Çalışma İlişkilerinde Değerler
Yayınlanma:
Geçtiğimiz hafta Konya sivil toplum örgütlerinin düzenlediği Ufuk Turu’nun konusu değerler konusu idi. İnsanın ve toplumların hareket tarzlarını etkileyen değerler sistemidir. Bazen insanların benimsedikleri söyledikleri değerlerle, hal ve hareketleri çelişkili olabilir. Mesela işçi haklarından yana olduklarını söyleyen kişilerin kul haklarına riayet etmedikleri görülebilir.
Bu toplantılarda bana verilen konu olan, çalışma ilişkilerindeki değerler üzerinde durdum. Sanayileşme esas olarak Batı ülkelerinde başladığı için işçi-işveren ilişkileri de sanayi ve sanayi ötesi toplumlarda o toplumların değerlerine göre şekillenmektedir. Klasik eserlerimizde bu konudaki bilgiler yaşanılan dönemin tarıma dayalı olmasından dolayı yeniden değerlendirmeye muhtaçtır. Bu alanda İslam toplumlarında ciddi sorunlar ortaya çıkmaktadır. Yine İslam iktisadı ile ilgili çalışmalar daha çok para ve finans konusundadır ve endüstriyel ilişkiler konusunda daha zayıftır. Nitekim özel kesimdeki işçilerin yüzde 90’ a yakın kıdem tazminatı alamamaktadır. Sendikalaşma da daha çok kamu sektöründe ağırlıklı haldedir. Yine kadınların çalışma hayatına katılmaları ayrı bir tartışma konusudur. Hiçbir İslam ülkelerinde Japonya’dakine benzer endüstriyel ilişkiler sistemi de kurulamamıştır. Nitekim Japonya da Japon kültüründen kaynaklanan bir sistem oluşmuştur. Bu sistem Japonya’ya has değerler üzerine kurulmuştur. Yani çatışmacılık yerine milli menfaatlerini ön planda tutmak esas alınmıştır. Bu sistem sayesinde Japonya dünyanın en güçlü ikinci ekonomisi arasında yer almaktadır.
İşletmelerde işçi ve işveren, ahlakilik esasıyla hareket eder, birbirlerinin hak ve hukuklarına riayet ederlerse rekabetçi bir iş çevresinde taraflar zarar ederler mi? Çalışanının hakkını gözetmeyen işveren, çevresinde eleştirilir mi? İşçinin hakkını vermediği halde kişi kendisini nasıl dürüst olarak görebilir? İşçi haklarında sıkıntı varken bu haklar nasıl korunacaktır? Çatışma ile mi yoksa ahlaki bir eğitimle mi? Zorlayıcı yasal tedbirlerle hak elde etmek çoğu zaman zordur. Nitekim işsizliğin ve mesleki eğitimin önemli bir problem olduğu, hatta yetersiz olduğu durumlarda bunun çare olmadığı görülmektedir. Diğer taraftan çalışanlarında verimli çalışmaları, dürüst olmaları işletmelerde yöneticilerin ve sahiplerinin ahlaki davranışta önder rol almaları ve işletmelerin açık şekilde ahlaki kriterler geliştirmelerinde yarar vardır. Çalışanlar arasında hakkaniyete riayet, adil ücret, çalışanların şahsiyetlerine saygı ve iş görene gereksiz baskı yapmamak ta dikkate edilmelidir. Ülkemizdeki sendikacılığın işçi haklarını sağlamada yetersiz kaldığı da bir gerçektir. Çünkü ücret üzerine odaklaşan, işletmeyi hesaba katmayan çatışmacı bir anlayış fayda vermemektedir.
Özel sektörde sendikalaşma fazla değildir. Hatta sendikalar bazı özel sektör işletmeleri için bir kabul olarak görülmektedir. Böyle bir tecrübeyi yaşamış işverenin hikayesi şöyledir: Ürünlerinin önemli bir kısmını ihraç eden bir işletme sahibi-yöneticisi işçiler sendikalı olmasın diye yıllarca dua eder. Çünkü sendikanın işletmesini bitireceğine inanır. Yurt dışına iş bağlantısına gittiği bir günün ertesinde, kardeşi ertesi gün telefon eder. Ağlayarak “bizim işletmeye de sendika girdi”, der. O da programını iptal ederek, Amerika’dan döner. Ama iki gün gözüne uyku girmez. Hemen fabrikasına gelir, işçi sendikasının başkanını bürosuna çağırır. Sendika başkanının yanındaki koruması silahlıdır. İşletmenin sahibi sendika başkanına güler yüzle davranınca başkan, korumasını dışarı gönderir. Patron, fabrikanın anahtarını sendika başkanının önüne koyar. Ve der ki: “işte on beş sene çalışıp biriktirdiğim sermayenin anahtarları burada. Alın çalıştırın”. Bunun üzerine sendika başkanı, karşılıklı anlaşmalarının daha iyi olacağını söyler. Bu arada işletme, teknolojiye yatırım yaparak çalışan sayısını da azaltır. Sendikayla işçiye verilen haklar patrona göre artmamıştır. Hatta kendi ifadesiyle belki, eski duruma göre daha az gelişme olmuştur.
