Bursa'dan Konya'ya Seyahat (2)

Bir Cuma günü seher vakti Bursa’dan hareketle Kestel, Yenişehir, Bilecik, Bozüyük, Söğüt, Ertuğrul Gazi Türbesi, Eskişehir, Seyitgazi, Kütahya, Çavdarhisar, Çay, Karahisar, İshaklı, Akşehir, Argıthanı, Ilgın ve Meydan üzerinden alaturka saatle gece bir buçukta trenin Konya istasyonuna girdiğini ifade eden Mehmed Ziya Bey, tren hattının sol tarafında uzaktan şehrin hafif ışıklarının görüldüğünü dile getirerek, Konya ile ilgili intibalarını şöyle anlatmaya başlıyor:
“Katar durunca çantamı alarak vagondan indim. Konya’yı muallimlik yaptığım yıllardan çok iyi tanıdığım, özellikle de görüşülecek eski dostlarım bulunduğu hâlde yine telâş ediyordum. İstasyon önünde ne yapmam gerektiğini düşünürken bir polis memuru yanıma yaklaşıp, memuriyet sıfatına uygun, nazik bir tavırla; ‘Osmaniye Oteli’ne misafir olursanız rahat edersiniz. Buyurun’ diyerek bizi alıp istasyonun tam karşısında yeni yapılmış bir otele getirdi. Otelciye bizi tavsiye etti, sonra işine gitti. Bu zâtın ismini araştırdım, Burhaneddin Efendi imiş. Daha önce Konya’dan giderken yanıma bir iki kitap almıştım. Bunlardan biri meşhur Mevlevîlerden bazı kişilerin hâl tercümelerinden bahsediyordu.
O gece gerçi epey yorgun düşmüştüm, fakat soyunup yatağa girdiğim zaman uykum kaçtı. Bari bu mübarek beldeyle ilişkisi olan bir iki zâtın hayatını okuyayım dedim. Semâ’hâne-i Edeb’in sayfasını açtım. Zarif şeyhülislâmlardan Bahâî Efendi’nin lûtfuna erenlerden Mevlevî Şeyhi güçlü şair Şeyh Şifayî (Mehmed Efendi) Dede’nin biyografisi ilişti. Bir hayli yerini okudum. Kitabı kapayacağım zaman; ‘Ey kavm be Hace refte kücâyîd kücâyîd’ mısrasıyla başlayan meşhur beyit gözüme çarptı. Bunu uğur sayarak kitabı kapadım. O gece rahat uyumuşum. Seher vakti kalktım. Otelin şehre bakan penceresinden etrafa göz gezdirdim. Burada âşıkların hasreti olan Kubbe-i Hadrâ, bir nur gibi parlıyordu. Güneşin doğmasını bekledim. Ufuktan büyük bir ihtişamla kendini gösteren güneş, yavaş yavaş yükselerek Kubbe-i Hadrâ’ya meyilli bir doğrultuya geçti.
Bu defa Konya’da üç dört gün kadar kalınacağından, görülmesi gereken yerlerin ziyaret edilmesi için bir program hazırladım. Şems makamını, Kubbe-i Hadrâ’yı, Sadreddin-i Konevî Hazretleri’ni ziyaret, Altunbâ Medresesi hakkında inceleme, Pirinççiler Hanı’na dair bilgi, Kadı Siraceddin’in kabri, Hz. Mevlânâ’nın eşya ve emanetlerine dair açıklama, İdadi Mektebi’ne gidiş, Sahip Ata ve Karatay türbelerini ve medreselerini, Alâaddin Selçukî türbe ve camisini ziyaret, Âteşbâz-ı Velî ve diğer meşhurların kabirleri.
Hafif bir kuşluk yemeği yedikten sonra akraba ve yakınlara iki mektup yazdım. Gerekli ziyaretleri yerine getirerek erkence otele dönmek üzere, saat bir buçukta sokağa çıktım. Sadreddin-i Konevî Hazretleri’nin mübarek türbesi tarafına yöneldim. Daha türbeye varmadan, yol üzerinde bulunan ve irili ufaklı taşlarla yapılmış iki buçuk arşın yüksekliğinde dört köşe bir duvar, şekil ve görünümü bakımından dikkati çektiğinden incelemeye lüzum gördüm. Evvelce Konya’da bulunduğum sırada, bu civardan çok kere geçmiş idiysem de her nasılsa bu mezarın farkına varamamışım. Mezarı içine alan duvarın, daha doğrusu hazirenin kenarları, meşe ağacından yapılmış bir kuşakla çevrilmiş; bu nedenle yıkılmaktan korunmuştur. Bu duvarın üzerinde üç kabir vardır ki mermerden yapılmış sandukaları garip bir şekil ve görünüştedir, adeta silindire benzemektedirler. Silindirin yazılı kısmı, çift hat ile ayrılmıştır; üst bölümünde besmele ve Ayete’l-Kürsî yazılıdır ve alt tarafını da tarih kaplamıştır. Ayak tarafına tesadüf eden tarafı da tuhaf bir surette işlemelidir.
Sandukaların yarı tarafları toprağa gömülmüş, etrafını otlar bürümüş olduğundan kitabelerini okumak için epeyce zorluk çektik. Bastonumla toprakları açtım, taşın üzerini kirleten çamurları kazıdım, otları yoldum. Taşın birinde ‘Seyyid Emîr Şâh bin Mehmed el-Kirmânî tâbe serâh ve sene ihdâ ve sittîn ve semâne mî’e (861’ cümlesi yazılıdır. Yuvarlak bir taşın kitabesinde de ‘Gurre-i zi’l-ka’desene hamse ve sittîn ve semâne mî’e (865)’ tarihi okunuyor. Taşın bu cephesinde ‘Ve ce’ale’l-cennete mesvâhüm’ ve diğer tarafında ise ‘El-mehûmü’l-magfûrü’s-sa’îdü’ş-şehid nevcivân tuvuffiye min dâri’gurûr ilâ dâri’şeref el-merhûm’ cümleleri işlenmiş ve ayrıca bir taşın üzerinde de ‘rebi’u sene sitte ve semâne mî’e (806)’ tarihi yazılıdır”
Mehmed Ziya Bey, bu kabirin yer hizasında iken sokağın tesviyesi sırasında duvarın üzerine alındığını, bu üç kabirden birinin meşhur bir zâtın mezarı olduğunda şüphe bulunmadığını bildirerek, doğruca Sadreddin Konevî’nin mezarını ziyarete vardığını, Konevî’nin cami ve türbesine eskiden beri hürmet edildiğinden, ara ara tamir ve tezyinine özen gösterildiğini kaydedip, “Sadrazam olan Fehametli Devletli Ferid Paşa Hazretleri’nin Konya valisi olduğu sırada da mükemmel surette tamir ve tezyin edilerek, Konevî hazretlerinin ruhu şad edilmiştir” diyor. (Devam edecek)

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Arşivi