‘Ben’
“Bak şuna yamuk-yumuk yürüyor.”
“Belki çocukları güldürmek için yapıyordur…”
“Çok hızlı konuşuyor şu adam, anlayamıyorum.”
“Belki tekerleme söylüyordur…”
“Ayy şu deliye bak.”
“Kimin yanına koydun da deli olduğunu anladın!?”
“Ben” büyütecini gezdiriyorum her şeyin üzerinde. Bu büyüteç küçültüyor. Yazık ki farkında değilim. Kibir canavarı çıkmış mağaradan, cehenneme kadar sürükleyecek…
Küçümsemek ne büyük küçüklük! Kendini ‘hiç’ görenlere imrendiler küçük dediklerim. Belki bir gün; “İlahi, benden sadır olanlar kendi alçaklığıma ve Senden gelecekler Senin keremine layık olan şeylerdir” diyecekler ve yükseleceklerdir.
Zavallı ‘ben.’ Kaybettirdin beni bana. Kendimden çok uzaklara gitmişim ve ‘gün gelmiş yolumu kaybedip feryat etmişim, sonra “nereye kayboldun sen? diye kendi yakama yapışmışım. Hesap sormuşum fütursuzca, küstahça!’
Zavallı ‘ben’. Acizliğimi unutturdun bana. Ustamın dediği gibi; hiç olduğumu kalbimin göbeğine yazmalıydım oysa. Hayır, hayır sıfır bile değilim ben! Neye yettim ki bugüne kadar, neye yetiştim ki? Hangi derdi tutup kaldırdım, hangi fırtınaya set yaptım varlığımı? Kendimi ‘bir şey’ zannetmemeliydim. “Herkes yahşi men yaman/ Herkes buğday men saman…” Herkes iyi ben kötü. Herkes cevher ben çer-çöp, demeliydim.
Kendimi bir şey zannederek ahiret duygumu katlettim. Ahireti katledip dünyaya dost olmaya çalıştım. Meğer dünyada da odaklandığım ‘ben’ imiş. Ve diktiğim her ağaç her söz kurudu. Meyvem yok ‘ben’ den başka. Kendi darlığımda yapayalnız kaldım. Ruhum ‘ben’den sıyrılınca hiç olacağım, hiç olduğumu fark edemediğim için…
“Kendin nasılsan ona göre değil, o nasılsa ona göre davran” diyordu İbnü’l Arabî.
Çocukla konuşuyorsan kır dizlerini, gözlerin çocuğun gözleriyle aynı hizaya gelsin. Önemsediğini/önemsendiğini fark etsin muhatabın. Büyüksen büyüt çocuğu…
Bir cebi fakirse konuştuğun, hatırla ki rızkı veren Allah. Dünyayı istediğime veririm diyen O(c.c.). Sakın ha;
“Mala mülke mağrur olma
Deme var mı ben gibi”
“Bir muhalif rüzgâr eser
Savurur harman gibi…”
Bir ümmiyse konuştuğun onu alaya alma. “Çoban bile böyle/şöyle düşünüyor…” gibi laflar etme. Hatırla ki peygamberler de çobanlık yapmıştır. Ve unutma ki okumak sadece cüzden değildir; tabiat kitap, aynan kitap, aynalar kitap…
Bir memurunsa konuştuğun, unutma o yürümeye devam ediyor. Bir gün o da amirlik koltuğuna oturabilir…
Siyahî bir adama rastlarsan onu rengiyle küçümseme, hatırla ki üstün olan rengimizin nasıl işlendiği değil, gönlümüzde işlediğimiz desenlerin ne anlam ifade ettiğidir.
Şaşıyorum, kendimi unutup gem’imi ‘ben’imin eline bırakışıma. Bazı uyanık olduğum zamanlarda hayret ediyorum; adım anılmıyorken beni var eden, sonra beni yaratılanların en şereflisi eyleyen ve beni noksansız özellikte yaratan, sonra da ufacık şeylerde bile aciz kalışımı bana her an hatırlatan Bir’inin varlığı mutlak bir gerçek iken, kibirlenişime, kendimi ‘bir şey’ zannedişime hayret ediyorum.
Her şeyimle beni yaratan, her şeyi elinde tutan, istediğini veren/alan bir Kudret var… İnsan güzelliklerin, hoş şeylerin gelip kendisinde konakladığı bir mekândır, yoksa o bir nimet ve ihsan kaynağı değildir! O bir nimet ve ihsan kaynağı değildir, lütfedilmiştir ona, lütuf sahibi değildir. “Yaptıklarından ötürü sevinen, öbür taraftan yapmadıkları işlerden dolayı övülmek isteyen kimselerin sakın azaptan yakayı kurtaracaklarını sanma! Çünkü onlara o can yakıcı azap vardır.”(3/188)
Ve o Kudret sahibi Allah’ın Resulü; “Kalbinde zerre kadar kibir olan cennete giremez” dedi.
Zavallı ‘ben’. Bunca hakikat mutlakken hala sen kendini ne sanırsın behey deli!





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.