Yavuzhan Çağlayan: Adalet Düzenbâz mı?

Yavuzhan Çağlayan: Adalet Düzenbâz mı?

Siyasi partilerin Karatay ilçe başkanları; fikirlerini, siyasi görüşlerini, şehrin sorunlarını ve çözüm önerilerini Merhaba Gazetesi “Siyasetin Nabzı” sayfaları için kaleme aldı.

Bbp Karatay İlçe Başkanı Mehmet Yavuzhan Çağlayan'ın yazısı şu şekilde:

Adalet Düzenbâz mı?

Öncelikle bizlere bu fırsatı sunduğu için Merhaba gazetesine ve değerli okuyucularına selamlarımı ileterek başlamak istiyorum sözlerime.

Dillere pelesenk olan bir kavramdır ‘Adalet’. Şamar atan adaletten kaçarken; yediğinde adalet arayışına girer. Sağdan soldan sesler yükselir ‘ Yedi ama niye yedi!?’ , ‘Onun şamar yememesi, çiçeklerle karşılanması lazım!’’.

Mahkemelerde mülkün temeli olduğu metaforu yazar ancak mülkten safi bireyin mülkiyetini de anlayan çoktur. Bu ifade arkasında ilahi emri, denenmiş-yanılmışlığı, çöküşü-yükselişi kısaca tecrübeyi taşır. Bizim topraklarımızda yaşayan, yaşamış ve yaşayacak olan ( kavramın gücü açısından düşünün) milletin ortak mülküdür devlet ve vatan. Modern anlamda ‘egemenlik’ bu vurgunun başka bir göstergesidir. Tek cümle, coğrafyanın hukuk serüveninin bir Şah Beyit’idir. Şah beyiti içeren ordu devletin hukuk gazelini ise şöyle ifade edebiliriz :

· Asker olmadan devlet ya da mülk(egemenlik) olmaz.

· Asker olması için para ve servet gerekir.

· Para tebaadan toplanır.

· Tebaa ancak Adalet ile refaha kavuşur.

· Sonuç: adalet olmadan devlet olmaz.

‘-Bâz’ Farsçada bir ektir ve ‘oynayan’ anlamına gelir. Düzenbâz ise takdir edeceğiniz gibi ‘düzenle oynayan’. Adalet bazen öyle cıvık bir şekle sokuluyor ki ele avuca sığmıyor ancak her kabın şeklini alabiliyor. Bunun sebebi neyin ahlâki, iyi, doğru ve güzele ulaştıracağı konusundaki tartışmalardır. Tartışmaların temelinde ise adaletin karşılığının değişmez ve evrensel mi yoksa insan her şeyin karşılığıdır (panton metron antropez) anlayışı gereği yıkılıp yeniden inşa edilebilen bir yapı mı olduğu sorunsalı yatar.

Şimdi önce felesefi bir boyutta işaret etmeye çalıştığımız Adalet kavramını gündemdeki ANAYASA tartışmaları düzleminde tarihimize ve bugüne getirelim isterseniz;

Adalet öyle bir kavram ki hukuki güvenilirlik , yabancı sermayenin ülkede parasını tutmasını da devletin asli unsuru- vatandaşları- insanların huzurunu ve refahını da sağlar. Bizim özelimizde Türk Devleti yüzyıllar boyu adaletiyle nam saldığında 700 yıllık çınarını büyüttü, kök saldı. Bu topraklarda yaşayan milletin egemenliği belki yalnız yüce adalet duygumuz hatrına yerleşti, coğrafyaya adını verdi; Türk Milleti ve Türkiye.

Buna çok güzel örneği , Fatih Sultan Mehmet ile alakalı bir mahkeme hikayesinde bulabiliriz.

Rivayete göre, Fatih Sultan Mehmet, fetihten on yıl sonra Mimar Atik Sinan’a, kubbesi Ayasofya’dan daha büyük bir cami yapması için emreder. Atik Sinan her ne kadar bu işe “Emrin başım üstüne” diyerek başlasa da malzemeler arasında bulunan yüksek mermer sütunları kendi hesabına göre ölçüp biçip “üç arşın” kestirdikten sonra yaptığı cami Fatih’in istediği ölçüde heybetli olmaz. Fatih Sultan Mehmet, yeni yapılan camiyi görünce “Kubbesi Ayasofya?dan daha büyük olsun...” emrine neden uyulmadığını sorar. Mimar; büyük bir depremde caminin yıkılacağından korktuğu için kubbesini Ayasofya’dan daha küçük yapmak zorunda kaldığını ve bu yüzden sütunları kestirdiğini söyler. Fatih, mimarın hem Ayasofya’yı (emrine rağmen) özellikle kayırdığını düşündüğü için hem de kendinden izin alınmadan böyle bir işe kalkıştığı için “Mermer sütunları kesen ellerin kesilmesi” emrini verir...

Mimar Atik Sinan bunu özellikle yapmadığını “Hesaplarına göre Ayasofya’nın kubbesinden daha büyük bir kubbenin, ilk depremde yıkılacağını” düşündüğünü söyler ama emir büyük yerdendir ve geri dönüşü yoktur. Ancak haklı olduğunu düşünen Rum mimar , Fatih’i mahkemeye verir. Fatih mahkemeye gelir ve duruşma başlar; Fatih Sultan Mehmet çok büyük bir insan olabilir ama emrindeki birini mahkeme etmeden cezalandırmıştır. Karşı taraf savunmasını yapar, mimar gerekçelerini açıklar ve kadı kararını verir: Fatih Sultan Mehmet suçlu bulunur ve kendisi de mimara uyguladığı cezayla yani elleri kesilerek cezalandırılacaktır...

Bunu duyan Mimar Atik Sinan kulaklarına inanamaz ve kadıya yalvararak şikâyetini geri çeker. Kadı, bunu göz önünde bulundurarak cezayı maddi tazminata çevirir ve mimara yüklü bir miktarda para verilmesine karar verir... Evliya Çelebi`nin aktardığına göre, karardan sonra Fatih, çıkardığı demir sopayı kadıya göstererek; "Eğer sen Allah`ın hükmünü uygulamayıp, elimi kesmeye beni mahkum etmeseydin bununla başını paramparça ederdim" der. Kadı Hızır Bey de sakladığı kamayı çıkararak cevap verir: "Sen de benim hükmümü kabul etmeseydin, ben de bununla seni delik deşik ederdim" der.

Ne kadar güzel bir örnek değil mi ? Aktarmak istediğim anafikri , devletin Hukuk Devleti olması yani; koyduğu kuralların kendini de bağlaması ve yargılaması anlamında bu hikayenin sizlere aktarımını daha önemli buldum. Dilerim yapılan yeni anayasa çalışmalarında devlet ve milletin arasındaki uyum gözetilir ve HUKUK! yaşayan, inanılan bir noktaya evrilir de darbeler ile siyasi iktidarların eğip bükmesiyle gelinen noktadan artık toplum bazında güvenilen bir hukuk sistemi inşaa edebiliriz. Aksi halde içi boş adalet kavramı düzen yapmaya değil , düzen bozmaya devam edecek…

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum