Ağaçlar kesiliyor, haberdar mısınız?
Yayınlanma:
Alâeddin Tepesi’nde, Alâeddin Camii’nin kuzeyinde yer alan Alâeddin Köşkü kalıntısının onarılarak hiç olmazsa 1850’li yıllardaki görüntüsüne kavuşturulması amacıyla hazırlanan proje kapsamında çalışmalara başlandı. 826 yıl önce Selçuklu Sultanı birinci Rükneddin Mesut’un oğlu II. İzzettin Kılıçaslan tarafından yaptırılan köşkün günümüze kadar gelebilen kısmı 1960 öncesi beton şemsiye ile koruma altına alınmıştı. Harabe hâlinde de olsa köşkün ayakta kalan kısmı Selçuklu Devleti’nin başkenti Konya’daki tek eşsiz ve en eski bir Selçuklu eseri olduğu için çok kıymetli bir eser niteliği taşıyor. Bu nedenle mevcut durumunun gelecek kuşaklara ulaşabilmesi için itina gösteriliyor. Miladî 1174 tarihinde geldiği Konya’da 340 saray bulunduğunu belirten ünlü seyyah Evliya Çelebi, özellikle Alâeddin Köşkü’nün ihtişamından bahsederek, “Eşkâl-i kale-i Konya” başlığı altında seyahatnamesinde şunları yazıyor:
“Hicri 569 miladî 1174 tarihinde Senk-i traşîde (traş edilmiş taş) ile Sultan İzzeddin Kılıçaslan İbn-i Mes’ud inşa edip metanet vererek bâni-irâbi (yaptıran) olmuştur. Bir eyvan ve divanhane-i sultanî yaptırmıştır ki ol asırda kisradan nişan verir idi. Zelzeleden münhedim oldukta Keykubad-i Selçukî tamir ve termim ederek b ir hendek-i azîk inşa etmişti ki, umku (derinliği) 11, arzı (genişliği) 50, kad-i sûri (surun boyu) 30 z erra-i melikîdir (padişah altını)”
İbrahim Hakkı Konyalı da Evliya Çelebi’nin, köşkün kimin tarafından yaptırıldığı konusunda kesin karara varamadıklarını kaydederek, köşk’ün eski resimlere göre iç kalenin bir burcu gibi asıl surun duvarından dışarıya taşmış vaziyette olduğunu, bu mahallede doğup büyüdüğü için eski durumunu bildiğini, önünde hendek, sağında ve solunda kale duvarlarının olduğunu bildirerek, şöyle devam ediyor:
“Bu duvarların ve köşk’ün alt kısmının bir taş ocağı gibi kullanıldığını da hatırlarım. Köşk’ün iç duvarları Gödene Taşı ile ve harçla yapılmıştır. Dört duvarın içi itina ile yapılmış; bugün Konya’da kesilenlerden ve kullanılanlardan daha ince kerpiçle doldurulmuştur. Bu itibarla köşk’ün birinci katı yoktur. Cephesine iki arslan heykeli yerleştirilmişti. Konya’ya gelen seyyah Şarl Texiye de 20 kadar arslan heykelinin Konya’nın çeşitli yerlerinde bulunduğunu kaydeder. Köşk’ün solunda olan arslan heykeli söküldüğü için yeri açık duruyordu. Sağdakini yıkılıncaya kadar yerinde görürdüm. Köşkün eyvan kısmını üç tarafından üçer konsol kucaklardı. Şimâl tarafından geniş bir kemer ve üstünde de saçak kalıntıları vardı. Batı ve doğu duvarlarından dışarıya; üstleri kavisli ikişer pencere açılırdı. Köşk’ün alt kısmı yumurta, civa, bal ve kıtık ile hazırlanan mermer gibi parlak bir harç ile sıvanmıştır. İstanbul Üsküdar’daki Ayazma Camii’nin Topkapı Sarayında bulunan inşaat defterinde sıvanın bu şekilde hazırlandığı açıkça yazılmaktadır.
