerin olduğu dar sokakların içine girdik. Öndeki araç misafir olacağımız ilk ailenin evinin önüne durdu. Sokaklar çocuklarla doluydu. Yabancı olduğumuzu görünce aracımızın etrafını sardılar. Bir yandan onlarla sohbet ettik. Şekerle mutlu olduklarını gördükçe iyi ki gelmişiz dedik. Bayram’ın gerçek anlamı buydu. İfade edilemeyecek duygulara girdim. Ruhumda yükseliş hissettim. Hani oraya gidince bilinecek, kardeşlik atmosferi görülesi duygular yaşıyorduk... Çocuklardan biri Kimse yok mu? diye seslenin, herkes çıkar deyince hepimiz birden tebessüm ettik. Sokaklarda gezerken yanımızdan hiç ayrılmadılar, hep eşlik ettiler. Gözlerindeki ışıltı sokaklar boyu gezerken yolumuzu adeta aydınlattı. Bir yandan da neşemize neşe kattılar...
    Girdiğimiz her evde sıcak ve samimi sohbetler oldu. Şırnak’ın kadınları ve ihtiyarları hem dertlerini anlatıyorlar hemde sürekli bize dua ediyorlar... Evin birinde, dağlarda kendiliğinden yetişen üzüm ve nar ikram ettiler. İncirde kendiliğinden yetişiyormuş. Bunu da duyunca...Mevla’nın güzel bir lütfu diye içimden geçirdim o sırada evin en büyüğü 80 yaşındaki amca bize şöyle dua ediyordu: “Allah size o kadar versin ki şaşırıp kalın emi!..” Hep birlikte “Amin” dedik. Bu amcanın askerliğe gidiş öyküsü hayli ilginçti. Yanılmıyorsam 20 yaşında iken Ankara’dan askerliğe çağrılmış ve köyünden Ankara’ya giden trene binebilmek için günlerce yürüyerek Siirt’e gitmiş... Evlerde bazen sessizlik bazen keder bazen de karşılıklı tebessümler oldu. Şırnaklı misafirperverdi. Biz de onları Konya’ya davet ettik. Gençlerle karşılıklı telefon numaralarımızı aldık. Çocuklarla, gittiğimiz evlerdekilerin çoğuyla hatıra fotoğrafı bile çektirdik.
    Şırnaklı, bölgelerinde yaşanan çetrefilli hallerin sorumlusunun terör örgütünün olduğunun farkında. Devletin bu zamana kadar gereken ehemmiyeti gösterememesi bunun yanında devletin içinde oluşan gayri meşru yapılanmalarla birlikte terör örgütünün Şırnak insanına uyguladığı insani olmayan muameleleri acılarına acı eklemiş, bu acı yüzlerine de yansımış...  
‘KUDRET HELVA’SINDAN TATTIK
    Ve ayrılma zamanı... Gençlerle, çocuklarla vedalaşmamızda duygulu anlar oldu... Hepsini Allah’a emanet ederek yanlarından ayrıldık... Tekrar gruplar halinde dağıldığımız okula dönecektik. Aracımızla giderken sohbetimiz günboyu mahallede yaşadıklarımızdı. Okula giderken grubumuzun başındaki arkadaşımızın telefonu çaldı. Telefondaki bizi bölgenin önde gelen birisinin evinde yemeğe davet etmiş. Akşam yemeğini orda yiyecektik... Evin sahibi yine Şırnaklı bir hayırseverdi... Yemek öncesinde içerde büyükce bir salonda memleketin dört bir tarafından gelen insanlarla sohbet etme imkanı bulduk... Aralarında uzunca bir süre Şırnakta yaşayanlarda vardı. Onlar bu zamana kadar yaşadıklarını bizde günboyu yaşadıklarımızın bir kısmını oradakilerle paylaştık. Bir müddet sonra yemeğin hazır olduğu haberi geldi. Salondakilerle birlikte  evin bahçesine çıktık. Bahçeye uzunca bir sofra kurulmuş. Beni şaşırtan Şırnak’ın yemekleri İç Anadolu mutfağının nerdeyse aynısıydı... Yemekleri yerken bir yandan sohbetimiz sürdü. Evin sahibi sohbet sırasında ‘Kudret Helva’sından bahsetti. Kudret Helvası Cudi dağı’nda 50 km. kare alana Allah’ın ilahi kudretiyle asırlardır kar şeklinde yağdırılıyormuş. Kudret helvası Kur’an’da bize bildirilen ilahi nimetlerden... Bu arada herkes tatmak isteriz deyince ev sahibi evden poşet içerisinde yeşilimsi, çeşitli otların karışımından oluşan Kudret Helvası’nı getirdi. Tadı irmik helvasını ağızda erimesi ise evlerimizdeki kutu helva gibiydi...
    Allah’ın kudretinin insanlık için tecelli ettiği anlarda hep bu nimet anılmıştır... Bu tevafuk zincirinde Mevla’nın mutlaka bir hikmeti vardı...

Abidin Kurt

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum