Depremden Ders Çıkarmayı Becerebilmek
Yayınlanma:
* Kibir bele bağlanmış taştır. Onunla ne yüzülür, ne de uçulur. (Hacı Bayram Veli)
Van-Erciş’te yaşanan deprem sonrasında 600’e yakın insanımız hayatını kaybetti. Ölenlere Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum.
Elbette her doğal afetten olduğu gibi depremden de toplum olarak ders çıkartmak zorundayız. Irkçılık kokan yaklaşımların ülkemize hiçbir faydasının olmadığını, aksine bölücü unsurların ekmeğine yağ süreceğini tekrar hatırlatıyorum. Hassas konularla ilgili yorum yaparken dikkatli olmak zorundayız. Biraz dikkatle bakmayı becerebilirsek; ‘İlahi ikazı’ biz hayatımızın her safhasında görebiliriz. Bu nedenle daha önce de farklı zeminlerde ifade ettiğim gibi; deprem sonrası oluşan atmosfer kardeşliğin yeniden güçlü bir şekilde tesis edilmesi için umut vericidir. Kardeşlik bağlarımızı güçlendirmek, birbirimizi anlamak ve ihtiyaç sahibi insanlarımıza yurdun hangi köşesinde olursa olsun el uzatmak hepimizin üzerine vazifedir. Aksini düşünmek, ‘oh olsun’ yaklaşımında bulunmak, yurdun bir bölümünü bölücü unsurlara ‘psikolojik olarak’ terk etmek olacaktır. Fitnecilere, fırsat gözleyenlere lütfen malzeme vermeyelim…
Kanaatimce bu konuda en anlamlı çaba; şehit polis memuru Şaban Kılıçarslan’ın eşi İnci Kılıçarslan’dan gelmiştir. 2 hafta önce eşi bölücü terör örgütü tarafından şehit edilen İnci Hanım, Vanlı depremzedeler için ‘Kardeşlik kampanyası’ başlatmış ve şehit maaşını yardım için bağışlamış… Milletimizin ne denli sağduyu sahibi reflekslere sahip olduğunun karakteristik örneği bu… Onların sağduyusu ve basireti sayesinde hainler, fitneciler emellerine ulaşamayacaktır…
1999 yılında yaşanan 17 Temmuz Marmara Depremi’nin yol açtığı yıkımı bir gazeteci olarak içim ağlayarak yerinde gözlemlemiştim. Elbette Marmara Depremi, çok daha büyük alanda ve çok daha büyük yıkıma sebep olan bir felaketti. Ancak Marmara Depremi sonrası, devlet kurumları müdahalede epey ağır kalmıştı. Van Depremi’ne müdahalede ise devlet kurumlarının çok daha hızlı hareket ettiği, özellikle arama-kurtarma faaliyetlerinin daha etkin yürütüldüğü dikkatimizi çeken ilk unsurdur. Evet, organizasyonla ilgili çeşitli sıkıntılar yaşandı, ilk hafta içerisinde bu sıkıntılar bir ölçüde normal kabul edilebilir. Oluşan aksaklıklardan ders çıkartmak zorundayız. Ancak devletin bütün birimlerinin ve Türkiye’nin dört bir yanındaki sivil toplum kuruluşlarının deprem müdahalesine yaraları sarmak için koşması son derece önemlidir. BDP’lilerin fitnecilikteki-bölücü söylemlerdeki maharetini (!) deprem sonrası müdahalelerde ortaya koyamaması ise son derece anlamlıdır. Bu iş böyledir; ‘kimileri laf, kimileri iş üretir.’
