Bu Adam Yaşıyor mu?
Yayınlanma:
Dünyada çok şey değişti ve değişmeye de devam ediyor. Çok eskilere gitmeye gerek yok, bizim gençlik yallarımız ile bu günler arasında bile çok büyük farklar var.
Çocukluk yıllarımızda büyüklerimiz bize iştahla anlatırlardı: “Bu günlerde ne var ki, siz, bizim yaşadığımız dönemin şartlarını görecektiniz.” derlerdi. O şartlarda neler varsa, öyle derlerdi. “Halinize şükredin, bundan iyisi can sağlığı.” demeye getirirlerdi.
Şimdi ben, bu sözün içeriğini bu yaşlarda daha iyi anlıyorum. Çünkü ben de gençlere aynı şeyleri söylüyorum. “Bu yıllarda ne var ki, siz bizim yaşadığımız (ona yaşamak denirse) yılları görecektiniz. Veya eğer o devirde yaşamış olsaydınız bu günkü durumu çok beğenirdiniz.
Bizim köyümüz, şehre 40 km. mesafede, Şartlar değişti de mesafe halen değişmedi. Bizim köyden saman kağnısı ile şehre 8-10 saatte ancak gelinebiliyordu. Şimdi ise aynı mesafeyi otomobil yarım saatte alıyor. Şartların insanların lehine ne kadar değişmiş olduğunu bu farktan da anlamak mümkün.
Bizden sonraki nesiller de; aynı değerlendirmeleri yapacaklar. Geleceğin geçmişten farklı olacağını söyleyecekler ve bu böyle devam edip gidecek.
Dünyanın bu günkü hale gelmesinde, yeryüzünün imar edilmesinde, ilim ve tekniğin alabildiğince ilerlemesinde bizden önce yaşayan insanların, nesil nesil, devre devre büyük payları ve katkıları muhakkak vardır. Bizden önceki çağlar, insan gücünün daha çok işe yaradığı ve iş yaptığı çağlardır. Onların şanssızlığı, kültür ve medeniyete, gelişmeye ve kalkınmaya olan büyük katkılarının canlı örneklerinin ve belgelerinin olmayışıdır. Onların insan gücüne dayanan hizmetlerini; ayakta kalabilen, müzelerde muhafaza edilebilen, kütüphanelerde korunabilen ve saklanabilen eserlerden, kitaplarda yazılanlardan anlıyoruz. O devirlerde teypler yoktu ki konuşmalar kasetlerle arşivlensin, radyo yoktu ki sesler kayda geçilsin, kamera yoktu ki her şey kayda alınsın. Yani o devirdeki pek çok şeye şahitlik yapacak konuşmalar, ilmi tartışmalar, teknik gelişmeler, dağları devirip kaleler yapan, şehirleri surlar içerisine alan güç, sesli ve görüntülü olarak zamanımıza tamamen ulaştırılamamıştır. Onların hizmetleri, eserleri, gayretleri, alın terleri, sözleri ve şekilleri, sevinç ve tasaları ve fiziksel görüntüleri kendileriyle birlikte toprağa gömülüp, derinliklerde kaybolup gitmiştir. Bu günkü insanlar onlara nispetle biraz daha şanslı sayılabilirler. Zamanımızda artık soygunlar, adi hırsızlıklar, sabotajlar bile sokak başlarına, ev ve işyeri girişlerine yerleştirilen kameralarla tespit ve teşhis edilebilmektedir.
Bu devirde insanların daha dikkatli ve temkinli yaşamaları gerekiyor. Hem bu dünyada, hem de ahirette kendilerine yararı dokunacak, başkalarına da müspet istikamette yol gösterecek işlen plânlamaları icâbediyor. Bu dünyada işlenen kalıcı ve örnek nitelik teşkil edici çirkin çabalar, kötü ameller öbür dünyada insanı rahat bırakmaz. Yapılan işler, açılan çığırlar, iyi veya kötü, güzel veya çirkin kaybolup gitmiyor. Bu günün iletişim araçları hem iletiyor ve hem de kaydediyor. Televizyonu açıyorsunuz ekranda bir oryantalist boy gösteriyor, bir mafya lideri, bir terörist başı, bir şarkıcı veya türkücü, bir solcu şair veya ressam, karikatürist, bir din aleyhtarı yazarı görüyorsunuz. Bu kimsenin veya kimselerin muayyen aralıklarla ekrana gelme veya sahnede görünme işi devam ediyor. “Yahu bu adam, bu kadın ölmedi mi?” diyorsunuz. Her birini incelediğiniz zaman ayrı ayrı zamanlarda öldükleri anlaşılıyor. Yaşasalar zaten o kadar ön plâna çıkartmazlar.