İşçi-işveren çalışma ilişkilerinde menfaat hırsının ve çıkarcılığın tarafları hak tanımaz bir hale getirdiği bir gerçektir. Yani hak güce göre belirlenirse bundan hem işçi, hem işveren ve toplum zarar görmektedir. Oysa güç haklının olması halinde, herkes kazanacaktır. Böyle bir sistem “ihsan” üzerine kurulur.
Bu toplantılarda bana verilen konu olan, çalışma ilişkilerindeki değerler üzerinde durdum. Sanayileşme esas olarak Batı ülkelerinde başladığı için işçi-işveren ilişkileri de sanayi ve sanayi ötesi toplumlarda o toplumların değerlerine göre şekillenmektedir. Klasik eserlerimizde bu konudaki bilgiler yaşanılan dönemin tarıma dayalı olmasından dolayı yeniden değerlendirmeye muhtaçtır. Bu alanda İslam toplumlarında ciddi sorunlar ortaya çıkmaktadır. Yine İslam iktisadı ile ilgili çalışmalar daha çok para ve finans konusundadır ve endüstriyel ilişkiler konusunda daha zayıftır. Nitekim özel kesimdeki işçilerin yüzde 90’ a yakın kıdem tazminatı alamamaktadır. Sendikalaşma da daha çok kamu sektöründe ağırlıklı haldedir. Yine kadınların çalışma hayatına katılmaları ayrı bir tartışma konusudur. Hiçbir İslam ülkelerinde Japonya’dakine benzer endüstriyel ilişkiler sistemi de kurulamamıştır. Nitekim Japonya da Japon kültüründen kaynaklanan bir sistem oluşmuştur. Bu sistem Japonya’ya has değerler üzerine kurulmuştur. Yani çatışmacılık yerine milli menfaatlerini ön planda tutmak esas alınmıştır. Bu sistem sayesinde Japonya dünyanın en güçlü ikinci ekonomisi arasında yer almaktadır.
İşletmelerde işçi ve işveren, ahlakilik esasıyla hareket eder, birbirlerinin hak ve hukuklarına riayet ederlerse rekabetçi bir iş çevresinde taraflar zarar ederler mi? Çalışanının hakkını gözetmeyen işveren, çevresinde eleştirilir mi? İşçinin hakkını vermediği halde kişi kendisini nasıl dürüst olarak görebilir? İşçi haklarında sıkıntı varken bu haklar nasıl korunacaktır? Çatışma ile mi yoksa ahlaki bir eğitimle mi? Zorlayıcı yasal tedbirlerle hak elde etmek çoğu zaman zordur. Nitekim işsizliğin ve mesleki eğitimin önemli bir problem olduğu, hatta yetersiz olduğu durumlarda bunun çare olmadığı görülmektedir. Diğer taraftan çalışanlarında verimli çalışmaları, dürüst olmaları işletmelerde yöneticilerin ve sahiplerinin ahlaki davranışta önder rol almaları ve işletmelerin açık şekilde ahlaki kriterler geliştirmelerinde yarar vardır. Çalışanlar arasında hakkaniyete riayet, adil ücret, çalışanların şahsiyetlerine saygı ve iş görene gereksiz baskı yapmamak ta dikkate edilmelidir. Ülkemizdeki sendikacılığın işçi haklarını sağlamada yetersiz kaldığı da bir gerçektir. Çünkü ücret üzerine odaklaşan, işletmeyi hesaba katmayan çatışmacı bir anlayış fayda vermemektedir.
Özel sektörde sendikalaşma fazla değildir. Hatta sendikalar bazı özel sektör işletmeleri için bir kabul olarak görülmektedir. Böyle bir tecrübeyi yaşamış işverenin hikayesi şöyledir: Ürünlerinin önemli bir kısmını ihraç eden bir işletme sahibi-yöneticisi işçiler sendikalı olmasın diye yıllarca dua eder. Çünkü sendikanın işletmesini bitireceğine inanır. Yurt dışına iş bağlantısına gittiği bir günün ertesinde, kardeşi ertesi gün telefon eder. Ağlayarak “bizim işletmeye de sendika girdi”, der. O da programını iptal ederek, Amerika’dan döner. Ama iki gün gözüne uyku girmez. Hemen fabrikasına gelir, işçi sendikasının başkanını bürosuna çağırır. Sendika başkanının yanındaki koruması silahlıdır. İşletmenin sahibi sendika başkanına güler yüzle davranınca başkan, korumasını dışarı gönderir. Patron, fabrikanın anahtarını sendika başkanının önüne koyar. Ve der ki: “işte on beş sene çalışıp biriktirdiğim sermayenin anahtarları burada. Alın çalıştırın”. Bunun üzerine sendika başkanı, karşılıklı anlaşmalarının daha iyi olacağını söyler. Bu arada işletme, teknolojiye yatırım yaparak çalışan sayısını da azaltır. Sendikayla işçiye verilen haklar patrona göre artmamıştır. Hatta kendi ifadesiyle belki, eski duruma göre daha az gelişme olmuştur.
İşçi-işveren çalışma ilişkilerinde menfaat hırsının ve çıkarcılığın tarafları hak tanımaz bir hale getirdiği bir gerçektir. Yani hak güce göre belirlenirse bundan hem işçi, hem işveren ve toplum zarar görmektedir. Oysa güç haklının olması halinde, herkes kazanacaktır. Böyle bir sistem “ihsan” üzerine kurulur.





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.