'Teknoloji Mahremiyetin Sınırlarını Zorluyor'

'Teknoloji Mahremiyetin Sınırlarını Zorluyor'

Atatürk Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Uğur Yavuz, teknolojinin mahremiyetin sınırlarını zorladığını söyledi.

Atatürk Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Uğur Yavuz, teknolojinin mahremiyetin sınırlarını zorladığını söyledi.


Atatürk Üniversitesi İletişim Fakültesi tarafından düzenlenen 'Medya ve Mahremiyetin Sınırları Ulusal Sempozyumu' Kültür ve Gösteri Merkezi’nde başladı.Açılışta konuşan İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Uğur Yavuz, gelişen teknoloji ile insanların takip altına alındığını söyledi. Spesifik ve belirgin konulara yönelik sempozyumlar düzenlediklerini belirten Yavuz, "Mobese güvenlik kameraları, kredi kartları ve dijital aygıtlarla insanların attığı her adım kontrol altına alınıyor. Mahremiyet deyince aslında insanların bahsettiği teknolojik cihazlarla çıkan teknik bilgiler önemli veriler sağlıyor. Böylece ortaya karmaşık bir durum çıkıyor. Mahremiyetin zorlandığı sınırları birazda teknolojik gelişmelere bağlıyoruz. Gerçek hayatta suç neyse sanal alemde de suç odur. Bu cezalar burada da uygulanabilir.” dedi.

'KENDİ MAHREMİYETİMİZİ STATÜYE DÖNÜŞTÜRÜYORUZ'

Atatürk Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Takkaç, sosyal medyanın önemine değinerek sosyal medyanın hayatın bir parçası olduğunu ifade etti. Takkaç, “Aile hayatı deyince aile ile ilgili bilgiler bilinmemeli. Aile en mahrem yer ancak; sosyal medya ile bunlar dışa yansıtılıyor. Medya hayatımızda önemli bir yer tutuyor. Olaylar, etkinlikler medya olmazsa bilinemez. Bulunduğumuz yerleri artık hemen sosyal medyada paylaşıyoruz. Yerimiz lüks bir yer olmazsa yazmıyoruz. Kendi mahremiyetimizi statüye dönüştürüyoruz. Medya mahremiyeti ortaya koymalı mı koymamalı mı? 3 gün bunu tartışacağız. Emek harcayanlara teşekkür ediyorum.” diye konuştu.

'MESAFELER YOK OLUYOR'

Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Meltem Ahıska medyanın hareket içerdiğini belirterek modern medya ile kurulan ilişkinin tek taraflı olmadığını dile getirdi. Ahıska şunları aktardı: “Kamusal ve özel alan ayrımının yeniden düşünülmesi gerektiğini düşünüyorum. Benim önerim mahremin birlikte yaşamanın dışında anlamlandırılamayacağı. Bu etik ve politik bir meseledir. İletişim araçları bir yanda yapaylık bir yandan da yakın bir ilişki üretmektedir. Sizi seviyoruz türünden başlayan radyo seslenişleri fazlasıyla ileriye gidildiğini gösteriyor. Merak edilen uzaklık hızla yakınlığın problemine dönüşüyor. İktidar rasyonel tekniklerin yanı sıra mahremiyeti kendi alanına çeker ve üretir. Bugünün medyasında mesafelerin ve perspektifin yok olduğunu görüyoruz. Bakan ve bakılan ilişkisi sona ermiştir. Cep telefonlarının gündelik hayattaki kullanımı buna bir örnek. Biri belediye otobüsünde aşkından bahsediyorsa bu kişinin özel hayatına ilişkin ayrıntılar dinleniyor.”

'SOSYAL MEDYAYI KULLANAN GENÇLERDE MAHREM DUYGULARI GELİŞMİYOR'

İstanbul Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Halil Nalçaoğlu da konuşmasında Gezi olaylarına değindi. Gezi olaylarında karşılarına çıkan toplumsal ağların gençler tarafından kullanılması bir tesadüfi olmadığını hatırlatan Nalçaoğlu, "Sayısal etkileşimde ağlar çocukları kışkırtıyor. Gençlerin davranışlarının ne derecede kontrol altına alınacağı bir tartışma problemidir. Bunu da gençleri kontrol altında tutacak ebeveynlere bırakmak gerekir. Sosyal medya da aktif olan gençlerin mahrem duygularının pek gelişmediği de makalelerde görülüyor. 15-18 yaşındaki gençlerin facebook arkadaşlarının gerçek yaşamdaki arkadaşlarla sınırlandırdığını görüyoruz. İnsanların kişisel bilgilerine erişme sayısal etkileşim ağlarıyla ortaya çıkmış bir problem değildir. Önemli olan bu bilgilerin kim tarafından ele geçirildiğidir.”
dedi.

'MEDYANIN HER TÜRLÜSÜ İLE YAŞAMAYA ALIŞMALIYIZ'

RTÜK Üyesi Nurullah Öztürk ise mahremiyeti televizyon üzerinden tanımladı. Öztürk, “Mahrem alanı televizyona konu olduğu için intihar eden insanlar var. İnsanlar istediği yerde istediği alanda kayıt yapabiliyorlar. Özellikle görsel medyanın görüntüye ihtiyacı olduğu için insanın bütün hayatını malzemeye dönüştürebiliyor. Bir toplumun en mahrem alanı aile bile televizyonlarda bir şov malzemesine dönüştürülüyor. Medya aynı zamanda bizim bir parçamız. Gündelik hayatımızda bilgilendiren haber veren ya da iktidar sahiplerini frenleyen misyonlarından dolayı bizim ayrılamaz parçamız. Bizde medyanın her türlüsüyle yaşamaya alışmalıyız. Medya en pozitif anlamıyla kendisine yüklenen 4. Güç görevini yerine getiriyor.” şeklinde konuştu.

'İLETİŞİM ARAÇLARINI KULLANMAK MAHREMİYETTEN FERAGAT ETMEKTİR'

Cumhurbaşkanlığı Halkla İlişkiler Müdürü Mücahit Küçükyılmaz da; mahremiyet kavramının değişip dönüştüğünü kaydetti. '15 yaşınızda söylediğiniz bir şey size 20’li yaşlarda utanç verici gelebilir' diyen Küçükyılmaz, "Modern dönemde mahremiyet kavramından bahsedilirken evrensel olduğu iddia edilen kavramlar ülkelere ve yaşam biçimlerine göre de değişiyor. İletişim araçlarını kullanmak mahremiyetten feragat etmektir. Cep telefonu kullanılması buna bir örnek.” şeklinde konuştu.

3 gün sürecek olan sempozyum cuma gününe kadar çeşitli üniversite ve kurumlardan gelen temsilcilerin konferanslarıyla devam edecek.
CİHAN

Kaynak:Haber Kaynağı

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.