Çözülme
Batı toplumlarından farklı ve güzel özeliklerimizden biri olan sağlam aile yapısı ve aile içinde fertlerin bir birine bağlılığı bunun yanında aile içindeki fertlerin bir birine saygılı oluşu bize ait güzel hasletlerimizden biriydi. Bu özelliğimizi maalesef kaybetmeye başladık. Çevremizde gittikçe boşanmaların ar tığına şahit oluyoruz toplumun “huyu-suyu'' değişti dedirtecek kadar fazlalaştı.
Bir avukat dostumla konuşurken laf dönüp dolaştı toplumsal çözülmelere geldi. Toplumsal çözülmelerden aile yapımızı bir ağacı içten içe kemiren kurt misali toplumu içten içe bir kurt kemirmekte. Eşler birlikteliklerini en ufacık bir tartışmayla sürdüremez hale getirip. Bunun sonucu da evlilikler uzun yaşamamakta boşanmalar artmaktadır. Deyince:
-Evet, boşanma bir haktır. Fakat toplumsal bir yara oldu. Toplum kan kaybediyor diye söze başladı.
Eskiden bu davalara Asliye Hukuk Mahkemeleri bakardı. 2003 yılında Aile Mahkemeleri kuruldu. Aile mahkemeleri kurulduğunda bir taneydi. Dokuz on yıl içinde aile mahkemeleri iş yükünden dolayı sayıları yediye çıktı.
Avukat dostum ben matematik olarak şöyle hesap ediyorum. Her aile mahkemesinde altı yüz dosya var. Yedi tane altı yüzü, yuvarlak hesap edersek, dört bin beş yüz dosya yakındır. Demek ki şehrimizde yaklaşık dört bin beş yüz dosya bulunmakta, bunların bin beş yüz tanesini nafaka ve çocuğun velayeti davası sayarsak, yaklaşık olarak bu ilde üç bin ile dört bin arasında aile boşanmakta. İki yüz elli bin aileli bir şehri düşün on yılda otuz bin ile kırk bin aile boşanmış olur. Buda demek oluyor ki yaklaşık olarak altı aile den biri boşanmış oluyor. Bunların acısını elbette parçalanmış ailelerin çocukları acıyı çekmektedir.''
Şöyle çocukluğum aklıma gelmişti iki yüz haneli köyde belki iki üç ailenin boşandığını duymuştum. Seksenli yıllardan sonra bu sayı gittikçe artıyor. Batı toplumu dediğimiz refah toplumlarındaki aile yapısının durumu bizim aile kurumuza musallat olmaya başlamasıyla boşanmalar artmış ve ardından parçalanmış aile çocuklarının problemleri ortaya çıkmaktadır. Şöyle bir söz var, evlilik aşkla başlar fakat nasıl aşk bu ki eşler arasındaki aşklar çok çabuk hüsrana uğramakta, eşler bir birlerine katlanamamaktadırlar. Cicim ayları geçince geçim ayları nasıl olur diye düşünürken: Eski toprak dediğimiz dedelerimize sorunca suale şöyle cevap verirler ''Hanım sinirlenip kızıp bağrınca; ben susarım, ben kızıp bağırıp sinirlenince de hanım susar'' böylece yıllarca geçinip gitmekteyiz, derler.
Gençler evlenirken evleneceği ailenin durumunu da kabullenmeli şöyle kulak misafiri olduğumuzda eşlerin tartışmalarına üçüncü kişilerin karıştığını ve bu üçüncü kişilerinde karışmasıyla ufacık eften püften meselelerin tartışmalar büyüyüp işleri daha çok çıkmaza sürüklemektedir. Eşler sevdiği kişinin anne ve babasını kardeşlerini kabullenmek ve onlara gerekli ilgi ve saygıyı göstermelidir. İki tarafa da aynı uzaklıkta durup anne ve babaları incitmeden, eşler birlikteliği sürdürmelidirler. Eşler enaniyet duygusuna kapılmadan ben duygusunu bırakıp biz ailemiz duygusunu rehber tutup eşini, çocuklarını ve eşinin ailesini sevgiyle, saygıyla kucaklayıp, eşler arasında en ufacık anlaşmazlıkları güç mücadelesine dönüştürüp, kişilik çatışmasına çevirip, ruh sağlıklarını bozacak hale getirip mahkeme kapılarında soluğu alarak, ağır bedeli iki tarafta ödeyerek en ağır bedeli de çocuklara ödetmekle birlikteliği sonlandırmak ne acı bir tablo olduğunu çevrede yaşanılan gerçekleri tecrübe edip, eşlerin bir daha aklı selim ile düşünerek birlikteliği sonlandırma değil de birlikteliği yürütme yollarını düşünmeye davet etmeli.





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.