Bu çiftlikte rüzgar hasat ediliyor

Mustafa ARSLAN'ın

Danimarka İzlenimleri - 2 -

Danimarkalılar yenilenebilir enerjiyle alakalı olarak bu yönde çok sayıda projeyi birlikte yürütüyorlür. Bunların başında kurdukları ‘rüzgar çiftlikleri’ en dikkati çekenlerinden.

 

Atmosferdeki karbondioksit miktarı 31 Mayıs itibari ile milyonda 400’ü aştı. Bu rakamın 800 bin yıldır ilk defa bu kadara yükseldiği ve kritik eşiğin aşıldığı belirtiliyor. Alaska, Grönland, Norveç, İzlanda hatta Moğolistan semalarında dahi bu seviyenin görüldüğü bildiriliyor. Sayılan ülkelere dikkat ederseniz nüfus yoğunluğu az, temiz olması beklenen coğrafyalar.

Türkiye, Kyoto Protokolü’ne imza koyan ve uygulamasını 2013’te yapacağını taahhüt eden bir ülke. AB’de Kyoto Protokolü konusunda hassasiyet gösteriyor. O kadar ki semalarına giren uçakların karbon salınım değerlerinin aşılması konusunda uyguladığı müeyyideler tartışma konusu oldu. 2013 sonrasında izin verilenden fazla karbon salınımı yapmamız halinde başta Afrika ülkeleri olmak üzere karbon salınım hakkı satın almak zorunda kalacağız. Hal böyle iken dünyanın en büyük kirleticisi konumundaki ABD, Kyoto Protokolü’ne imza koymadığı gibi, sera gazı salınımı ve küresel ısınmayı tetikleyici üretimler ve tedbirler konusunda deyim yerinde ise ‘dayıca’ davranıyor ve dünyayı takmıyor.

Yarın Kopenhag’ta enerji ile ilgili önemli bir toplantı yapılacak ve toplantının ev sahipliğini Danimarka Enerji ve İklim Bakanı Martin Lidegaard yapacak.

Dünyanın yaşamakta olduğu bu tehditlerin gölgesinde biz de sorularımızın cevabını bulmak üzere bu adrese geldik.

Danimarka temiz enerji konusunda iddialı bir ülke.

70’li yıllardaki petrol krizi alternatif enerji kaynakları konusunda ülkeyi arayışa itmiş.  Bu arayış sonucu dağı olmayan, rüzgarı bol bu ülke rüzgar tribünlerinden enerji üretimine geçmiş. Biyokütle olarak adlandırılan saman ve ithal odun kıymıklarından da enerji üretimi sağlanmış.

Bu bilgileri İklim Bakanlığı Danimarka Enerji Ajansı’ndan Anders Hasselager’den alıyoruz.

Hasselager’in verdiği bilgiler arasında en ilgi çekicisi çöple ilgili olanı bence. Zira ev ve iş yerlerinin atığının büyük bölümü kaynakta olmak üzere yüzde 50’si geri dönüşüme gönderiliyor. Kalan 50’lik kısmın yüzde 45’i yakılarak enerji elde ediliyor. Sadece yüzde 5’lik kısmı çöp olarak kalıyor. Bizde olduğu gibi dağlara ulaşan çöp depolama sahalarını görmek mümkün değil bu ülkede.

Danimarka’da enerji, rüzgar tribünleri, doğalgaz santralleri, biogaz, biyokütle santralleri ve kömür santrallerinden üretiliyor. Nükleer santral bulunmuyor ve karşılar.

Isıtmada şehri belli alanlara bölmüşler. Örneğin merkezi ısıtmanın olduğu bir bölgede yeni bir bina yapacaksanız, mutlaka bu sisteme dahil olmanız gerekiyor. Isıtmada verimi artırmaya dönük tedbirler de almışlar. Örneğin bir kömür santralinin buhar tribününden çıkan sıcak su, şehir merkezi ısıtma sistemine veriliyor. Isıtma sonrası soğuyan su tekrar santralde kullanılıyor. Ayrıca jeotermal kaynaklı ısıtma imkanlarından da istifade ediliyor.

En ilginç, biraz da turistik gelen rüzgar tribünleri konusunda da şu bilgileri alıyoruz. Toplam 4 bin 998 adet tribünün toplam kapasitesi 4 bin MW. Bunun 630 MW’ı ise denizde kurulu çiftlik ve tribünlerden elde ediliyor.

İşin aslına bakılacak olursa, bunca öykünmeye rağmen rüzgar enerjisi toplam tüketimin küçük bir bölümünü oluşturuyor henüz. Gezi boyunca belediye, enerji bakanlığı ve rüzgar çiftliği gezimizde farklı ama birbirine yakın rakamlar alıyoruz. Hasselager toplam enerjinin yüzde 20’sinin yenilenebilir kaynaklardan bunun da yüzde 28’inin rüzgardan elde edildiğini söylüyor. Bu rakam yüzde 33 olarak da ifade edildi.

Bu süreçte tribün üretimi ile üretilen enerjiyi teşvik de etmişler.

Yaptıkları bir diğer çalışma ise iletim hatlarının yenilenip yeraltına alınması. Bu çevresel etki ile birlikte kayıp kaçaklar ve verim konusunda da avantaj sağlayacak bir faktör olarak öne çıkıyor.

Hasselager’ın sunumundan sonra Avrupalı dakikliğini aşacak bir gecikme ile Bakan Martin Lidegaard geliyor salona.

Dinamik ve iddialı bir siyasetçi. O kadar ki maaşları konusundaki bir soruya cevap verirken, Başbakanlık hedefini de gizleme ihtiyacı hissetmiyor.

Danimarka’da milletvekili maaşı bir bakanlık daire başkanı maaşına eşit, bakan maaşı ise bunun iki katı imiş. Bakanın maaşı en yüksek bakanlık maaşının altında yer alıyormuş ve başbakan maaşı ise daire başkanı maaşının 3 katı imiş.

Bakan makamı ile evi arasındaki 7 kilometrelik mesafeyi –yağmurdan fırsat bulduğu zamanlar ve resmi temsiller dışında- bisikletle kat ediyormuş.

Danimarka güvenlik konusunda rahat bir ülke. Diyebilirim ki pasaport kontrolünden en rahat geçtiğim ülke Danimarka olmuştur. İhtiyar polis eline aldığı pasaportumuzu tak diye mühürledi biz de tak diye Danimarka’ya adım attık. Bakanlık girişinde polis kontrolü, x-ray cihazları yok. Sokakta da çok az polis aracına rastladık. Bakının verdiği bilgiye göre Başbakan dışında kimse güvenlik elemanı kullanmıyor.

Bakan, küresel ısınma konusunda alınması gereken tedbirler konusunda enerji verimliliğinin en büyük çözüm olduğuna vurgu yapıyor. Danimarka’nın temiz enerji konusunda dünyadaki en iddialı programı oluşturduğunu anlatırken başarmış bir siyasetçinin rahatlığını taşıyor. Öte yandan bu konuyu tek başına çözemeyeceklerini de ifadeden kaçınmıyor. ABD’nin dünya tarafından, AB tarafından zorlanıp zorlanamayacağı sorumuza biraz kaçamak, “Küresel iklim görüşmeleri iyi gitmiyor. Her sabah kalkıp ya kendinizi kötü hissedeceksiniz ya da yürüttüğünüz çabalardan mutlu olacaksınız” diye cevaplıyor.

2020 Yılı’nda toplam enerjinin yüzde 50’sinin rüzgardan üretileceği planın mecliste yüzde 95 çoğunlukla geçtiği ve parlamentonun bu kararına endüstri ve halk katmanlarının da destek verdiği aldığımız bilgiler arasında.

Bakan, fosil kaynaklı enerjinin önümüzdeki süreçte daha da pahalanacağı ve gelecek için iyi bir karar verdiklerinin rahatlığını da taşıyor.

Enerji verimliliği konusunda dünya deniz taşımacılığının yüzde 10’u gibi yüksek bir pay ve bağlantılı gelire sahip Danimarka gemilerinin yakıtları konusunda da tedbirler alıyor.

Bir diğer sorumuz bor üzerine oluyor. Gelinen noktada –tıkanma olarak da nitelenebilir- enerji konusunda şu ana kadar yaptıklarımızdan farklı şeyler yapmamız, yeni kaynaklar üretmemiz gerektiğini ve borun bir alternatif olup olamayacağına bizi hayrete düşürecek cevap veriyor. “Nedir bor?” Bu konuda ya biz büyük bir bilgi kirliliği ile karşı karşıyayız ya onlar çok cahil ya da başka bir şey var bu işte! Biliyoruz ki bor iyi bir hidrojen tutucu, enerji iletici ve hidrojen esaslı enerji kaynağı. ABD’de askeri uçaklarda bordan üretilen hidrojen esaslı yakıtlar kullanılabiliyor. Hidrojen enerjisi ile çalışan otomobiller seri olmasa da üretilmiş durumda.

 

Bu noktada koskoca bir soru işareti ile bakanlıktan ayrılıyoruz.

Bu defa durağımız bize hoş bir bayrak sürprizi hazırlayan Rockwool şirketi.

Global ölçekteki şirket taş yünü üretiyor. Binaları temelden çatıya ürünleri ile yalıtıyor ve enerji verimliliği sağlıyor. Rockwool International’in üst düzey sempatik danışmanı Thomas Nordli’nin sunumunu takip ediyoruz. Fazla mı detaycıyım bilemiyorum ama burada da aydınlatmada kullanılan sarı lamba dikkatimi çekiyor. Çok bilinen bir şey ki sarı lamba aydınlatmadan çok elektriği ısıya çevirir. Müslüman kafası ile İslam geleneğinden olmayan birinden şu sorunun cevabını istemem biraz garip olsa gerek. ‘Terinizden kurtulmak için yarım litre su kullanıp bir peçete ile kurulanmak mı daha az enerji maliyetine neden olur? Yoksa 3 peçete ile kurulanmak mı?’ AB Türkiye Delegasyonu bizi çok çalıştırdı Danimarka’da. Sorumuz heyetteki gazeteci arkadaşların uyuklamalarının arasına kaynayıp gitmiş oldu.

Gerçekten Avrupa’nın da Türkiye’nin de bir hela reformuna ihtiyacı var. Temel insanı ihtiyaçlardan birinin taharete uygun ve Danimarka’nın öncelediği enerji verimliliğinden hareketle çözülmesinde sonsuz fayda var. Konya Şehri’nin idarecilerine acizane tavsiyem şehrin toplumsal kullanıma açık tüm helalarını hijyenik hale getirecek, eksik olan yerlerde de hela tesis edecek bir plana ihtiyaç var. Tıpkı imar, ulaşım master planları gibi bir TUVALET MASTER PLANI hazırlanmalı.

Anlaşılacağı üzere sorumuzdaki gönderme kağıt için harcanan enerjiye işaretti. Taharet sonrası için kullanılacak az miktardaki kağıt ile sadece kağıt kullanma arasındaki ‘enerji verimi’ üzerine düşünmeli Danimarkalılar.

Nordli bize dikkat çekici rakamlar veriyor. AB’de enerjinin yüzde 33’ünün ulaşım, yüzde 26’sının endüstri ve yüzde 41’inin işyerleri ve hanelerde kullanıldığını söylüyor. Özellikle binalarda kullanılan enerjinin bu kadar yüksek rakamda olduğu hiçbirimiz tarafından tahmin edilemeyecek bir bilgi. İşte burada da Nordli’nin şirketine iş imkanı doğuyor. Rockwool, binaların temel, duvar, döşeme, çatı ve ısıtma sistemleri ile aklınıza gelebilecek her noktası için ısı-ses yalıtımı yapabilecek bazalttan üretilmiş taş yünü malzemeleri üretiyor. Bununla da kalmayıp havalandırma öncelikli, pasif binalara dönük mimari çözümler üzerinde de çalışıyor.

Almanya’da enerji iyileştirmesi için harcanan 1 Euronun topluma 5 Euroluk bir kazanç, enerji tasarruflu bir yerin 14 ton karbondioksit yerine 2.8 ton karbondioksit salınımı sağladığı aldığımız ilginç bilgiler arasında.

Rockwool’da aldığımız bilgilerle, verimliliğin yeni kaynak üretiminin önüne geçen bir unsur olduğu konusunda kanaatimizi pekiştiriyoruz. Tabii ki yeni kaynak arayışlarına ara vermeden.

Rockwool’dan pasif evlerden oluşan, şirketin de desteklediği şimdilik 300 ailenin yaşadığı 800 ailenin yaşayacağı örnek bölgeye hareket ediyoruz.

Stenlose’de Bendtsen ailesinin pasif evinin misafiriyiz.

AB’de metrekare başına 130 kw/h saat yıllık enerji tüketilirken  bu rakam Danimarka’da 40 kw/h olarak hedefleniyor.

Örnek bölgede ise enerji verimi anayasası hazırlanmış adeta. Konutlar buna göre inşa ediliyor. Örneğin 3’lü ısıcam kullanılıyor. Yalıtım malzemeleri baştan aşağı ve çatılarda mutlaka güneş panelleri yer alıyor. Bol yağmurlu ülke Danimarka’nın suları da tuvalet ve çamaşır yıkamada kullanılıyor.

Burada Şekeroğlu Plastik’in Sahibi Ahmet Şekeroğlu abiyi hatırlıyoruz. O da fabrikasının çatısından akan suları depolayıp kullanan bir işadamımız. Öngörüsü ve çabası tebriğe şayan.

Standart kullanımdan yaklaşık yüzde 50 daha az enerji kullanılıyor burada.

Nordli bizi verdiği rakamlarla şaşırtmaya devam ediyor. Sadece çatı izolasyonu ile yılda 270 milyar Euro tasarrufun mümkün olduğunu ifade ediyor. Bu da İtalya’nın toplam karbon salınımının atmosfere bırakılmaması, AB’de kişi başı 500 Euro tasarruf anlamına geliyor.