Bu mahallede doğup büyüyen ve 85 yaşında ölen ninem de bu sarayın yumurtalı harçla sıvandığını söylerdi. Konsolların yüzlerinde istalaktitler vardı. İstalaktitlerin her yaprağı mozayik halindeki çinilerle süslenmişti. Yağmadan kurtularak bize kadar gelen parçaların çini izleri açıkça görülür. Eyvanın etrafında balkon ve şehnişin olduğu anlaşılıyordu. Şarl Texiye’nin Küçük Asya’sındaki eski bir resimde bunlar açıkça görülmektedir. Üstünün kubbe ile örtülü olduğunu gösteren izler vardır. Bu kalıntı Selçuk Sarayı’nın Divanhanesi idi. Selçuk divanı burada kurulur, Cuma namaz öncesi ve sonra hükümdarlar burada oturur, çetr (Hükümdarların üzerine tutulan gölgelik) ve sancak gibi mukaddes emanetler eyvanın bânisi tarafından yaptırılan türbede muhafaza edilirdi. 1907’de Rizo isminde bir Rum mühendisi tarafından tamir etme bahanesiyle köşk’ün alt kısmı kazılmış ve eyvan 22 Sefer 1325 günü sabaha yakın müthiş bir gürültü ile yerlere serilmişti. Bundan müteessir olan eyvanın ayakta kalan ikinci katı ve duvarlarının bir kısmı çökmüş, kitabeli çinileri de o vakit köşk civarında oturan Alman Konsolosu tarafından kendi memleketine gönderilmiştir.
Köşk’ün şimdi birinci katının yalnız sağ duvarı ile şehnişinin ayaklarından ikisi ve bir de ortanın kerpiç dolgusu kalmış, duvarda kalan ardıçlar hatıl hâlinde kullanılmıştır. Eski sıvada beyaz, sarı ve kırmızı renklerle Mustatil (dikdörtgen) şeklinde yapılmış süsler hâlâ görülmektedir. Türk Tarih Kurumu, 18 sene evvel (1926’da) etrafında bir kazı yaptırarak, duvarın altını tamir ettirmiştir”
Yıllarca İstanbul’da askerî müze müdürlüğü yapan tarihçi İbrahim Hakkı Konyalı’nın ihtişamını çok güzel şekilde belirttiği, 800 yılı aşkın tarihî Alâeddin Köşkü’nün en son kalıntısı şimdi bir defa daha onarımdan geçirilip, ilâveler yapılarak eski hâli hakkında az da olsa bir fikir verebilecek. Ancak, diğer birçok ecdat yadigârı gibi, 100 yıl önce nasıl yıkılarak çinilerinin yağmalandığını, kırılası ellerin yıkmakta nasıl mahir olduğunu okudunuz. Bir şeyi yaparken, bir şeyleri de yok etmekte üstümüze yoktur. Alâeddin Köşkü’nün onarımı için ilk iş olarak koca koca birkaç ağacın kökünden kesildiğinden bilmiyorum ilgililerin haberi var mı? Yanlış budama yüzünden ana dalları kestiği için 50-60 yıllık ağaçları kurutmaya devam eden belediye, vatandaş ince bir fidanı kesip, yada kırsa hesabını sorarak cezayı basıyor, üstelik çevreci oluyor, ancak kendisi kesince umursamıyor!
Hani ağaçlar kesilmiyor, sökülerek başka bir yere naklediyordu? Halil Ürün’ün başkanlık döneminde Avrupa’da görerek, şehrimizde yaptırdığı ağaç sökme makinası süs için mi duruyor?
“Hicri 569 miladî 1174 tarihinde Senk-i traşîde (traş edilmiş taş) ile Sultan İzzeddin Kılıçaslan İbn-i Mes’ud inşa edip metanet vererek bâni-irâbi (yaptıran) olmuştur. Bir eyvan ve divanhane-i sultanî yaptırmıştır ki ol asırda kisradan nişan verir idi. Zelzeleden münhedim oldukta Keykubad-i Selçukî tamir ve termim ederek b ir hendek-i azîk inşa etmişti ki, umku (derinliği) 11, arzı (genişliği) 50, kad-i sûri (surun boyu) 30 z erra-i melikîdir (padişah altını)”
İbrahim Hakkı Konyalı da Evliya Çelebi’nin, köşkün kimin tarafından yaptırıldığı konusunda kesin karara varamadıklarını kaydederek, köşk’ün eski resimlere göre iç kalenin bir burcu gibi asıl surun duvarından dışarıya taşmış vaziyette olduğunu, bu mahallede doğup büyüdüğü için eski durumunu bildiğini, önünde hendek, sağında ve solunda kale duvarlarının olduğunu bildirerek, şöyle devam ediyor:
“Bu duvarların ve köşk’ün alt kısmının bir taş ocağı gibi kullanıldığını da hatırlarım. Köşk’ün iç duvarları Gödene Taşı ile ve harçla yapılmıştır. Dört duvarın içi itina ile yapılmış; bugün Konya’da kesilenlerden ve kullanılanlardan daha ince kerpiçle doldurulmuştur. Bu itibarla köşk’ün birinci katı yoktur. Cephesine iki arslan heykeli yerleştirilmişti. Konya’ya gelen seyyah Şarl Texiye de 20 kadar arslan heykelinin Konya’nın çeşitli yerlerinde bulunduğunu kaydeder. Köşk’ün solunda olan arslan heykeli söküldüğü için yeri açık duruyordu. Sağdakini yıkılıncaya kadar yerinde görürdüm. Köşkün eyvan kısmını üç tarafından üçer konsol kucaklardı. Şimâl tarafından geniş bir kemer ve üstünde de saçak kalıntıları vardı. Batı ve doğu duvarlarından dışarıya; üstleri kavisli ikişer pencere açılırdı. Köşk’ün alt kısmı yumurta, civa, bal ve kıtık ile hazırlanan mermer gibi parlak bir harç ile sıvanmıştır. İstanbul Üsküdar’daki Ayazma Camii’nin Topkapı Sarayında bulunan inşaat defterinde sıvanın bu şekilde hazırlandığı açıkça yazılmaktadır.
