Alışılmış bir başlık; Konya'dan Kenya'ya

Alışılmış bir başlık; Konya'dan Kenya'ya

Konya Tv Haber Müdürü Ali Sait Öge'nin Kenya izlenimleri

22 Ekim 2012 tarihinde saat 08.30’da bir buçuk saatlik uçak yolculuğunun ardından Konya’dan İstanbul’a ulaştık. Aynı günün akşamında saat 19.30’da Kenya’ya giden uçağa bindik. Yaklaşık 7 saat süren yolculuğun ardından Kenya’nın başkenti Nairobi’ye indik. Nairobi’de bir gün süren hazırlıkların ardından doktorlarımızdan oluşan 9 kişilik bir grupla, sünnet ve kurban organizasyonuna katılmak üzere Dadaab kampına gittik.

UGANDA SINIRINDAKİ KAMPA ULAŞMAK ÇOK ZOR

Rida Konya Şube Yetkilisi Tamer Kalender, kameraman arkadaşım Aydın Günarslan ile birlikte Nairobi’ye en uzak yerleşim yeri olan ve Müslümanların yaşadığı Lordwar şehrine gitmek için çıktık. Nairobi Havaalanı’ndan bindiğimiz 28 kişilik küçük bir uçakla 2 buçuk saat süren yolculuğun ardından Lordwar’a indik. Lordwar Havaalanına inerken oldukça heyecanlanmıştık. Çünkü Lordwar Havaalanı bilinen havaalanları gibi değildi. Tarlaların içerisine yapılmış, elektriği olmadığı için hiçbir işaret levhası bulunmayan uçakların iniş ve kalkışlarını el işaretleri kullanarak yapan görevliler vardı.Bu durum bizleri oldukça şaşırtmıştı.Böylesine ilkel koşullara sahip bir havaalanı herhalde başka bir yerde bulunmazdı diye düşündük.

FOTOĞRAFLAR İÇİN TIKLAYINIZ

SİVRİSİNEKLER RAHAT BIRAKMADI

Zor bela indiğimiz havaalanının çıkışında bizleri bir araç karşıladı. Ayağımız toprağa bastı diye sevinirken bizleri yaklaşık 5 saat sürecek zorlu bir yolculuk bekliyordu. Bozuk ve tehlikeli yolları aşarak  Sudan sınırında kalacağımız bir otele vardık. Elektrik olmadığı için jeneratörle aydınlanan bölgede kamıştan yapılan evleri andıran mimari bir yapı vardı. Bölgenin aşırı sıcak olması sivrisineklerin varlığını arttırıyordu. Sivrisineklerle boğuştuğumuz zor bir gece geçirdik.

5 VAKİT EZAN SESİ DUYABİLİRSİNİZ

Sabahın erken saatinde kalkarak Lordwar Şehrinin içerisinde kurulan ve genelde Turkana kabilesine mensup insanların bulunduğu hayvan pazarına geldik. Lordwar’ın hemen yanında bulunan Turkana Bölgesi’nde yaşayan Turkana Kabilelerinin halkı bölgede ticaretin tamamını üstlenmiş görünüyordu. Lordwar şehri her ne kadar Müslüman olmayan Turkana halkından oluşsa da Müslümanların sayısı azımsanamayacak kadar çoktu. Şehrin merkezinde bulunan camiden 5 vakit ezan sesini duymanız mümkündü. Biz Kenya’da arefe gününü yaşarken Türkiye’de Kurban Bayramı’nın ilk günü yaşanıyordu.

KURBANDA TÜRK USÜLÜ PAZARLIK

Lordwar’da bulunan hayvan pazarına gelerek Kakuma Kampı’nda yaşayan  Müslüman kardeşlerimiz için keseceğimiz kurbanlıklara bakmaya başladık. Ekibimizin başında bulunan Tamer Kalender, bölgede bizleri karşılayan rehber arkadaşımız Envar Yusuf ve arkadaşlarıyla hayvan pazarında deve satan Turkanalı hayvan satıcılarıyla sıkı bir pazarlık yaptık. Yapılan pazarlıkların ardından yaklaşık 450 dolara 40’a yakın deve aldık. Develerin bu kadar ucuz olması beni oldukça şaşırtmıştı. Türkiye’de 4 ile 7 bin TL civarında olan bir devenin fiyatı burada 800 - 900 TL civarındaydı. Koyun veya keçiden oluşan küçükbaş kurbanlıkların fiyatıysa 45 ile 70 dolar arasında Türk Lirasıyla 85 ile 130 Liraydı.

ALIM GÜCÜNÜN OLMAMASI FİYATLARI DÜŞÜRÜYOR

Kurbanlıkların bu kadar ucuz olmasının nedeni bölge halkının alım gücünün çok düşük olmasıydı. Bölgede Müslümanların yanısıra Hıristiyan halkta yaşıyordu ve hepsinin gelirleri oldukça düşüktü. Öyle ki Kenya’da çalışan bir memurun aylık maaşı 100 dolar,  bir işçilerin günlük yevmiyesiyse 1 dolardı. Hayvan pazarında kurbanlıkların alımlarının ardından rehber arkadaşlarımızın önderliğinde bölgede kısa bir gezi yapma imkânımız oldu. Lordwar Şehrinde Müslümanlarla Turkana Kabilesine ait olan Kabile halkı kendi hallerinde bir yaşam sürüyorlardı. Sözde çarşı denilen yer ise köhne baraka kulübelerden oluşan işyerlerinden ibaretti.

TEK ENERJİ JENARÖTÖR TEK İÇECEK SU

Burada en çok satılan ürünün jeneratör olduğunu fark ettik. Bölge halkı buzdolabını bile jenarötörle çalıştırıyordu. Halkın en çok tükettiği içecek bölgeye has yetiştirilen meyvelerden yapılan meyve sularıydı. İçeceklerin yanısıra satılan diğer ürünler bölge halkının gölden tuttuğu ve kuruttuğu balık, bölgede yetişen meyve, sebzelerle diğer yerleşim merkezlerinden getirilen gıda çeşitleriydi.

Bölgede dikkatimizi çeken bir başka ayrıntıysa çok sayıda bisiklet ve motosiklet bulunmasıydı. Çünkü bölgede akaryakıt bulmak çok zordu. Halkın en önemli ulaşım aracı bisiklet veya motosikletti. Yolların bozuk olması, hemen her türlü yüklerini bisikletle taşımaları bisikletlerin çok çabuk arıza yapmasına neden oluyordu. Bu nedenle de bisiklet tamircilerinin sayısı oldukça fazlaydı.

TÜRKİYEDE MANGAL KEYFİ BURADA İHTİYAÇ

Kampa veya otele doğru gittiğimiz güzergâhta gözlerden kaçmayan bir ayrıntı da yol kenarında kabilelerin yaşadığı evlerin hemen yanında dizilen odun kömürü çuvallarıydı. Türkiye’de sadece mangal keyfinde kullanılan odun kömürleri ne yazık ki bölge halkının yemeklerini yapmak için kullandıkları tek yakıttı. Tüp veya benzeri kullanım gereçleri olmadığı için bölge halkının tamamı yemek yapmak için bu kömürleri kullanmak zorundaydı. Bu kömürü elde etmek içinde ailenin genç bireyleri dağlardan kestikleri odunları bisikletlerle yaşadıkları bölgeye getiriyor ve değişik usullerle yakarak odun kömürü haline getiriyor, böylece hem kendi ihtiyaçlarını karşılamış oluyor, hem satışını yaparak azda olsa bir gelir elde ediyordu.

ÇOK GÜZEL GÖRÜNTÜLER VAR AMA…

Gezdiğimiz yerlerde oldukça ilginç kareler olmasına rağmen bazı bölge sakinlerinin tepki göstermesi yüzünden arzu ettiğimiz gibi görüntü alamıyorduk. İlginç karelerin arasındaysa en çok dikkatimizi çeken bayan kuaförlerin(!) müşterilerinin saçlarını ilginç bir şekilde örmeleri, kamyon lastiklerinden terlik türünde ayakkabı yapan ustaların olağanüstü çabaları, erkek berberlerin bölge halkına has bir şekilde saç kesmeleri ve yine bölgeye has gıda ürünlerinden yemeklerin yapılıp satıldığı yerlerde ki birbirinden ilginç görüntülerdi.

TEK İSTEDİKLERİ MADDİ YARDIM

Tepki gösterenlerin yanısıra özellikle fotoğraflarını çektirmek isteyenlerde vardı. Biz başlangıçta bu kişilerin gönüllü olarak fotoğraf çektirmek istediklerini zannediyorduk. Ancak bu kişiler fotoğraflarının çekilmesinin ardından bizden para istiyorlardı. Tabi bizim her isteyene verecek kadar paramız yoktu. Gerçi istedikleri para da o kadar fazla değildi. Şöyle ki 1 Amerikan Doları 830 veya 850 Kenya Şili’niydi.  Ve bu insanlar 100 veya 200 şiline bile çoktan razılardı. Bir işçinin yevmiyesinin 1 dolar olduğunu göz önüne alırsak istedikleri paranın kendileri için ne kadar önemli olduğunu anlamak zor olmasa gerek.

BİR KAÇ ŞİŞE SU İLE GEÇEN BİR GÜN

Bölgede gün boyu yaptığımız gezide herhangi bir şey yeme imkânımız olmadı. Çünkü gerçekten yiyebileceğiniz bir şey yoktu. Bu nedenle akşama kadar sadece birkaç küçük şişe suyun dışında bir şey almadık. Akşamda kaldığımız otelde sadece patates kızartması yiyebilmiş ve mango, ananas gibi meyve sularını içebilmiştik. Türkiye’de bayramın ilk günü Kenya’da da arefe günü olan 25 Ekim Perşembe gününü bu şekilde geride bırakmıştık.

BAYRAM SABAHI DUYGULANDIRAN GÖRÜNTÜLER

Ertesi gün Kenya’da bayramdı. Saat 04.30’da bayramlıklarımızı (!) giyerek bir gün öncesinden Lordwar Şehrinden aldığımız develerin yanına gittik. Niyetimiz biraz daha fazla deve satın alarak kamplarda yaşayan yetim çocukları ve fakir aileleri sevindirmekti. Yapılan girişimler ve pazarlıkların ardından biraz daha deve satın aldıktan sonra bayram namazını kılmak için çarşı arkasında bulunan mescide geldik. Kadınlar, çocuklar erkekler bir gün öncesinin aksine tertemiz elbiselerini giymişler ve açık havada serilen hasırların üzerine oturarak, hoca efendinin yaptığı sohbeti dinliyorlardı.

KENYADA BAYRAM NAMAZI KILMAK NASİP OLDU

Sohbetin ardından orada bulunan Müslümanlarla birlikte bayram namazını kıldık. Namazın ardından tüm Müslümanların birbirleriyle bayramlaşmaları beni oldukça duygulandırmıştı. Namazın ve bayramlaşmanın ardından ilk kurbanımızı bu mahallede yaşayan Müslümanlara dağıtılmak üzere burada kestik. Kurban için para veren hayırseverlerin isimlerinin okunmasının ve vekâletlerin kasaplara verilmesinin ardından birkaç deveyi kestik ve o bölgeden ayrıldık. İkinci durağımız Kakuma kampıydı. Ancak bu kampa girmek için önce kamp müdüründen izin almamız gerekiyordu. Daha önce yapılan müracaatlara bağlı olarak kamp müdürüne Nairobi’den gerekli yazının gitmesiyle kamp müdürü bize fazla zorluk çıkarmadı. Gerekli izinlerin alınmasının ardından ekip arkadaşlarımızla birlikte Kakuma kampına girdik.

20 YILDIR UNUTULAN BİR KAMP KAKUMA

Kakuma Kampı Kenya’da yaşayan Müslümanların barındığı merkeze en uzak kamptı. Kenya’nın Kuzeybatısında, Viktorya Gölü ile Turkana Gölü arasında Turkana denilen büyük bir bölge ve çöl iklimine sahip. Kakuma 1992 yılında Birleşmiş Milletler tarafından kurulan bir kamp. Burası geçen yıl Rida Derneği’nin gelmesine kadar yabancı misyoner kuruluşları tarafından çok iyi bilinen ve hiçbir Müslüman yardım kuruluşları tarafından ziyaret edilmeyen bir kamptı.

MİSYONERLERİN SİNSİ ÇALIŞMALARI

110’a yakın yabancı misyoner yardım kuruluşu var. Bölgede misyonerlerin yaptıkları iddia edilen en büyük faaliyetse İncillerin arasına 50’şer dolar koyarak kamp içerisinde insanlara dağıtılması. İnsanların yoksulluklarını ve çaresizliklerini çok iyi bilen misyonerlerin çalışmalarının sonucunda 1900’lerin başında Afrika’da 10 milyon olan Hıristiyan sayısı 2 binlere gelindiğinde 350 milyona çıkmış durumda. Bölgede müthiş bir misyonerlik faaliyeti yürütülüyor. Bu faaliyetten bütün Afrika etkilenmekte ve Müslüman olan bölgelerde bile Müslüman sayısı gitgide azalmakta.

Devam edecek...
 

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.