Burası da Bizim Park
Yayınlanma:
Bir yazımda size; Almanya'nın Frankfurt şehrinde uyuşturucu müptelâlarına tahsis edilmiş bir parktan ve o parkta gördüğüm korkunç manzaradan bahsetmiştim. İnsanlara uyuşturucu ve zehirleyici maddelerin verdiği zararı anlatmak için o parktaki insanların perişan halini göstermek muhakkak tesirli ve yeterli olması gerekir diye düşünmüştüm. Aklı ve sağlığı yerinde, bilgi ve hayat tecrübesi yeterli insanların, bu ibret tablosundan ders almaları gerekir diye ümitlenmiştim. İnsanların kendilerine bu derece kötülük yapabilecek hale gelişlerine hayret etmiştim.
Gelelim şimdi bizim parktaki manzaraya; bu park bir kimseye veya bir zümreye tahsis edilmiş falan değil. Her isteyen gelebilir, her isteyen dilediği yere oturabilir, ayak üstü ticaret yapabilir, her isteyen dilediği kadar kalabilir ve her isteyen, başkalarını da rahatsız etmek kaydıyla, istediği filmi çevirebilir. Biz de torunları alıp biraz temiz hava alalım ve deniz manzarası seyredelim diye giriş serbest ve ücretsiz olan parka gittik.
Kurnaz emlakçıler evi satarken fiyatı artırmak için deniz manzaralı derler ya. Buranın tamamı denize açık ve yeşillik denizle bütünleşiyor. Deniz manzaralı değil, denizle iç içe. Parkın, denizi rahat görebileceğimiz sakin bir köşesine oturduk. Tabii ki parka bizden başka gelenler de var. Bazıları da sırf hava almak ve köpeklerini gezdirmek için geliyorlar. Çünkü o park, köpeklere de serbest.
Tatil günü olmadığı için park, pek fazla kalabalık değildi. Kalabalık değildi ama tenhada uygunsuz işler yapmayı sevenler, parkın ahengini bozanlar ve insanların huzurunu kaçıranlar da eksik değildi. Biz onları görmemeye çalışıyoruz. Görsek ne yapacağız ki. Bu tip işleri önlemekle görevli olanlar bir şey yapmıyorlar da biz mi bir şey yapacağız. Güzellikler varken çirkinliklere bakıp içimizi karartmaya ve bakışlarımızı kirletmeye ne lüzum var.
Biz parka öğleden sonra geldik, ama güneşin batışını görebilmek için ikindi sonuna kalmak istiyoruz. Park arkadaşlarımızın halini görebilmek için zamanın uzaması bizim için de bir fırsat oldu. Her şeyden habersiz olan, belki de aldırmayan torunlarımda derin bir park uykusuna daldılar. Onları da beklemek zorunda kaldık.
Parkın, şehir tarafı denize bakan yüksek binalarla kapalı. Ön tarafı karşı dağlara kadar uzanan deniz. Deniz parktan daha sakin ve sessiz. Deniz dalgasız olmaz derler ama her nedense bu deniz bugün dalgasız. Dalga olmamasına rağmen denizin üzerinde bir tane bile deniz aracı yok. Deniz davetkâr bir durgunlukla çarşaf gibi ufka doğru uzayıp gidiyor. Bulunduğumuz parktan denizi derinliğine doya doya seyrediyoruz. Nasıl olsa bizden seyir parası isteyen yok. Toprağı seyretmekten usananlar için denizi seyretmek, bir yenilik sayılabilir.
Cenâb-ı Hak her şeyi ne kadar güzel ve uyumlu yaratmış. İyi vakit geçirdiğimiz park, ağaçlarla birlikte görüldüğü takdirde daha da güzelleşiyor. Masmavi deniz, güneşin tesirini kaybetmesiyle maviliği daha da artarak ufka doğru rahatça uzanıyor. Karşıda görülen sıra dağlar, sanki denizin taşarak akıp gitmesini önlemekle görevli. Gökyüzü bu güzelliklerin tamamının şefkatli örtüsü. Kurudukları zaman su verir. Yandıkları zaman bulutları gölgelik kılar. Gecenin karanlığını ay parlaklığıyla hafifletir. Bunaltıcı sıcakları rüzgârıyla serinletir. Buz gibi denizi güneşiyle ısıtır. Ağaç yaprakları kuş seslerine eşlik eder. Tabiatı yaşamak ve seyretmek insanı dinlendirir.
Her şey güzel de insan, daha da güzel. Bu söylediğimin doğru olmasını çok isterdim. Cenâb-ı Hak insanı, en güzel, en üstün, en yetenekli ve en mükemmel şekilde yaratmış. Peygamberlerini insanlardan seçmiş. Veli kullarını onların arasında barındırmış ve barındırmış. Dinini onlarla yaşatmış. Yeryüzünü onlarla imar etmiş ve nîmetlendirmiş. Bu güzelliklerin ve nimetlerin panayırı olan dünyayı, insanın emrine amade kılmış.
İnsanoğlu güzel ve yetenekli olduğu kadar nankördür de. İşte dünyadan güzel bir köşe olan şu parkta insanoğlunun nankörlüklerine şahit oluyoruz.
Daha çok üniversite öğrencisi oldukları anlaşılan kızlı erkekli gençler, ağaçlar altında etrafa aldırmadan ve utanmadan sarmaş dolaş oturuyorlar. Filmlerde ve yerli dizilerde gördükleri gibi. Bir genç kız ağaca sırtını vermiş dünyaya küsmüşçesine birasını yudumluyor, ara sırada derin derin sigarasından çekiyor. Çevresinin aydınlığı ona fayda vermiyor ve içindeki korkunç karanlıktan bir türlü kurtulamıyor. Etrafını saran birkaç genç onun ateşiyle sigaralarını yakıyorlar. Öyle anlaşılıyor ki parkın müdavimlerinden ve birbirlerini tanıyorlar.
Köpeklerini gezdiren sıkma pantolonlu hanımlar. Çocuklar için pamuk helva satanlar. İsteyenlere kuru yemiş ulaştıranlar. Çocuk oyuncakları sergileri. Köpekler için tuvalet. İnsanlar için olduğunu zannetmiyorum. İşte görüyorsunuz bizim parkta her şey var. Denizin üzerinde şerit gibi pırıl pırıl parlayan gündüz mehtabı, sanki parkın noksan kalan tarafını cömertçe tamamlıyor.
Güneş yavaş yavaş ufka doğru kayıyor. Güneş ışınları da kendisine bakmaya engel olamayacak kadar yumuşamış. Onun için güneş tarafına denizin üzerinden rahatlıkla bakabiliyoruz. Ufuk tarafında sıradağlar olduğu için güneşin batışını tam göremedik. Kendi kayboldu ama ufukta meydana getirdiği kızıllık bir müddet daha devam etti.
Kızım: “Gidelim baba, biraz sonra buraya biracılar gelir.” dedi biz de parkı terk ettik.
Gelelim şimdi bizim parktaki manzaraya; bu park bir kimseye veya bir zümreye tahsis edilmiş falan değil. Her isteyen gelebilir, her isteyen dilediği yere oturabilir, ayak üstü ticaret yapabilir, her isteyen dilediği kadar kalabilir ve her isteyen, başkalarını da rahatsız etmek kaydıyla, istediği filmi çevirebilir. Biz de torunları alıp biraz temiz hava alalım ve deniz manzarası seyredelim diye giriş serbest ve ücretsiz olan parka gittik.
Kurnaz emlakçıler evi satarken fiyatı artırmak için deniz manzaralı derler ya. Buranın tamamı denize açık ve yeşillik denizle bütünleşiyor. Deniz manzaralı değil, denizle iç içe. Parkın, denizi rahat görebileceğimiz sakin bir köşesine oturduk. Tabii ki parka bizden başka gelenler de var. Bazıları da sırf hava almak ve köpeklerini gezdirmek için geliyorlar. Çünkü o park, köpeklere de serbest.
Tatil günü olmadığı için park, pek fazla kalabalık değildi. Kalabalık değildi ama tenhada uygunsuz işler yapmayı sevenler, parkın ahengini bozanlar ve insanların huzurunu kaçıranlar da eksik değildi. Biz onları görmemeye çalışıyoruz. Görsek ne yapacağız ki. Bu tip işleri önlemekle görevli olanlar bir şey yapmıyorlar da biz mi bir şey yapacağız. Güzellikler varken çirkinliklere bakıp içimizi karartmaya ve bakışlarımızı kirletmeye ne lüzum var.
Biz parka öğleden sonra geldik, ama güneşin batışını görebilmek için ikindi sonuna kalmak istiyoruz. Park arkadaşlarımızın halini görebilmek için zamanın uzaması bizim için de bir fırsat oldu. Her şeyden habersiz olan, belki de aldırmayan torunlarımda derin bir park uykusuna daldılar. Onları da beklemek zorunda kaldık.
Parkın, şehir tarafı denize bakan yüksek binalarla kapalı. Ön tarafı karşı dağlara kadar uzanan deniz. Deniz parktan daha sakin ve sessiz. Deniz dalgasız olmaz derler ama her nedense bu deniz bugün dalgasız. Dalga olmamasına rağmen denizin üzerinde bir tane bile deniz aracı yok. Deniz davetkâr bir durgunlukla çarşaf gibi ufka doğru uzayıp gidiyor. Bulunduğumuz parktan denizi derinliğine doya doya seyrediyoruz. Nasıl olsa bizden seyir parası isteyen yok. Toprağı seyretmekten usananlar için denizi seyretmek, bir yenilik sayılabilir.
Cenâb-ı Hak her şeyi ne kadar güzel ve uyumlu yaratmış. İyi vakit geçirdiğimiz park, ağaçlarla birlikte görüldüğü takdirde daha da güzelleşiyor. Masmavi deniz, güneşin tesirini kaybetmesiyle maviliği daha da artarak ufka doğru rahatça uzanıyor. Karşıda görülen sıra dağlar, sanki denizin taşarak akıp gitmesini önlemekle görevli. Gökyüzü bu güzelliklerin tamamının şefkatli örtüsü. Kurudukları zaman su verir. Yandıkları zaman bulutları gölgelik kılar. Gecenin karanlığını ay parlaklığıyla hafifletir. Bunaltıcı sıcakları rüzgârıyla serinletir. Buz gibi denizi güneşiyle ısıtır. Ağaç yaprakları kuş seslerine eşlik eder. Tabiatı yaşamak ve seyretmek insanı dinlendirir.
Her şey güzel de insan, daha da güzel. Bu söylediğimin doğru olmasını çok isterdim. Cenâb-ı Hak insanı, en güzel, en üstün, en yetenekli ve en mükemmel şekilde yaratmış. Peygamberlerini insanlardan seçmiş. Veli kullarını onların arasında barındırmış ve barındırmış. Dinini onlarla yaşatmış. Yeryüzünü onlarla imar etmiş ve nîmetlendirmiş. Bu güzelliklerin ve nimetlerin panayırı olan dünyayı, insanın emrine amade kılmış.
İnsanoğlu güzel ve yetenekli olduğu kadar nankördür de. İşte dünyadan güzel bir köşe olan şu parkta insanoğlunun nankörlüklerine şahit oluyoruz.
Daha çok üniversite öğrencisi oldukları anlaşılan kızlı erkekli gençler, ağaçlar altında etrafa aldırmadan ve utanmadan sarmaş dolaş oturuyorlar. Filmlerde ve yerli dizilerde gördükleri gibi. Bir genç kız ağaca sırtını vermiş dünyaya küsmüşçesine birasını yudumluyor, ara sırada derin derin sigarasından çekiyor. Çevresinin aydınlığı ona fayda vermiyor ve içindeki korkunç karanlıktan bir türlü kurtulamıyor. Etrafını saran birkaç genç onun ateşiyle sigaralarını yakıyorlar. Öyle anlaşılıyor ki parkın müdavimlerinden ve birbirlerini tanıyorlar.
Köpeklerini gezdiren sıkma pantolonlu hanımlar. Çocuklar için pamuk helva satanlar. İsteyenlere kuru yemiş ulaştıranlar. Çocuk oyuncakları sergileri. Köpekler için tuvalet. İnsanlar için olduğunu zannetmiyorum. İşte görüyorsunuz bizim parkta her şey var. Denizin üzerinde şerit gibi pırıl pırıl parlayan gündüz mehtabı, sanki parkın noksan kalan tarafını cömertçe tamamlıyor.
Güneş yavaş yavaş ufka doğru kayıyor. Güneş ışınları da kendisine bakmaya engel olamayacak kadar yumuşamış. Onun için güneş tarafına denizin üzerinden rahatlıkla bakabiliyoruz. Ufuk tarafında sıradağlar olduğu için güneşin batışını tam göremedik. Kendi kayboldu ama ufukta meydana getirdiği kızıllık bir müddet daha devam etti.
Kızım: “Gidelim baba, biraz sonra buraya biracılar gelir.” dedi biz de parkı terk ettik.





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.