Bu mahallede doğup büyüyen ve 85 yaşında ölen ninem de bu sarayın yumurtalı harçla sıvandığını söylerdi. Konsolların yüzlerinde istalaktitler vardı. İstalaktitlerin her yaprağı mozayik halindeki çinilerle süslenmişti. Yağmadan kurtularak bize kadar gelen parçaların çini izleri açıkça görülür. Eyvanın etrafında balkon ve şehnişin olduğu anlaşılıyordu. Şarl Texiye’nin Küçük Asya’sındaki eski bir resimde bunlar açıkça görülmektedir. Üstünün kubbe ile örtülü olduğunu gösteren izler vardır. Bu kalıntı Selçuk Sarayı’nın Divanhanesi idi. Selçuk divanı burada kurulur, Cuma namaz öncesi ve sonra hükümdarlar burada oturur, çetr (Hükümdarların üzerine tutulan gölgelik) ve sancak gibi mukaddes emanetler eyvanın bânisi tarafından yaptırılan türbede muhafaza edilirdi. 1907’de Rizo isminde bir Rum mühendisi tarafından tamir etme bahanesiyle köşk’ün alt kısmı kazılmış ve eyvan 22 Sefer 1325 günü sabaha yakın müthiş bir gürültü ile yerlere serilmişti. Bundan müteessir olan eyvanın ayakta kalan ikinci katı ve duvarlarının bir kısmı çökmüş, kitabeli çinileri de o vakit köşk civarında oturan Alman Konsolosu tarafından kendi memleketine gönderilmiştir.
Köşk’ün şimdi birinci katının yalnız sağ duvarı ile şehnişinin ayaklarından ikisi ve bir de ortanın kerpiç dolgusu kalmış, duvarda kalan ardıçlar hatıl hâlinde kullanılmıştır. Eski sıvada beyaz, sarı ve kırmızı renklerle Mustatil (dikdörtgen) şeklinde yapılmış süsler hâlâ görülmektedir. Türk Tarih Kurumu, 18 sene evvel (1926’da) etrafında bir kazı yaptırarak, duvarın altını tamir ettirmiştir”
Yıllarca İstanbul’da askerî müze müdürlüğü yapan tarihçi İbrahim Hakkı Konyalı’nın ihtişamını çok güzel şekilde belirttiği, 800 yılı aşkın tarihî Alâeddin Köşkü’nün en son kalıntısı şimdi bir defa daha onarımdan geçirilip, ilâveler yapılarak eski hâli hakkında az da olsa bir fikir verebilecek. Ancak, diğer birçok ecdat yadigârı gibi, 100 yıl önce nasıl yıkılarak çinilerinin yağmalandığını, kırılası ellerin yıkmakta nasıl mahir olduğunu okudunuz. Bir şeyi yaparken, bir şeyleri de yok etmekte üstümüze yoktur. Alâeddin Köşkü’nün onarımı için ilk iş olarak koca koca birkaç ağacın kökünden kesildiğinden bilmiyorum ilgililerin haberi var mı? Yanlış budama yüzünden ana dalları kestiği için 50-60 yıllık ağaçları kurutmaya devam eden belediye, vatandaş ince bir fidanı kesip, yada kırsa hesabını sorarak cezayı basıyor, üstelik çevreci oluyor, ancak kendisi kesince umursamıyor!
Hani ağaçlar kesilmiyor, sökülerek başka bir yere naklediyordu? Halil Ürün’ün başkanlık döneminde Avrupa’da görerek, şehrimizde yaptırdığı ağaç sökme makinası süs için mi duruyor?





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.