Güvenli Yaşamda Eğitim

Japonya’daki son deprem ve tsunami felaketi sebebiyle Japon halkına geçmiş olsun. Japonlar, vefakar bir millettir. 1999 yılındaki Körfez depreminde yardıma koşmuşlar ve önemli katkıları olmuştur. Kobe’de bir Türk-Japon Dostluk Derneği kurarak bunu hatırlamaktadırlar. Yine ülkemizdeki doğal afetler konusunda bilimsel çalışmalara katkı sağlamaktadırlar. Bu çalışmalardan birisi (benim de bulunduğum), İçişleri Bakanlığının JİCA ile birlikte Kobe ve Tokyo’da 2006 yılında düzenlediği Yöneticiler İçin Afet Seminerlerine 20 belediye başkanı ve il özel idare sekreteri katılmıştı.
Japonlar şehirlerini daha çok sahil bölgelere kurmaktadır. Dağlık bölgelerde genellikle ormanlık alandır. Mesela Kobe, yoğun olarak sahile yerleşmiştir. Kobe’nin yüksek kesimleri ormanlıktır ve iskana açık değildir. Yine eski Kobe sokakları çok dardır. Ayrıca bu dar sokaklar itfaiye arabalarının geçmesine de imkan vermemektir. Bazı sokaklarda elektrik hatları yukarıdan geçmektedir. Japonya başta deprem ve tusunami olmak üzere tabi afetlere önemli derecede maruz kalmaktadır.
Bu nedenle şehirlerinde afet eğitim merkezleri kurmuşlar, mesela Kobe’deki Asya Afet Eğitim Merkezi bu konularda hem teorik bilgi vermekte, hem de uygulama salonları ve laboratuvarları ile halkı eğitmektedir. Buralara gelenler çocuklar, yetişkinler ve yaşlılar olmak üzere tüm halk kesimleridir. Bu eğitim merkezlerinden birinde bir salonda deprem uygulaması yapıldı. Platformda farklı şiddetlerde depremin etkilerinin ne olduğunu orada olanlar yaşıyor ve hafızalarında bu depremin etkilerine karşı alınabilecek tedbirler beliriyor. Bir başka salonda üç boyutlu olarak sunulan bir metropol kentteki muhtemel depremin yol açtığı hasar; çöken alt yapı, fışkıran kanalizasyon, doğal gaz sızıntıları ve yangınlar, yıkılmış gökdelenleri vs. üç boyutlu olarak seyrediyorsunuz, yani yaşıyorsunuz. Bir başka salonda fırtına esiyor yolda yürüyorsunuz. Bir başka salon tsunami oluşuyor, sel felaketi oluyor. Bir başka salonda yangınla ilgili gösteri var. Bir başka salonda duman zehirlenmesi gösteriliyor: Bir odaya giriyorsunuz, her tarafı duman kaplamış. Ayakta yürürseniz boğulursunuz. Sürünerek gitmeniz gerekiyor. Sürenizde sınırlı. Eğer “çıkış” yazısını iyi takip etmezseniz, dumandan boğulup öleceğinizi belirtmek için zil çalıyor. Ayrıca ilk yardım kursları yer alıyor. Bu eğitimlerin bir tatbikat olduğunu bilseniz dahi insan heyecanlanıyor. Ama sonuçta panik haline karşı tedbir alınıyor. Ve insanın hafızasında bunlar yer ediniyor.
Japonlar güvenli yaşam önemsedikleri için devamlı hatırlamak üzere her düzeyde eğitim çalışması yapıyorlar ve katılımlarda göstermelik değildir. Yani bizdeki bu tür tatbikatlara katılım bir oyun gibi değerlendirilmekte çoğu zamanda basite alınmaktadır. Yine ülkemizde bu konular gizlenmekte ve hatırlanmamaktadır. “Aman hatırlamayalım, yoksa başımıza gelir” anlayışı oluşmaktadır. Halbuki insan unutsa da unutmasa da olaylar ve felaketler başa geliyor. Gafil avlanmak ise en kötüsüdür.
Sokaklarda arabaların düzgün park yapmaları, sokakların ve kamu alanların açık tutulması, afetlere maruz olunabilecek konularda tedbir alınması gibi tedbirler baştan düşünülmelidir. Bu nedenle eğitim çalışması sürekli hale getirilmelidir.
 Hatırladığım kadarıyla 2003 yılında Marangozlar Sanayi’nde bir yangın olmuştu. Bir depodaki odun talaşı tutuşmuş, bir işçi ölmüştü. Belediye kepçesi etraftaki bir duvarı kaldırarak yangının etrafını çevirdi. İtfaiye de biraz uzun çalışmadan sonra yangını söndürdü. Bu arada Vali bey gelmiş, esnafla yangını konuşuyordu. Belediyemizde o aralar, Kavakçılar, Marangozlar ve Mobilyacılar sanayindeki yol işgallerini önlemek için tedbirler almış, zabıta çalışıyordu hatta birkaç esnafa ceza yazmıştı. Bu cezaya muhatap olan yaşlı bir esnaf Vali beye, “Belediye sokaklardaki işgalleri önlemedi” diye şikayette bulundu. Maalesef toplumumuzda özellikle bu tür olaylarda ve sonrasında “vali nerede?, başkan nerede?, başbakan nerede?” diye aşırı bir sızlanma görülmektedir. Yangın olur, itfaiye neden gelmedi diye şikayette bulunulur. Tabi ki bunların haklı olduğu durumlar söz konusudur. Ancak bir afet halinde ilk yapılacak şey insanın kendi tedbirini almasıdır. Zaten afet sırasında böyle bağıranlar yerine, bağıramayanlarla ilgilenmek gerekir.
Afet sırasında hükümetin yada muhalefetin aşırı vaatleri de olayları tetiklemektedir. Bu nedenle afetlerin siyasi söylemlerle ele alınması üzerinde durulmalıdır.
Japon depreminin televizyonlara yansıyan kısımlarında, bu tür bağrışmaların ve karmaşaların fazla yaşanmadığını göstermektedir. Bu da yukarıda belirttiğimiz önceden eğitim çalışmalarının ne derece önemli olduğunu göstermektedir. Yine afet esnasında ve sonrasında hava şartları, su ihtiyacı gibi sorunlar önceden bir eğitimi zorunlu kılmaktadır. Japon halkı televizyonda gördüğümüz gibi, yardım almak için sıraya geçiyor ve kargaşa oluşturmuyor. Bizdeki bağrışmaları, karmaşayı hatırlamakta yarar vardır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Arşivi