Hayat pahalılığına çare aranıyor! Vatandaş faiz kıskacında

Hayat pahalılığına çare aranıyor! Vatandaş faiz kıskacında
Prof. Dr. Mehmet Alagöz, “Sabit gelirliler, yaşanan hayat pahalılığı hükümetin uyguladığı politikalar neticesinde oluşan adaletsiz gelir dağılımından dolayı bankalara faiz ödemek zorunda kalıyor” dedi.

Türkiye’de artan fiyatlar ve yüksek harcamalar tüketicileri kredi kartı kullanımına yönlendiriyor. Ekonomik şartlarla birlikte vatandaşlar bankalara borçlanıyor.

Düşük maaşlarla enflasyon karşısında alım gücü günden güne eriyen vatandaşlar çaresizce bankalara yöneliyor. Vatandaş borçlanıyor ancak bu borçları da ödeyemiyor. İhtiyaç kredilerinin yasal takipteki tutarlarında da büyük artış görülüyor.

‘SANAL ZENGİNLİK TOPLUMUN AZ BİR KESİMİYLE PAYLAŞILIYOR’

Birçok vatandaş faiz yükü karşısında eziliyor. Selçuk Üniversitesi (SÜ) İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Alagöz, “Türkiye’de son 24 yıldır uygulanan neoliberal ideoloji temelli sanal büyüme rakamlarıyla desteklenmiş bir zenginlik var. Bu zenginlik toplumun az bir kesimi tarafından paylaşılırken, toplumun çok önemli bir kısmı Türkiye’de oluşturulan bu zenginlikten istediği geliri alamıyor. Türk toplumu son 24 yıldır muazzam bir adaletsiz gelir dağılımıyla karşı karşıya” diye konuştu.

4-2-alagoz-001.jpg

‘GELİRSİZLİKTEN DOLAYI 157 MİLYAR DOLAR KREDİ ÇEKİLDİ’

“Zaman içerisinde gelir dağılımından yeteri kadar payı alamaması, özellikle sabit ve dar gelirlilerin yaşanan hayat pahalılığı karşısında temel ihtiyaçlarını dahi almakta zorlandığı bir dönemi ortaya çıkardı” diyen Prof. Dr. Alagöz, “Sabit gelirliler; emekliler, işçiler, memurlar temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek ve gelirden yeteri kadar pay alamadığı için hükümet eliyle bankalara muhtaç hale getirildi. Toplumda yanlış anlaşılan bir durum var; sabit gelirlilerin bankalardan çektiği krediler konut kredisi, taşıt kredisi olarak konuşuluyor. Aslında bu gerçeği yansıtmıyor. Yaklaşık olarak, 2002 yılında Türk insanının bankadan çektiği toplam kredi 4.5 milyar dolara yakındı, 2025’te geldiğimiz noktada gelirsizlikten dolayı bankadan çekilen kredi oranı 157 milyar dolara çıktı. Bu paranın 138 milyar dolarlık kısmı sadece kredi kartı borcu ve bireysel kredi borcudur. Bunun içinde konut kredisi ve taşıt kredisi mevcut değildir” ifadelerini kullandı.

‘KÜÇÜK ESNAFIN DURUMU İÇLER ACISI’

Prof. Dr. Alagöz, konuşmasında şu ifadelere yer verdi: “Bugün sisteme bakıldığında net bir şekilde görülüyor ki, 2025 yılında Türk insanı gelirsizlikten dolayı temel ihtiyaçlarını karşılama adına kredi kartı üzerinden Türk lirası bazında 3 trilyon TL’ye yakın kredi kartına borçlanmıştır. Bu borçlanmaların çoğunda da asgari tutarları ödeyerek devam etmektedir. Sabit gelirliler, yaşanan hayat pahalılığı hükümetin uyguladığı politikalar neticesinde oluşan adaletsiz gelir dağılımından dolayı şu an bankalara faiz ödemek zorunda kalıyor. Birçok vatandaşa iş hayatlarında uzun süreli çalışmalarının tek nedeninin bankaya olan faiz borçlarını ödemeye amaçlayan bir yaşan tarzı kabul ettirilmiş durumda. Türkiye’deki gelir dağılımındaki adaletsizlik sadece sabit gelirliler üzerinde değil aynı zamanda çiftçi üzerinde de etkili. Gıda-arz güvenliğini sağlayacak olan, bu ülkenin besinsel ihtiyacını karşılayacak olan ve sanayi için gerekli olan endüstriyel hammaddeyi sağlayacak olan çiftçinin, 2007 yılında 6.6 milyar dolar bankalara borcu varken, 2025 sonu itibariyle bankalara olan borcu 34 milyar dolara çıkmıştır. Çiftçi de oluşturulan sanal zenginlikten gerekli ihtiyacını alamıyor. Bugün Türkiye’de dar gelirli olarak gördüğümüz küçük esnafın da durumu içler acısıdır. Bu esnafta oluşturulan adaletiz gelir dağılımından, sanal zenginlikten ve kendine düşen payı alamamaktan dolayı Bağ-Kur borçlarını dahi ödeyemez noktaya getirilmiştir. Türkiye’de mevcut sistemde diğer dar gelirli grup, küçük işletmeler olarak adlandırdığımız KOBİ’lerde bile durum içler acısıdır. 2002 yılında bankalara yaklaşık 4.2 milyar dolar borcu olan küçük ve orta boy işletmelerin 2025 sonuna geldiğimizde bankalara borcu 135 milyar dolara çıkmıştır.”

4-1.webp

‘BU BORÇLAR NASIL TANIMLANACAK?’

Son 24 yılda Türkiye’de kişi başına düşen milli gelirin arttığına dikkat çeken Prof. Dr. Mehmet Alagöz, şunları söyledi: “Şunun sorulması gerekiyor; Türkiye son 24 yıldır zenginleşiyor. Resmi verilere göre 2025 sonunda kişi başına düşen milli gelir 18 bin 40 dolara çıktı. Dar gelirlilerin, sabit gelirlilerin, çiftçinin, küçük esnafın, KOBİ’lerin ülkede bu kadar büyük bir zenginlik varken bankacılık sistemine bu kadar yoğun şekilde borçlanması nasıl açıklanacak? Özellikle sabit gelirlilerde herhangi bir yatırım yapmadığı, borçlanmalarla konut veya taşıt almadığı 138 milyar dolara yakın borç nasıl tanımlanacak? Türk ekonomisi çok küçük bir elit kısmın daha fazla kazandığı, gelirline gelir kattığı, yüksek karlar, yüksek rantlar elde ettiği ama çok önemli bir kısmının ise var olan zenginlikten her geçen gün reel anlamında daha az pay aldığı bir noktaya gelecek.”

‘85 MİLYONUN SADECE 15 MİLYONU RAHAT GEÇİNİYOR’

Selçuk Üniversitesi (SÜ) İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Alagöz, açıklamasını şu şekilde tamamladı: “Basit bir hesaplamayla; bugün Türkiye’de 17 milyona yakın emekli ve dul, yetim ailesi var, 17-18 milyon asgari ücretli çalışan yani 28 bin lira karşılığı çalışan bir grup var, 11-12 milyon ev hanımı var, 7 milyona yakın üniversite öğrencisi hiçbir işte çalışmıyor. Bunların tamamını toparlandığında 85 milyon nüfusu olan Türkiye’nin neredeyse 15 milyonu dışında geriye kalanların asgari yaşam düzeylerinin altında bir aylık gelire sahip olduğunu görüyoruz. Açlık sınırının altında bir gelire sahipler. Açlık sınırı 36-37 bin liraya çıktı. En düşük emekli maaşı 20 bin, asgari ücret ise 28 bin lira. Bu gelirle insanların ev kiralarını veya evleri için en temel ihtiyacı olan elektrik, su, telefon, doğalgaz, gıda gibi ihtiyaçları karşılaması mümkün değil. Biran önce Türk ekonomisini yönetenlerin bu sanal zenginlik yaratan, neoliberal temelli büyüme modeli anlayışını terk etmesi lazım. Bunu yerine adaletli bir gelir dağılımını tesis eden, ülkedeki yerli katma değeri yükseltilmiş üretimi ve buna yönelik yatırımları teşvik eden kalkınma stratejilerine dönmesi lazım. Dönülmediği takdirde Türkiye ekonomisindeki bu kısır döngü devam edecek. İnsanların sürekli gelirleri yetersiz kalacak, bankacılık sisteminden borçlanma artacak dolayısıyla geliri yetersiz olan insanlar bankalara faiz ödemeye mecbur bırakılacak. Türkiye’de artık yerli üreticiyi, ulusal pazarları koruyan, üretime katkı yapan emekçilerin ve emekli oluktan sonra da hayatlarına devam etmek isteyen emeklilerin yaşam kalitesinin yükseltilmesi gerekiyor.”

Kaynak:Mesut Turan

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum