Süleyman Özdemir: ''Günümüzün Yargısı''

Süleyman Özdemir: ''Günümüzün Yargısı''

Siyasi Partilerin Konya’daki İl Başkan Yardımcıları; siyasi görüşlerini, fikirlerini, şehrin sorunlarını ve çözüm önerilerini Merhaba Gazetesi “Siyasetin Nabzı” sayfaları için kaleme aldı

Gelecek Partisi Konya İl Başkan Yardımcısı Süleyman Özdemir'in yazısı şu şekilde: 

Günümüzün Yargısı

Zamanın da yazmıştık, çok ihtişamlı saray gibi adliyeler inşa edildiğinde, içinde adalet yoksa hiçbir hükmü olmaz diye, sonuçta yine önceden söylediğimizi görmek maalesef  üzücü. Öncesinden de hep şikayet edilen, yargının siyasallaşması ve buna göre kadrolaşmasıydı. Ülkemiz bunun çok kötü örneklerini yaşamıştı. Koalisyon dönemlerinde, genelde adalet bakanlığının sol partilere verilmesi neticesinde, tüm yargı mensuplarının kendi görüşleri doğrultusunda seçip atadıkları hep dillendirilmişti. Bu durum siyasi davalarda kendini o kadar belli etmişti ki, çoğu siyasi partinin kapatılmasında hukukun değil de siyasal düşünce ve etkenlerin olduğu görülmüştür. Bu durum sadece hukuka aykırı kararların ötesinde, ülkedeki siyasi tercihlerin değişerek belli siyasal eğilimlere yol açmış ve ülkenin kaderinin değişmesine sebep olunmuştur. Günümüzde de aynı tür gelişmelerin olacağı muhakkaktır.

Bu mağduriyetler hep yargıda reformların yapılması gerekliliğini ve hukukun bağımsızlığı vurgularıyla eleştirilere konu olmuş ve muhalefete hep malzeme edilmiştir. Yakın dönemde güç devşirmeye çalışan mevcut iktidar, bugün artık terör örgütü olarak nitelendirilen fetönün kadrolaşmasına göz yummuş ve bu durum menfaatlerin çatışmasına kadar devam ettirmiştir. 15 Temmuz hain darbe girişimi sonucunda, durumun vahemeti anlaşılmış ve bu kadroların tasfiyesi yapılmaya çalışılmıştır. Lakin mevcut iktidar, önceki hataları tekrar ederek kendi yararına yargı oluşturma adına liyakatten uzak, kendi siyasal düşüncesine uygun yargı mensupları seçip atamaya çalışmıştır.  İktidarlar, (özellikle bugünkü ) hep yargıyı, kendilerine ayak bağı olarak görmüş ve kendi lehlerine bir yargı oluşturmak için hep çaba harcamışlardır. İktidarların kendi lehlerine yargı oluşturma taleplerinin altında hep iki sebep vardır.

Bunlardan birincisi ve daha iyi niyetli sayılabilecek olanı; iktidarın, muktedir olma çabası adına, kendi iradelerine engel olduğu düşüncesi ile yargıyı bertaraf etmek arzusudur. İktidarların bu düşüncesi doğru mudur? Evet doğru olduğu dönemler olmuştur. Yargının, öncesinden de siyasallaşması sebebiyle bu durum sıklıkla yaşanmıştır. Bu nedenle mevcut iktidar, kendi lehine yargıya müdehale edip kendileriyle uyumlu bir yargı oluşturmayı hep arzu etmiştir.

İkinci ve daha kötü niyetli sebep; iktidardakilerin yapmış oldukları usulsüz ve kanunsuz işlerin yargıya takılmasını istememeleriyle ilgilidir. Yani, haksız zenginleşme ve menfaati öncüleyen haksız eylemlerinin yargı tarafından engel olunmaması adına yargıyı kendi lehlerine dizayn etme çabasıdır. Bu malesef hep böyle olmuştur. İktidarlar elindeki gücü ve kudreti kaybetmemek adına gücü temsil eden tüm unsurları bünyesinde toplamaya çalışır ve hep elinde tutmak ister. Bu gücü oluşturan elementler, sermaye ve kamu kudreti ile insanları korkutmadan ve diğer olgulardan oluşur.  Bu sebepledir ki, sermaye için her yol meşru olarak görülür ve yargı,  adeletten ayrılır. Yine iktidar, aykırı ve karşıt tarafı bastırma adına yargıyı, baskı aracı olarak kullanır. Ez cümle, yargı iktidarın elinde ihtiyacına göre dizayn ettiği bir materyale dönüşür. O yüzden sosyal bir devlet hizmetinden öte, kendi varlığı için kullandığı bir olgu haline getirir. O sebepledir ki yargı adına yapılan düzenlemeler, vatandaşlar arası hukuku düzenlemekten çok iktidarların kendi varlıklarının devamı ve selametine yöneliktir. Bu nedenle adil bir yargı sistemi, suça bulaşmış iktidar tarafından istenmez.

