Fon krizinde denetim problemi! Hukukçuların soruları çoğalıyor

Fon krizinde denetim problemi! Hukukçuların soruları çoğalıyor
Son günlerde Türkiye’nin en çok konuşulan konusu olan fon soruşturması ağı genişliyor. Hukukçu Özkan Öztürk, “Mevzuatın öngördüğü denetim mekanizmalarının neden zamanında çalışmadığı sorulmalı” dedi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından sermaye piyasasındaki işlemlere yönelik yürütülen soruşturmada yeni kararlar alınırken, yatırımcılar da “Fon nedir?”, “Fon soruşturması nedir?”, “Hangi şirketler inceleniyor?” ve “Fon soruşturmasında son durum ne?” sorularına yanıt arıyor.

Hukukçu Özkan Öztürk, konuya ilişkin Merhabahaber'e açıklamalarda bulundu.

131 FONUN TAMAMINA “DOLANDIRICILIK FONU” DENİLEMEZ

17 Eylül 2026’da tasfiyeye alınan 131 fonun tamamını hukuken “dolandırıcılık fonu” olarak nitelemenin doğru olmadığını söyleyen Özkan Öztürk, “SPK’nın açıklamasına göre 7 portföy yönetim şirketine ait 131 fon tasfiyeye tabi tutuldu ve bu fonlarda 455 bin 758 tekil yatırımcı bulunuyor. SPK’nın kendi açıklamaları, olayın arka planında özellikle düşük fiili dolaşım oranına sahip hisselerde olağandışı fiyat hareketleri, ilişkili taraflar arasındaki teminatsız borçlanmalar ve fonlar üzerinden oluşan sistemik risk bulunduğunu ortaya koyuyor. Bana göre hukuki açıdan olay üç ayrı katmanda incelenmeli: Fonların yatırım stratejisinin kötüye kullanılması, Fon, yatırımcının parasının profesyonel şekilde yönetilmesi için oluşturulan bir yapı. Ancak SPK, bazı fonlarda ekonomik ve şirketlerin temel finansal büyüklükleriyle açıklanamayan fiyat hareketleri tespit edildiğini açıklıyor. Burada soru şudur: Fon yöneticileri yatırımcı adına mı hareket etti, yoksa fonun gücünü belirli kişi ve şirketlerin menfaatine mi kullandı? Eğer ikinci durum somut delillerle ortaya konulursa, artık yalnızca “yatırım zararı”ndan değil, sermaye piyasası mevzuatına aykırılık ve somut olayın niteliğine göre ceza sorumluluğundan söz edilebilir” diye konuştu.

ozkan-ozturkjpg-ab-ixdh3m0aqr7pczvtuvg-1.jpg

MANİPÜLASYON İHTİMALİ

Öztürk, “6362 sayılı SPKn m.107, sermaye piyasası araçlarının fiyatlarını veya yatırımcı kararlarını etkilemek amacıyla gerçekleştirilen işlem ve bilgi bazlı piyasa dolandırıcılığını ayrıca suç olarak düzenliyor. Dolayısıyla soruşturmanın yalnızca “para nereye gitti?” şeklinde değil; Fon hangi hisseleri aldı? Hangi tarihte aldı? Hisseyi kimlerden aldı? Fon yöneticileri ile şirket sahipleri arasında ilişki var mıydı? Alım öncesinde kimler pozisyon aldı? Fonun alımlarından sonra fiyat ne kadar yükseldi? Sonrasında kim sattı? Fon ile ilişkili taraflar arasında borç ilişkisi var mıydı Gerçek ekonomik değer ile fonun portföyünde gösterilen değer arasında fark var mıydı? sorularıyla yürütülmesi gerekir” ifadelerini kullandı.

MAĞDURLARIN HAKLARI NELER?

“Burada mağdurların haklarını dört ayrı başlıkta düşünmek gerekir” diyen Öztürk, şunları söyledi: “Tasfiye bedelinden pay alma hakkı SPK’nın 28 Eylül 2026 tarihli son açıklamasına göre tasfiyeye alınan fonlarda 17 Eylül’de TEFAS işlemlerinin durdurulması nedeniyle gerçekleşmeyen belirli talimatlar bakımından, yatırımcılara tasfiye bakiyesinden fondaki katılma payı sahipliği oranında ödeme yapılacak. Fonun gerçek malvarlığının belirlenmesi, varlıkların nakde çevrilmesi, borçların ve tasfiye giderlerinin belirlenmesi, kalan tutarın yatırımcılara dağıtılması. Ancak bu, yatırımcının yatırdığı paranın mutlaka tamamını geri alacağı anlamına gelmez. Eğer yapılan inceleme sonucunda; fon yöneticisinin, portföy yönetim şirketinin, fon kurucusunun, portföy saklama kuruluşunun, ilişkili şirketlerin, gerçek kişi yöneticilerin mevzuata aykırı işlemleriyle yatırımcının zararı arasında hukuken uygun illiyet bağı kurulabiliyorsa, ayrıca tazminat talebi gündeme gelebilir. Özellikle SPK’nın yatırım fonları rehberinde kurucunun, fonun yatırımcı haklarını koruyacak şekilde yönetiminden ve saklanmasından sorumlu olduğu açıkça belirtiliyor. Portföyün bizzat kurucu tarafından yönetilmemesi de bu sorumluluğu ortadan kaldırmıyor. Bu nedenle: “Fon battı, yatırımcı da zararına katlanır.” şeklinde otomatik bir hukuki sonuç çıkarılamaz. Önce zararın normal yatırım riski mi, yoksa hukuka aykırı işlemden doğan zarar mı olduğu belirlenmelidir.”

manset.jpg

ZARAR ETTİM DEMEK TEK BAŞINA YETERLİ DEĞİL!

Ceza dosyasındaki zarar ile hukuk davasındaki zararın birbirine karıştırılmaması gerektiğine dikkat çeken Hukukçu Özkan Öztürk, konuşmasını şu şekilde tamamladı: “Dolandırıcılık, piyasa dolandırıcılığı, güveni kötüye kullanma, suç örgütü, sermaye piyasası mevzuatına aykırılık gibi suçların oluştuğunun belirlenmesi halinde mağdurlar soruşturma ve kovuşturma süreçlerinde müşteki/katılan sıfatıyla yer alabilir. Burada özellikle önemli olan husus: Ceza dosyasındaki zarar ile hukuk davasındaki zararın birbirine karıştırılmamasıdır. Ceza soruşturması failin cezalandırılmasına yöneliktir; zararın tamamen giderilmesi için ayrıca özel hukuk yollarının da değerlendirilmesi gerekebilir. Mağdurlar somut belgeleriyle SPK’ya başvurabilir. Ancak önemli bir ayrıntı var: SPK’nın kendi açıklamasına göre SPK’ya yapılan şikâyet sonucunda Kurul mevzuata uygunluk incelemesi yapar; doğrudan yatırımcı zararının tazminine karar veren makam değildir. Dolayısıyla: SPK şikâyeti = tazminat davasının alternatifi değildir. Burada da çok dikkatli olmak gerekir. YTM, bütün yatırım fonu zararlarını otomatik olarak karşılayan bir devlet sigortası değildir. 6362 sayılı Kanun’daki YTM sistemi esas olarak yatırım kuruluşlarının, yatırımcıya ait nakit veya sermaye piyasası araçlarını teslim/ödeme yükümlülüklerini yerine getirememesinden doğan zararların belirli koşullarda tazminine ilişkindir. Dolayısıyla: “Fon zarar etti, YTM bütün zararı öder” şeklinde bir sonuç çıkarmak hukuken doğru olmaz. Bence mağdurların yapması gereken en önemli şey Her yatırımcı için zarar dosyası oluşturulmalı. Şunlar toplanmalı: Fonun adı ve kodu, alış tarihi, alış fiyatı, yatırılan toplam para, katılma payı miktarı, satış/bozdurma talimatları, tefas işlem kayıtları, banka dekontları, hesap ekstreleri, fon izahnamesi, fonun yatırım stratejisi, fon yöneticisinin açıklamaları, WhatsApp/SMS/e-posta gibi yatırım tavsiyeleri, varsa yatırım danışmanlığı kayıtları, zararın hesaplanması. Bunlar daha sonra ceza dosyası + tazminat dosyası açısından birlikte değerlendirilmelidir. Bu olayın bence en önemli hukuki sorusu şudur: “Yatırımcı fonun piyasa riskini mi üstlendi, yoksa yatırımcının zararı mevzuata aykırı işlem, manipülasyon, ilişkili taraf işlemi, görev ihlali veya denetim yükümlülüğünün ihlali nedeniyle mi meydana geldi?” İkinci ihtimal ortaya konulabilirse, mağdurlar açısından mesele basitçe “yatırım yaptım, kaybettim” olmaktan çıkar. Haksız fiil, sermaye piyasası mevzuatına aykırılık, yöneticilerin/kuruluşların sorumluluğu, varsa ceza sorumluluğu uygun illiyet bağı üzerinden ciddi bir tazminat dosyasına dönüşebilir. Ayrıca olayın ölçeği de oldukça büyük: SPK, tasfiye edilen 131 fonda 455.758 tekil yatırımcı bulunduğunu açıkladı.”

Kaynak:Hamide Yıldırım

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.