Çağrımız memleketimizin sağduyulu insanlarına; memleketimizin diğer köşeleri gibi Van da bizim, Hakkari de… Depremzedelere ve diğer ihtiyaç sahibi insanlarımıza yurdun hangi köşesinde olursa olsun ‘güvenilir kuruluşlar üzerinden’ el uzatalım, kardeşlik bağlarımızı güçlendirelim… Ne kara, ne de gri propaganda yapmak isteyen kötü niyetlilere fırsat vermeyelim…
**
BAZI İŞLER TAKILDIKÇA TAKILIYOR
Konya yatırımlarından (nedense) bir tanesi bile takılmadan ilerlemiyor. Ya hesaplanmayan gecikmeler ortaya çıkıyor, ya da proje ile ortaya çıkan eser arasında bariz bir uyumsuzluk….
Konuyu iki örnekle ele alalım…
İL HALK KÜTÜPHANESİ: Büyükşehir Belediyesi’nin önem verdiği İl Halk Kütüphanesi binası güya 2010 yılının sonunda açılacaktı. 6,5 milyon TL’ye tamamlanan kütüphane binası, tamamlandı ancak bir türlü açılamadı. Ağustos 2010’da Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Akyürek, yeni Kütüphane’nin yıl sonunda tamamlanarak halkın hizmetine sunulacağını açıklamıştı. 2010’un sonunu geçtik, 2011’in sonuna geliyoruz, Kütüphane ne zaman açılacak diye bekliyoruz…
Kütüphane’nin öğrencilerin daha kolay ulaşabileceği bir merkeze taşınması düşüncesi ve çok daha iyi fiziki koşulların sunulduğu modern bir binada hizmet verecek olması önemli. Yeni kütüphane binası öğrencileri okumaya ve araştırmaya cezbedebilecek nitelikte. Ancak bir taraftan da Kültürpark içerisinde yapılaşma yoğunluğu ile ilgili bir çelişkinin de yaşandığı ortada. ‘Kültürpark içerisinde iki katlı bina olmaz, bu bina çok çirkin, hem yapılaşma yoğunluğunu azaltalım’ diye son derece isabetli bir tercihle düşünceyle Fuar Kültür Merkezi’ni yıkacaksınız, ardından üç katlı Kütüphane binasını konduracaksınız. Binanın önceki yapıya kıyasla mimari kalitesi, güzelliği ayrı konu; bu durum bir çelişki olarak ortadadır…
BANLİYÖ HATTI: Şehir içi banliyö hattının oluşturulması fikrini ortaya atan ilk isim dönemin Selçuklu Belediye Başkanı Adem Esen’di. Bu fikrin hayata geçirilmesi için bir süre sonra Devlet Demiryolları Genel Müdürü Süleyman Karaman ve Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Akyürek arasında 18 kilometrelik ‘Şehir İçi Ek Hat Protokolü’ imzalanmıştı. Bu konuda şu iki sorundan başka bir şey söylemeye ihtiyaç duymuyorum; 18 kilometrelik banliyö hattından son dönemde haber alan var mı? Ne Büyükşehir’den, ne de DDY yetkililerinden bu konuda bir cümle dahi duyan oldu mu?
**
KONYA’YI YÖNETENLER İÇİN İLGİNÇ TESPİT
Konya’da belli başlı alışkanlıklar kolay kolay değişmiyor. Şehirde kollektif iş yapma alışkanlığının zayıflığı, bireysel olarak öne çıkma uğraşı değişmesi zor olan alışkanlıklar arasında öne çıkıyor. Pastayı büyütmek yerine, ‘az olsun da benim olsun’ anlayışı var ne yazık ki. Bu, pas vermek yerine topu uzun süre ayağında tutan, sonra da rakibe kaptıran bir futbolcunun durumuna benziyor. Oysa pas verse, rakibe kaptırmayacak, gol atacak…
Bir dostumun bu alışkanlıkla ilgili tespitini paylaşmak isterim: “Bir parkta çok sayıda çocuk var. Bu çocukların çoğunun çeşit çeşit oyuncağı var. Ancak çocuklardan hiçbiri, ‘ya biri benim elimden alırsa’ kaygısıyla oyuncağını ortaya çıkarıp oynamıyor. Ne kendisi oyuncağını oynuyor, ne de oyuncağı olmayanlara oynatıyor. Konya’nın durumu buna benziyor…”
Van-Erciş’te yaşanan deprem sonrasında 600’e yakın insanımız hayatını kaybetti. Ölenlere Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum.
Elbette her doğal afetten olduğu gibi depremden de toplum olarak ders çıkartmak zorundayız. Irkçılık kokan yaklaşımların ülkemize hiçbir faydasının olmadığını, aksine bölücü unsurların ekmeğine yağ süreceğini tekrar hatırlatıyorum. Hassas konularla ilgili yorum yaparken dikkatli olmak zorundayız. Biraz dikkatle bakmayı becerebilirsek; ‘İlahi ikazı’ biz hayatımızın her safhasında görebiliriz. Bu nedenle daha önce de farklı zeminlerde ifade ettiğim gibi; deprem sonrası oluşan atmosfer kardeşliğin yeniden güçlü bir şekilde tesis edilmesi için umut vericidir. Kardeşlik bağlarımızı güçlendirmek, birbirimizi anlamak ve ihtiyaç sahibi insanlarımıza yurdun hangi köşesinde olursa olsun el uzatmak hepimizin üzerine vazifedir. Aksini düşünmek, ‘oh olsun’ yaklaşımında bulunmak, yurdun bir bölümünü bölücü unsurlara ‘psikolojik olarak’ terk etmek olacaktır. Fitnecilere, fırsat gözleyenlere lütfen malzeme vermeyelim…
Kanaatimce bu konuda en anlamlı çaba; şehit polis memuru Şaban Kılıçarslan’ın eşi İnci Kılıçarslan’dan gelmiştir. 2 hafta önce eşi bölücü terör örgütü tarafından şehit edilen İnci Hanım, Vanlı depremzedeler için ‘Kardeşlik kampanyası’ başlatmış ve şehit maaşını yardım için bağışlamış… Milletimizin ne denli sağduyu sahibi reflekslere sahip olduğunun karakteristik örneği bu… Onların sağduyusu ve basireti sayesinde hainler, fitneciler emellerine ulaşamayacaktır…
1999 yılında yaşanan 17 Temmuz Marmara Depremi’nin yol açtığı yıkımı bir gazeteci olarak içim ağlayarak yerinde gözlemlemiştim. Elbette Marmara Depremi, çok daha büyük alanda ve çok daha büyük yıkıma sebep olan bir felaketti. Ancak Marmara Depremi sonrası, devlet kurumları müdahalede epey ağır kalmıştı. Van Depremi’ne müdahalede ise devlet kurumlarının çok daha hızlı hareket ettiği, özellikle arama-kurtarma faaliyetlerinin daha etkin yürütüldüğü dikkatimizi çeken ilk unsurdur. Evet, organizasyonla ilgili çeşitli sıkıntılar yaşandı, ilk hafta içerisinde bu sıkıntılar bir ölçüde normal kabul edilebilir. Oluşan aksaklıklardan ders çıkartmak zorundayız. Ancak devletin bütün birimlerinin ve Türkiye’nin dört bir yanındaki sivil toplum kuruluşlarının deprem müdahalesine yaraları sarmak için koşması son derece önemlidir. BDP’lilerin fitnecilikteki-bölücü söylemlerdeki maharetini (!) deprem sonrası müdahalelerde ortaya koyamaması ise son derece anlamlıdır. Bu iş böyledir; ‘kimileri laf, kimileri iş üretir.’
Çağrımız memleketimizin sağduyulu insanlarına; memleketimizin diğer köşeleri gibi Van da bizim, Hakkari de… Depremzedelere ve diğer ihtiyaç sahibi insanlarımıza yurdun hangi köşesinde olursa olsun ‘güvenilir kuruluşlar üzerinden’ el uzatalım, kardeşlik bağlarımızı güçlendirelim… Ne kara, ne de gri propaganda yapmak isteyen kötü niyetlilere fırsat vermeyelim…
**
BAZI İŞLER TAKILDIKÇA TAKILIYOR
Konya yatırımlarından (nedense) bir tanesi bile takılmadan ilerlemiyor. Ya hesaplanmayan gecikmeler ortaya çıkıyor, ya da proje ile ortaya çıkan eser arasında bariz bir uyumsuzluk….
Konuyu iki örnekle ele alalım…
İL HALK KÜTÜPHANESİ: Büyükşehir Belediyesi’nin önem verdiği İl Halk Kütüphanesi binası güya 2010 yılının sonunda açılacaktı. 6,5 milyon TL’ye tamamlanan kütüphane binası, tamamlandı ancak bir türlü açılamadı. Ağustos 2010’da Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Akyürek, yeni Kütüphane’nin yıl sonunda tamamlanarak halkın hizmetine sunulacağını açıklamıştı. 2010’un sonunu geçtik, 2011’in sonuna geliyoruz, Kütüphane ne zaman açılacak diye bekliyoruz…
Kütüphane’nin öğrencilerin daha kolay ulaşabileceği bir merkeze taşınması düşüncesi ve çok daha iyi fiziki koşulların sunulduğu modern bir binada hizmet verecek olması önemli. Yeni kütüphane binası öğrencileri okumaya ve araştırmaya cezbedebilecek nitelikte. Ancak bir taraftan da Kültürpark içerisinde yapılaşma yoğunluğu ile ilgili bir çelişkinin de yaşandığı ortada. ‘Kültürpark içerisinde iki katlı bina olmaz, bu bina çok çirkin, hem yapılaşma yoğunluğunu azaltalım’ diye son derece isabetli bir tercihle düşünceyle Fuar Kültür Merkezi’ni yıkacaksınız, ardından üç katlı Kütüphane binasını konduracaksınız. Binanın önceki yapıya kıyasla mimari kalitesi, güzelliği ayrı konu; bu durum bir çelişki olarak ortadadır…
BANLİYÖ HATTI: Şehir içi banliyö hattının oluşturulması fikrini ortaya atan ilk isim dönemin Selçuklu Belediye Başkanı Adem Esen’di. Bu fikrin hayata geçirilmesi için bir süre sonra Devlet Demiryolları Genel Müdürü Süleyman Karaman ve Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Akyürek arasında 18 kilometrelik ‘Şehir İçi Ek Hat Protokolü’ imzalanmıştı. Bu konuda şu iki sorundan başka bir şey söylemeye ihtiyaç duymuyorum; 18 kilometrelik banliyö hattından son dönemde haber alan var mı? Ne Büyükşehir’den, ne de DDY yetkililerinden bu konuda bir cümle dahi duyan oldu mu?
**
KONYA’YI YÖNETENLER İÇİN İLGİNÇ TESPİT
Konya’da belli başlı alışkanlıklar kolay kolay değişmiyor. Şehirde kollektif iş yapma alışkanlığının zayıflığı, bireysel olarak öne çıkma uğraşı değişmesi zor olan alışkanlıklar arasında öne çıkıyor. Pastayı büyütmek yerine, ‘az olsun da benim olsun’ anlayışı var ne yazık ki. Bu, pas vermek yerine topu uzun süre ayağında tutan, sonra da rakibe kaptıran bir futbolcunun durumuna benziyor. Oysa pas verse, rakibe kaptırmayacak, gol atacak…
Bir dostumun bu alışkanlıkla ilgili tespitini paylaşmak isterim: “Bir parkta çok sayıda çocuk var. Bu çocukların çoğunun çeşit çeşit oyuncağı var. Ancak çocuklardan hiçbiri, ‘ya biri benim elimden alırsa’ kaygısıyla oyuncağını ortaya çıkarıp oynamıyor. Ne kendisi oyuncağını oynuyor, ne de oyuncağı olmayanlara oynatıyor. Konya’nın durumu buna benziyor…”





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.