Yargı faaliyetindeki bu genel tespitten sonra öncelikli olarak günümüzdeki yargının işleyişindeki sorunları ve aksaklaklarını kısa başlıklar ile belirterek bu sorunların çözümüne dair  reform ve düzenlemelerden bahsedecek olursak:

1-Yargının çok yavaş işlemesi ve gecikmesi (geciken adalet, adalet olmadığı)  

2-Yargının adil kararlar verememesi (gerçekliğe aykırı, kararlar)

3-Yargının bir çok ihtilafta etkin olamaması

4-Yargı kararlarının, yürütme tarafından tanınmaması, uygulanmaması ve çiğnenmesi

5-Yargının kişilere göre farklılık arzetmesi, kişilere göre farklı  uygulanması

6-Yargıya siyasal idarenin müdahale etmesi (örnek kaçak elektirikle ilgili kararlar)

7-Hakim ve savcıların bağımsız olamaması

8-Yeterince yargı mensubu ve çalışanı istihdam edilememisi

9-Yargı mensuplarının ve çalışanlarının ekonomik anlamda isteklerinin yeterince karşılanamaması

10-Uygulanan  mevzuatın toplum kültür ve yaşantı tarzına aykırı olması (özellikle mevcut aile hukuku mevzuatının, ülke gerçekleri , örf ve adetlerine ve kültürüne aykırı olması.)

Başlıklar altında belirtiğimiz bu sorunların aslında mevcut iktidarın, yargı politikasındaki hata ve sorunlarının temeline inecek olursak;

Davaların, açılması, yürütülmesi ve sonlandırılması ülkemizde çok uzun sürelerin geçmesine sebep olduğu ve bu nedenle ihtilaflarının uzun bir süre askıda kalması, devam etmesi ve çözülememiş olması neticesinde mağduriyetlere sebep olunduğu malumdur.  Bu yavaş işleyişin sebeplerine inmek gerekirse; Hakim ve savcı adaylarının belirlenmesinde Liyakata uyulmaması ve partizanlık adına kadrolaşma yapılmasıdır. Hakim ve savcı adaylarının hukuki bilgisi ve bunu somut olaylara uygulaması, onların aldıkları eğitim kalitesi ve kendi başarılarıyla ilgilidir. Bu nedenle liyakat kurallarını çiğnediğiniz zaman istenilen kalifiyede hakim ve savcı adayından yoksun kalırsınız. Bu durumda kifayetsiz yargı mensuplarına sebep olur.

Atama, görevlendirme usullerindeki yanlışlar ayrıca davaların uzamasına sebeptir. Bir yargı mensubunun kısa süreler ile atama yerlerinin veya görevlerinin değiştirilmesi, bakmış olduğu davaları olumsuz etkileyecektir. Örnek olarak bir ihtilafa bakan bir hakimin, karar aşamasına getirmiş olduğu davayı karara bağlamadan başka bir yere tayin edilmesi ve o davaya başka bir hakimin bakması, ihtilafa ve davaya hakim olma durumunu zedeler. Yine bir ceza hakiminin hukuk mahkemesine hukuk hakimi olarak görev verilmesi de olumsuz bir durumdur.  Zira, belli bir süre ceza hakimliği yapmış hakimi, alanı dışına çıkararak alışa geldiği mevzuatı uygulaması yerine başka alana yani ceza hakimliği göreve verilmesi adaletin gecikmesinde etken bir durum oluşturur.

Yargılama faaliyetini icra eden, hakim ve savcı adaylarının, hukuk fakültelerindeki teorik eğtimlerinin hemen akabinde kısa süreli ve etkin olmayan stajları sonucunda ve liyakat uygulanmadan hemen göreve alınması ve yargı görevlerini, görevlerinin icrası sırasında, öğrenmelerini beklemek,  kadar kötü bir anlayış olamaz. Gelişmiş ülkelerin çoğunda, özellikle hakim ve savcıların en asgari beş yıllık avukatlık tecrübesini şart koşmaları (İngiltere de on yıl),  yargı faaliyetinde acemiliğe asla izin vermemeleriyle ilgilidir. Hiç bir vatandaşın hak arama çabası bir yargı mensubunun acemiliğine kurban edilemez.  lakin, bu durum bizde alışageldik uygulamadır.

Bizim yargı sistemimizde ihtilafın çözümünde delil olarak tanıkların önem arzetmesi ve bu tanıkların dinlenmesinin çok kısa süreler ile kısıtlanması sebebiyle maddi gereçeğe ulaşmanın mümkün olmadığı aşikardır. Bir hukuk mahkemesinin günlük en asgari elli davanın duruşmasının yapması ve bu davalarda tanık dinlemesi hali içler acısıdır. Avukatlık mesleği açısında da, üstlendiğimiz görevi sözlü olarak yapabilme olanağımız da oldukça kısıtlıdır.

Mevcut iktidarın, yargıyı bir gelir kapısı olarak görmesi halide ayrı bir yanlıştır. Yapılan son değişiklikler ile yargıya müracaat ve adaletin tecelli etmesi artık vatandaşımız için maddi anlamda bir külfet oluşturmuştur. Ülkemizde Ekonominin çok kötü olduğu ve halkın alım gücünün giderek düşmesi gerçeğine  rağmen yargı giderlerinin sürekli artırılması ve hak arayan insanımıza altıdan kalkamayacağı külfetlerin yüklenmesi malesef üzücüdür. Bu anlayış zenginin hep haklı olduğu , fakirin hakkını arayamayacağı gerçeğini yüzleştirir. Bugün sermayeyi temsil eden bankalara karşı daa kazanmak nerdeyse mümkün değildir.

Yargı üst mensuplarının, liyakatsız olarak görevlendirilmesi neticesinde, beklenilen ilke ve değerlerden uzak ve etik olmayan yollara saptıkları da bu aşamada etkendir. Bazı yargı mensuplarının,  kirli ilişkiler içerisinde olması, ( tatillere götürülmesi, rüşvet verilmesi, ihtilaf tarafları ile yakın ilişkiler içinde olması, son günlerde sık rastlanan durum haline gelmiştir.

Yargı faaliyetinin ve yargı mensuplarının, bulunduğu adliyelerde, alt yapısı bulunduğu halde kamera kayıtlarının yapılmaması ve bu yönde görsel denetimin bulunmaması, yargının yavaş işlemesine etken olduğu gibi otokontrolünü de güçleştirmektir. Yargı mensuplarının mesleki performanslarını belirleme adına da kamera ile kontrolün çok etkili olacağı aşikardır. Oysaki tüm yol ve sokaklarda, alanlarda mobesa ve benzeri (güvenlik sebebiyle bankalar, atm ler, belediyeler ve benzeri) birçok kamera kaydının yapıldığı ve birçok olayın aydınlanmasında kullanıldığı halde, bu teknolojinin yargı yerlerinde kullanılmamasına anlam veremiyorum.  Netice de bu yerler kamusal alandır. Bir hakim ve savcının görev yerine saat kaçta geldiği, gün boyunca görev alanı dışına çıkıp çıkmadığının kontrolü mümkün değildir. O sebeple bu durumun çok fazlaca kötüye kullanıldığı, keyfi hareket edildiği bilinmektedir.

Yargı mensubu seçiminde cinsiyetçi bir eşitsizliğe doğru gidildiği ( Yargı mensuplarında hakim, savcı, katip, mübaşir, müdür ve dahi avukatların kadın ağırlığı olduğu ) ve siyasal iktidarın, kendi düşünce yapısına uygun olduğu düşüncesi ile hareket edip şekilci ve sadık kişileri tercih ederek, bilgi ve tecrübeye önem vermediği, objektif kıstaslardan uzaklaştığı, hala bazı dini cemaatlerin oluru ile atamalar yaptığı bilinmektedir.

Tüm bu saydığımız ve açıkladığımız sebepler ile adil bir yargı sisteminin oluşmadığı ve yargıya güvenin olamayacağı aşikardır. Bu nedenle, idailist, ilke ve değerlerinden ödün vermeyecek siyasal bir iktidara ihtiyaç vardır.

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum