Geç Kalmayalım

Onun kanatları altında dünyaya ait bir damla gözyaşı düşmez mi insanın sinesinden? Bir kez başı ağrımaz mı insanın… Bir kez yüreği sızlamaz mı? Bu kadar mı mutlu olabilir insan… bu kadar mı huzurlu olabilir? Niye daha önce gitmedim. Bu kadar zor muydu? Her yere koşarak giderken o en büyük insanın huzuruna çıkmak için niçin bu kadar bekledim? Bu yazıyı okuyanlar bu kardeşlerinin henüz otuzuna gelmemiş bir genç kardeşleri olduğunu bilerek okusunlar…
Evet… Çok geç kaldığımı düşünüyorum. Makamını ziyaret için çok ama çok geç kalmışım. Biliyorum ki geç kalanların sayısı hiç de az değil. Bu yıl şu evi halledeyim, gelecek yıl arabayı, ondan sonra hele şu oğlanı bir evereyim… Eeee? Eve bir plazma şart. Perdeler ve oda takımı da hele bir yenilensin. Sonra desen elde avuçta bir şey kalmadı.. Ne kadar inandırırıcı olur?
Bil ki ne o ev, ne araba ne çoluk çocuk, ne torun torba hiçbir şey seni O'nun huzurunda olmak kadar mutlu edemez. Ve bil ki hiçbir şey Onu seven bir ümmeti olarak O'nun huzuruna çıkmandan daha çok görevin değil.. Gitmek…
Gitmek deyince şunu da belirtmeden geçemeyeceğim: Dualar ne kadar gittiğimiz gibi dönmemek dönünce günah çukurlarına düşmemek olsa da dönüşte bir tuzakla karşılaşmamak içten değil. Ki Efendimiz şeytanın en çok uğraştığı kişileri sayarken hacıları da bu gurup içerisinde zikretmiştir. Hac veya umre… Efendiler efendisinin nuruyla feyizlenip kendi yurdunuza döndüğünüzde sizin tertemiz olmuş fıtratınızı dişlemek üzere ağzı açık pusuda bekleyen sizi tuzağa çekmek için her türlü çabayı sarfedecek öncekinden çok daha güçlü ve azimli bir şeytan ile karşılaşmamanız neredeyse olanaksız. Buna rağmen… Her şeye rağmen dua edince duamıza icabet edecek af dileyince merhametle karşılık verecek bizi seven, koruyan muhafaza eden her şeyin hakikatini bilen biri var… Her an herşeyi gören zaman ağını ören biri var… Rabbimiz var…
 Ne zaman O'na sığınsak o bize yeter… O'nun sevgisi insanı aczden ve mahrumiyetten berata ulaştıran bir kandildir ve habibi o kandilin en nadide hüzmesi… O sevgi bir gökkuşağı… O sevgi apayrı bir renk… Ve Rasulullah aşkı o büyük sevgiye açılan bir hevenk…
Ve ben özledim…. Hiçbir şeyi özlemediğim kadar… Medineli günleri... Orada kıldığım namazları… Gördüğüm niyazları… Hiç tanımadığım gözleri… Onun huzurda eğilen belleri… Lebbeyk, lebbeyk diye gökleri çınlatan dilleri…. Özledim Endonezyalı Pakistanlı Afganistanlı kardeşlerimle kurduğumuz sevgi halkalarını, onlardan dua istemeyi… Bir mümin kardeşimi irşat ile meşgulken duygularımın beni irşad etmesini… Bütün dünya bir olup ona yönelmeyi…. Çok ama çok özledim. Ve şunu çok iyi biliyorum ki bu atmosfer geç kalınacak bir atmosfer değil…
 Dün geçti bugün var mı
 Güvenme gençliğine ölen hep ihtiyar mı?
 Ümmet olana imkan dahilinde O'nu bir kez ziyaret edemeden bu dünyaya veda etmek bir mahcubiyet sebebi olmaz mı? Mahcubiyetten, mahrumiyetten, mağlubiyetten uzak bir ömür dileğiyle…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Arşivi