Olayın sanatçısı veya kahramanı belki de öleli 40-50 sene olmuş. O bu dünyada yapmış olduğu işleri ister istemez bırakmış veya bırakmak zorunda kalmış. Hatta pişman bile olmuş. Sağlığında işiyle ilgili yapılan kayıtlar; plâk, kaset, sidi olarak ortaya çıkınca, belki o, kabirde rahatsız oluyor. Rahatsız olsa iyi bir şey belki de azâp görüyor. Müdahale etmek, ne kadar var ise canlı cansız bütün kopyalarını yok etmek istiyor, ama gücü yetmiyor. O halde yapılması gereken şey, sağlığımızda ahlâklı yaşamak, dürüst çalışmak, helâl yoldan para kazanmak, Allah’ın verdiği akıl ve vücut güzelliğini ve kabiliyetini güzel ve faydalı işlerde edepli kullanmak.
Bu dünyada yapmış olduğumuz işler arşivleniyor. Tarihi belge niteliğinde olanları arşivlerde muhafaza ediliyor. Sinema, tiyatro niteliğinde, kültür, müzik, eğlence ve düşünce türünde olanlar zaman zaman beyaz perde de, televizyonda ve sahnede tekrarlanıyor. Kasetler, plâklar, sidiler halinde çoğaltılarak piyasaya sürülüyor. Bunların tarihi gerçeklere, dinî ve millî ölçülere uygun olanlarının sahipleri, ahirette seyircilerin ve dinleyicilerin yaptıkları dualar sayesinde belki rahatlar. Eğer eser kötü, kalitesiz, seviyesiz ve müstehcen ise, dinî ve millî kriterlere uygun değilse, sırf para kazanmak ve şöhret sahibi olmak için yapılmışsa sahibini veya sahiplerini ahrette rahatsız eder, sıkıntıya sokar. Sahibi eyvah ben bunu neye yaptım der ama hiçbir faydası olmaz. Tamamen yok etmeye gücü de yetmez. Bu dünyada zamanlı zamansız onu tekrarlayıp duranlara lânet okur, ama faydası da olmaz.
O halde bu dünyada, biz öldükten sonra bizim rahatsız olmamıza sebep olmayacak işler yapmalıyız. Toplumun ahlâkını, kültürünü, sanatını, düşüncesini, kılık kıyafetini dejenere etmeyecek, bozmayacak, manevî ve millî değerlerimizin ayakta kalmasına sebep olacak akıllıca ve ahlâklıca işler yapmalıyız. Aksi takdirde işimiz kötü.
Çocukluk yıllarımızda büyüklerimiz bize iştahla anlatırlardı: “Bu günlerde ne var ki, siz, bizim yaşadığımız dönemin şartlarını görecektiniz.” derlerdi. O şartlarda neler varsa, öyle derlerdi. “Halinize şükredin, bundan iyisi can sağlığı.” demeye getirirlerdi.
Şimdi ben, bu sözün içeriğini bu yaşlarda daha iyi anlıyorum. Çünkü ben de gençlere aynı şeyleri söylüyorum. “Bu yıllarda ne var ki, siz bizim yaşadığımız (ona yaşamak denirse) yılları görecektiniz. Veya eğer o devirde yaşamış olsaydınız bu günkü durumu çok beğenirdiniz.
Bizim köyümüz, şehre 40 km. mesafede, Şartlar değişti de mesafe halen değişmedi. Bizim köyden saman kağnısı ile şehre 8-10 saatte ancak gelinebiliyordu. Şimdi ise aynı mesafeyi otomobil yarım saatte alıyor. Şartların insanların lehine ne kadar değişmiş olduğunu bu farktan da anlamak mümkün.
Bizden sonraki nesiller de; aynı değerlendirmeleri yapacaklar. Geleceğin geçmişten farklı olacağını söyleyecekler ve bu böyle devam edip gidecek.
Dünyanın bu günkü hale gelmesinde, yeryüzünün imar edilmesinde, ilim ve tekniğin alabildiğince ilerlemesinde bizden önce yaşayan insanların, nesil nesil, devre devre büyük payları ve katkıları muhakkak vardır. Bizden önceki çağlar, insan gücünün daha çok işe yaradığı ve iş yaptığı çağlardır. Onların şanssızlığı, kültür ve medeniyete, gelişmeye ve kalkınmaya olan büyük katkılarının canlı örneklerinin ve belgelerinin olmayışıdır. Onların insan gücüne dayanan hizmetlerini; ayakta kalabilen, müzelerde muhafaza edilebilen, kütüphanelerde korunabilen ve saklanabilen eserlerden, kitaplarda yazılanlardan anlıyoruz. O devirlerde teypler yoktu ki konuşmalar kasetlerle arşivlensin, radyo yoktu ki sesler kayda geçilsin, kamera yoktu ki her şey kayda alınsın. Yani o devirdeki pek çok şeye şahitlik yapacak konuşmalar, ilmi tartışmalar, teknik gelişmeler, dağları devirip kaleler yapan, şehirleri surlar içerisine alan güç, sesli ve görüntülü olarak zamanımıza tamamen ulaştırılamamıştır. Onların hizmetleri, eserleri, gayretleri, alın terleri, sözleri ve şekilleri, sevinç ve tasaları ve fiziksel görüntüleri kendileriyle birlikte toprağa gömülüp, derinliklerde kaybolup gitmiştir. Bu günkü insanlar onlara nispetle biraz daha şanslı sayılabilirler. Zamanımızda artık soygunlar, adi hırsızlıklar, sabotajlar bile sokak başlarına, ev ve işyeri girişlerine yerleştirilen kameralarla tespit ve teşhis edilebilmektedir.
Bu devirde insanların daha dikkatli ve temkinli yaşamaları gerekiyor. Hem bu dünyada, hem de ahirette kendilerine yararı dokunacak, başkalarına da müspet istikamette yol gösterecek işlen plânlamaları icâbediyor. Bu dünyada işlenen kalıcı ve örnek nitelik teşkil edici çirkin çabalar, kötü ameller öbür dünyada insanı rahat bırakmaz. Yapılan işler, açılan çığırlar, iyi veya kötü, güzel veya çirkin kaybolup gitmiyor. Bu günün iletişim araçları hem iletiyor ve hem de kaydediyor. Televizyonu açıyorsunuz ekranda bir oryantalist boy gösteriyor, bir mafya lideri, bir terörist başı, bir şarkıcı veya türkücü, bir solcu şair veya ressam, karikatürist, bir din aleyhtarı yazarı görüyorsunuz. Bu kimsenin veya kimselerin muayyen aralıklarla ekrana gelme veya sahnede görünme işi devam ediyor. “Yahu bu adam, bu kadın ölmedi mi?” diyorsunuz. Her birini incelediğiniz zaman ayrı ayrı zamanlarda öldükleri anlaşılıyor. Yaşasalar zaten o kadar ön plâna çıkartmazlar.
Olayın sanatçısı veya kahramanı belki de öleli 40-50 sene olmuş. O bu dünyada yapmış olduğu işleri ister istemez bırakmış veya bırakmak zorunda kalmış. Hatta pişman bile olmuş. Sağlığında işiyle ilgili yapılan kayıtlar; plâk, kaset, sidi olarak ortaya çıkınca, belki o, kabirde rahatsız oluyor. Rahatsız olsa iyi bir şey belki de azâp görüyor. Müdahale etmek, ne kadar var ise canlı cansız bütün kopyalarını yok etmek istiyor, ama gücü yetmiyor. O halde yapılması gereken şey, sağlığımızda ahlâklı yaşamak, dürüst çalışmak, helâl yoldan para kazanmak, Allah’ın verdiği akıl ve vücut güzelliğini ve kabiliyetini güzel ve faydalı işlerde edepli kullanmak.
Bu dünyada yapmış olduğumuz işler arşivleniyor. Tarihi belge niteliğinde olanları arşivlerde muhafaza ediliyor. Sinema, tiyatro niteliğinde, kültür, müzik, eğlence ve düşünce türünde olanlar zaman zaman beyaz perde de, televizyonda ve sahnede tekrarlanıyor. Kasetler, plâklar, sidiler halinde çoğaltılarak piyasaya sürülüyor. Bunların tarihi gerçeklere, dinî ve millî ölçülere uygun olanlarının sahipleri, ahirette seyircilerin ve dinleyicilerin yaptıkları dualar sayesinde belki rahatlar. Eğer eser kötü, kalitesiz, seviyesiz ve müstehcen ise, dinî ve millî kriterlere uygun değilse, sırf para kazanmak ve şöhret sahibi olmak için yapılmışsa sahibini veya sahiplerini ahrette rahatsız eder, sıkıntıya sokar. Sahibi eyvah ben bunu neye yaptım der ama hiçbir faydası olmaz. Tamamen yok etmeye gücü de yetmez. Bu dünyada zamanlı zamansız onu tekrarlayıp duranlara lânet okur, ama faydası da olmaz.
O halde bu dünyada, biz öldükten sonra bizim rahatsız olmamıza sebep olmayacak işler yapmalıyız. Toplumun ahlâkını, kültürünü, sanatını, düşüncesini, kılık kıyafetini dejenere etmeyecek, bozmayacak, manevî ve millî değerlerimizin ayakta kalmasına sebep olacak akıllıca ve ahlâklıca işler yapmalıyız. Aksi takdirde işimiz kötü.





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.