Ad Takma

Dördüncü sınıfta okuyordum. Sınıfta bilmem nedense, her arkadaşa bir ad takılırdı. Kimi hoşlansa da kimi hemen tepki gösterirdi. Tepki gösteren arkadaşımıza, ad takmaktan vaz geçerdik. Sınıfımıza ikinci dönem bir arkadaşımız geldi. Arkadaşımızın rengi biraz esmerdi. Ona muzip arkadaşların bazıları “Black” diye seslendiğini işitttim. Herkes “Black” gel “Black” git demeye başladı.
Arkadaşımız bazan kızarır, bozarırdı. Ama kimseye bir şey söyleyemezdi. Haftalar böyle geçti. Bir gün, yoklamada öğretmenimiz adını okudu. Yedi yüz elli bir diye üç dört defa okudu. Muzip arkadaşlardan biri öğretmenim o: “Black” zaten kimseyle konuşmazdı.” Öğretmenimiz: “ne söyledin, ne söyledin, bir daha söyler misin?” diye, arkadaşımıza ses tonunu biraz yükselterek “ne söylediğininin farkında mısın sen evladım? Söylediğin çok çirkin, çok yakışıksız ve sana yakıştıramadım.”
Öğretmenimiz dosyasını açtı hemen telofon numarasını çevirdi. “Alo … diyerek karşı taraftan cevap alınca: “Mustafa okula iki gündür devamsız. Sebebi nedir acaba öğrenebilir miyim? Karşı taraftan gelen konuşmayı anlıyorduk. Karnım ağrıyor mu diyor? Doktora çıkardınız. Bütün tahlillerini yaptırdınız. Hiç bir şey çıkmadı. Lakin karnım ağrıyor okula gitmek ismiyorum, diye tutturdu. Anladım” dedi öğretmenimiz. Öğretmenimiz: “siz alıp gelin birde ben konuşayım. Bu konuyu çözmemiz gerekir,” dedi.
Öğretmenimiz; “çocuklar, bu günlerde sınıfta benim gözümden kaçan bir şey oldu mu? Arkadaşınızı inciltecek davranışlarda bulundunuz mu?
Arkadaşlarımızdan biri:
-Evet, öğretmenim.
-Ne oldu?
-Bütün arkadaşlar Mustafa’yı “Balack” diye çağrıyorlardı. Geçen gün bana dedi ki: “okulu hiç sevmiyorum.”
- Niye Mustafa ne oldu ki dediğimde:
- Bana hep “Black” diyorlar. Çok ağrıma gidiyor.
Öğretmenimiz hiç kızmadı. Ya da kızdı belli etmedi. “Biz bir yerde eksik kalmışız, dedi. Hepiniz dışarı çıkın çocuklar,” dedi.
Mayıs ayının ilk haftalarıydı. Dışarı çıktık. Öğretmenimiz: “Çocuklar beni iyi dinleyin. Gökyüzüne bakın” gökyüzüne baktık. Gökyüzü bulutluydu yağmur damlaları bir bir atıştırmaktaydı. Uzaklarda yağmur yağıyordu. Bizim üstümüzde bulutlarla ve bulutların arasında güneş kendini gösteriyordu. “Şu yöne bakın” dedi öğretmenimiz. Hepimiz döndük, ne görüyorsunuz? Demeden. “Gökkuşağı” diye haykırdık. “Ben de siz onu gösterecektim. İyi tevafuk oldu. Bakın bakalım tek renk mi?” dedi. “Tek renk olsa o kadar güzel olur muydu?” Olmazdı öğretmenim diye haykırdık, hep bir ağızdan.
“Birde şu tarafa bakın ne görüyorsunuz?” dedi, öğretmenimiz. Okulumuzun bir tarafı tamamen boş arsaydı. Al al gelincikler rüzgarın önünde deniz gibi dalgalanmaktaydı.  “Gelincik” dedik hep bir ağızdan. “Başka neler gördünüz çocuklar?” Peygamber çiçekleri, beyaz, sarı papatyalar, mor renkli sarmaşıklar, adını bilmediğimiz renkrenk çiçekler. Öğretmenimiz: “Tek renk olsa bu kadar güzel olur muydu? Bu gördüğünüz meralar.”
Annesinin kolundan tutan Mustafa ürkek ve durgun olarak okula geldi. Bir suçlu gibi bakıyordu bizlere. Hep bir ağızdam özür dileriz Mustafa özür dileriz diye haykırdık. Öğretmenimiz: “şimdi oynaya bilirsiniz. diye bize on dakika süre verdi Mustafa’yı ebe seçtik. “Yağ Satarım Bal Satarım” oynamaya başladık. Bir daha kimseye ad takmamaya karar verdik.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Arşivi