Uzun günümüz bitmek bilmiyor.

Buradan Danimarka’nın marka haline gelmiş Parkı Tivoli’ye hareket ediyoruz. Sanmayın ki parkta gezi için bulunacağız. Orada da geri dönüşüm ve enerji verimliliği konularındaki çalışmalar hakkında bilgi alacağız.

.:: Devam Edecek ::.

---------------------------

İki amblem bir utanç!

Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi’nin tabelası doğallığıyla dikkatleri çekerken diğer yandan  Necmettin Erbakan Üniversitesi tabelasındaki, Hoca’nın isminin gizlenme gayretini görünce ‘iki amblem bir utanç’ başlığını hafızalarımıza atıyoruz.

Aynı zamanda kuruluş kararı alınmış iki üniversitenin amblemlerinin fotoğrafları. Biri Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi, komplekssiz, duru bir şekilde toplantı salonundaki yerini almış.

 

Bu da Necmettin Erbakan Üniversitesi tabelası. Tıpkı Necmettin Erbakan Üniversitesi Parkı’ndaki utanç gibi. O üniversitede idareci olan beyefendiler bulundukları yeri, kişiliği, saygınlığı ismini yazmaktan korktukları lider’in mücadelesine borçlu olduklarını unutacak kadar kendilerini ne zaman kaybettiler ki? İlk yazıyı yazmak Osman Can Abi ile Bahattin Koçak Abiler’in teşviki sonucu bize nasip olmuştu. Hüseyin Üzülmez Bey Milletvekili olmadan da o ismin arkasında durma vefasını göstermiş, sonrasında da Meclis’teki teklifi ilk bize haber vermişti. Şimdi kendisinden bu tabelanın hesabını sormasını bekliyoruz.

Program sonrasında bizi macera dolu bir Ayder yolculuğu bekliyordu. Yayla Yolu’nun asfalt kalitesi bizimle birlikte önceki gün davetleri vesilesi ile birlikte olduğumuz Ak Parti İl Başkanı Ahmet Sorgun Ağabey’in de dikkatini çekmiş. Haset etmedik ama kıskanmadık dersek yeridir. Hele ki Çumra Yolu’nun bir türlü bitmek bilmeyişini, Kaşınhan Köprüsü’nü hatırlarsak!

Ayder Yayla Yolu’nda Serkan Kalemciler ve Ünal Tanık’la sohbet ettik. Birbirimizi daha yakından tanıma fırsatımız oldu bu yolculuk.

Programın kurgulayıcılarının art beklentisinin BİK ilanlarından internet mecrasının da yararlanması olduğunu bilmek özel maharet gerektirmiyor. Kaldı ki onca yolculuğu bu ön kanaatimi sahanın aktörlerinden de doğrulama amacı ile göze almıştım. Yanılmamışım. Ama şaşırtıcı değil.

Önce şu tespiti yapalım; Kitle iletişim alanı kamusal bir alandır ve kamu menfaat ve görev alanıdır. O halde, BİK gazetelere resmi ilan dağıtımı görevini yerine getirirken, RTÜK’ün radyo ve televizyonlardan reklam payı kesmesi tezattır. Üstüne üstlük internet medyasının, yazılı basının pastasından pay kapma yarışı da anlamsızdır. Yapılması gereken, bu alanları kamu görev alanı olarak almak, düzenlemelerde tekliğe gitmektir. Bu konuda BİK’in 51 yıllık deneyimi de ortadadır. Sektörün mecralarını karşı karşıya getirmek, şaşı bakışlara yol açmaktan kimseye fayda gelmeyecektir. Özellikle de siyasetin aktörlerine. Bu konuya ilişkin düşünce ve önerilerimizi önümüzdeki süreçte geniş bir beyanatla kamuoyu ile paylaşmayı arzu ediyoruz.

Ayder’in havası bizi çarptı. Deyim yerinde ise oksijen zehirlenmesine uğradık. İlginç kareler çekerek dönüş yoluna geçtik. Talihsizlik, THY çalışanlarının iş yavaşlatması bizi İstanbul yerine Ankara’ya oradan da karayolu ile Konya’ya yönlendirdi.

Fıkralara konu olduğu gibi ‘100 metre geride organik alabalık tesisleri’ tabelasını görüyoruz. Dönüşte anlıyoruz ki bu tabelanın her iki yüzünü de değerlendirmek ve dikkat çekmek için zekice bir taktikten ibaret.

.:: Devam Edecek ::.

 

İlk Yazı : Enerjiye Kopenhag Kriteri TIKLAYIN

Üçüncü Yazı : Karikatür ülkesine Minareli Cami

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Arşivi