Bir köy var uzakta

Bir köy var uzakta

Orda bir köy va uzakta. Hiç bir zaman gidip görmeyeceğiniz ve hiçbir zaman sizin olmayacak olan bir köy

Sizin olamaz çünkü bir duygu beslediğiniz şeyler sizin olabilir ancak. Bilmediğiniz, hissetmidiğiniz, aidiyet duygusuylu bağlanmadığınız, içinize derin bir nefes çekerken ciğerlerinize hava yerine buram buram hasret çekmediğiniz yerler nasıl sizin olabilir ki?

 

Kurban bayramı sabahı saat 6 civarı kendiliğimden uyandım. O an, 'bir yerde hiç kimse seslenmeden uyanıyorsan iyi bir uyku çektiğin için kuş gibi hafifsindir ve mutlusundur' diye düşünüyorum. Uzun zamandır kendiliğimden uyanmamıştım. Az daha kendime gelince köyümde olduğum aklıma geliyor. Evde olsan dahi illa ki seni bulup gelen şehrin hayhuyundan uzaktayım. Sürekli biryerlere yetişmeye çalışan arabaların korna sesleri yok. Ya da daha modern ve yüksek binalar yapmak için çalışan iş makinalarının sesleri de. Köyümde olduğumu biliyorum.  Çünkü semiz horozlar birbirinin sesini bastırmak istercesine bir düzende ötüyor. Aç inekler önlerine birşeyler verilmesini beklediği için bağırıyorlar arada. Ardından eşeklerin anırmalarına kurbanlıkların melemeleri karışıyor. Namaza epey daha vakit olduğu için kendi kendime düşünüyorum.

 

Değişimi gelişim diye yutturmaya çalışanlara inat

Bu köy gelenek ve göreneklerine sıkı sıkıya bağlı bir köydür. Kendine ait yazılı olmayan kuralları vardır. Bu köyde ayrıksı olamazsın. Özgürlük mavallarıyla kimseyi rahatsız edemezsin örneğin.  Aynı sokaktan gereksiz yere beş altı defa geçersen, dinlediğin müziği başkalarıyla da paylaşmak istercesine inat edersen ve gece yarısı millete nispet yaparcasına içip içip bağırırsan gözden düşmen, azar işitmen, dahası temiz bir dayak yemen muhtemeldir.

 

Buranın yaşlısı yaşının gereğini sergiler, gençler ise ne yapmaları gerektiğini bilir. Herkes hakkını verir yaşamanın. Muhafazakarlık iyi anlatır bu köyü. Muhafazakârlık, muhafaza etmek. Eskiyi, güzeli yaşatmanın kıymet bilmenin diğer adı. Bu yönüyle kimileri tarafından eleştirilse, daha uç düşünceler için ise, gericilikle eşdeğer tutulsa da bu köyde muhafazakârlık güzeldir. Aydın'ın Sultanhisar ilçesine bağlı Uzunlar Köyü halkı muhafazakâr olduğu için mutludur. Değişimi gelişim diye yutturmaya çalışanlara inat ahlaki çöküşe karşı dim dik durmasını bilmiş bir coğrafyadır burası.

 

Hala köy kahvelerinde kağıt ve taş oyunları yoktur mesela. Yasaktır. Seçilen hiçbir muhtar tevessül edememiştir bunu değiştirmeye. Hele bir denesin, köylü bir olur alaşağı eder onu. Zaten bu arz talep meselesidir. Kimse bu minvalde bir talepte bulunmamıştır bu zamana kadar. Garip geldi değil mi. Evet, bizim köyde çok önemli bir sanatı icra eder gibi okey yada batak oynanmaz. Muhabbet edilir, hat hatır sorulur, o gün ne yaptığından başlamak üzere mütemadiyen anlatılır. Konuşmalar genelde o zaman hangi mahsulün hasadı yapılıyorsa onunla alakalıdır. İncir, kestane, elma, üzüm, armut, badem, ceviz başta olmak üzere aklınıza ne gelirse yetişir. Fakat bu güzel meyvelerden gerektiği kadar kazanç elde edileceğini bilmez, köy de sattığına razı olur. Aracı ne kazanıyor merak da etmez belki. Ürününün hakkınının verilmediğini bilir de ses etmez. Bu dünyanın ötesinde ebedi bir hayat varken deymez dünya malı için küçük düşmeye. Bu nedenledir ki ar eder bir çift laf edemez kendisi üzerinden zengin olan ticaret erbaplarına.

 

Galiba biraz abartmıştım böyle bir sabah da derin mevzulara dalmıştım. Kendi kendime kalkmam gerektiğini hatırlattım. Giyindim çıktım evden. Sokaklar tenhaydı. Tavuklar kursaklarına bir şeyler atmanın telaşı içindeydi. Geceyi uykusuz geçirmiş miskin köpekler bir an önce uyumanın gerginliği içindeydi. Bir bebek ağlaması geliyordu evin önünden geçerken. Kim olduğunu bilmediğim ve yüzünü görmediğim bu bebeğe Allah acını göstermesin dedim ve yoluma devam ettim.

 

Üniformasız temizlik işçileri

Kimseden emir almamalarına rağmen düşünceli kadınlar hem kapısının önünü hemde evinin sokağını süpürüyordu. Belediyenin üniformalı çöpçülerine gerek yoktu burada. Topluma faydalı olmaktan başka hiçbir amacı olmayan fedekar kadınlar vardı. Onları bu masum rüyadan uyandırmamak için konuşmadan sessizce geçtim yanlarından.  Kahvenin önünde namaz saatinin gelmesini bekleyen gençlerle selamlaştım. Camiye girdim, çoluk çocuk genç ihtiyar herkes gelmişti. İmam vaaz veriyordu, bir kere daha bayram namazının nasıl kılındığını anlattı insanlara. Öyle ya yılda iki defa geliyor. Yeni seneye gelecek kurbanda kim öle kim kala. Namaz bitti, imam kahvenin önünde bayramlaşmamızın daha isabetli olduğunu söyledi. Çünkü cami inşaatımızı devam ediyordu. Ve ortalıkta kalaslar, kalıplar, tuğlalar, çapalar, kürekler ve sair inşaat malzemeleri yığılıydı. Bütün köylü birleşmiş, el birliği yaparak kendi ibadethanelirini yapıyorlardı kimseden yardım beklemeden. Kendi yaptıkları 3 katlı caminin inşaatında namaz kılmanın heyecanı vardı hepsinin gözünde.

Çıktık, herkes sarıl sarmaş oluyordu birbiriyle. Küslük müslük kalmıyordu kimse ile aranda. Herkes birbiriyle bayramlaştıktan sonra yaşlılara geliyor sıra. Onlar mahzun ve boynu bükük duvarın dibine sıralanıyorlar. Tabi aralarına orta yaşın üstündekiler ve bazı uyanıklar da giriyor. Onlar arada kaynıyorlar artık. Gençler duvarın dibinde bekleyenlerin ellerini öpüyor, hal hatır soruyordu birkaç saniyelik zamanda.

Sevinin a dostlar! Nazilli'li oluyoruz

Bayramlaşma faslı bittikten sonra kahvelere çıkıyoruz. Bayramlaşmadan erken kaçmış birkaç kişiyle de bayramlaşıyoruz orada. Bayram çaylarımızı yudumlarken kahvehanenin penceresinden önümüzde uzunun Büyük Menderes ovasına bakıyorum. Aydın'ın Büyükşehir olacağı geliyor aklıma. Yıllarca değişime direnen, şehir ile bütünleşmeyi reddeden bu köyün  bir yasayla mahalle yapılacağını düşünüyorum. Artık üniformalı çöpçülerimiz olacak bizim de. Kadınlar bu kurbanda son kez süpürdüler evlerinin önlerini. Önce ilçe adliyelerinin kapatılarak merkezlere toplanması, ardından değişen Büyükşehir Yasası. Her şey bir oyunun parçası sanki. Küresel bir birleşme oyununun son sahfası. Yozlaşmamış, saf ve temiz kalmış köyler kalmıştı bir tek. Sanki birileri “ne kadar direnirseniz direnin bizim gibi olacaksınız sonunda” demek istiyor.  Bizi diğerleri gibi yapmak için kanunlar çıkarıyorlar. Bizi bize bırakmıyorlar burada bile.

 

Başımı çevirip hararetle sohbet eden insan kalabalığına bakıyorum bir daha görüşemeyeceğim bir dosta bakar gibi. Kayboluyor önümüzde güzellikler. Yitiriyoruz tüm temizliğimizi. Birkaç yıl içinde  yitip gidecek olan bu sahneyi seyrediyorum. Nerelisin dediklerinde “köy” kelimesinin boğazıma düğümlendiği çocukluk yıllarım geçiyor gözümün önünden. Şimdi gururla taşıdığım bu köylü kimliğimden bir zamanlar utandığımı hatırlayıp bir daha utanıyorum kendimden. Önce kendimizden utanmamızı sağladılar bizim. Bizi biz olmaktan vazgeçirmek için. Şimdi gururla yükselsin bazı satılık başlar. Sevinin a dostlar! Nazilli'li oluyoruz.

 

YUNUS ALTINBEYAZ

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.