Prof. Demirbağ: Aileyi bozarsanız, toplumu bozarsınız

Prof. Demirbağ: Aileyi bozarsanız, toplumu bozarsınız
Milli Gençlik Vakfı (MGV) tarafından düzenlenen aile konferansları serisi kapsamında, ‘Toplumun Kalbi Aile’ başlıklı program gerçekleştirildi. Konuşmacı Prof. Dr. Ömer Demirbağ, "Bir toplumun temel yapı taşı ailedir" dedi.

Anadolu Gençlik Derneği (AGD) ve Milli Gençlik Vakfı (MGV) tarafından GSB Karatay Gençlik Merkezi’nde icra edilen ‘Toplumun Kalbi Aile’ başlıklı programa, Anadolu Gençlik Derneği (AGD) Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Korkmaz, Anadolu Gençlik Derneği (AGD) Konya Şube başkanı Durmuş Ali Kara, Saadet Partisi Meram ilçe Başkanı Latif Işık, MİLKO temsilcileri ve çok sayıda Konyalı vatandaş katıldı. Salonun dolduğu programda konuşan Prof. Dr. Ömer Demirbağ, ailenin kırılgan yapısından medeniyet tarihindeki yerine, çocuk terbiyesinden gençlik döneminin mayınlı tarlalarına kadar hayati meseleleri aldı. İnsanın yaradılış gayesini ve ailenin bu gayedeki merkezi konumunu tarihi anekdotlar ve edebi dille harmanlayarak aktaran Prof. Dr. Demirbağ, aile kavramının medeniyet olduğunu ifade etti.

demirbag.jpeg

'ALLAH'IN EN GÜZEL KIVAMDAKİ MUHTEŞEM ESERİ İNSANDIR'

Konuşmasının ilk bölümünde insanın yaradılışındaki estetik ve mutlak kusursuzluğa dikkat çeken Prof. Dr. Ömer Demirbağ, "Cenab-ı Hakk’ın insanı "eşref-i mahlukat" (yaratılmışların en şereflisi) ve "zübde-i alem" (alemlerin özü) olarak halk ettiğini belirtmek isterim. Allah Teala insanı en güzel biçimde değil, en güzel 'kıvamda' yani ahsen-i takvim üzere yaratmıştır. Kıvam, ne bir eksik ne bir fazla demektir; mutlak kusursuzluk noktasıdır. İnsan, Allah’ın sanatkane bir şaheseridir. Ancak bu kadar muhteşem ve naif yaratılan bir varlık, aynı zamanda dış tesirlere karşı son derece kırılgan ve savunmasızdır. Evinizdeki döküm tencere ile kristal vazoyu birbirine çarparsanız kristal vazo tuz buz olur. İnsan da kristal vazo gibi bir sanat eseri olduğu için nazenindir, kırılgan ve her an yaratıcısına muhtaçtır" diye konuştu.

whatsapp-image-2026-06-21-at-02-32-51-1.jpeg

'İNSAN FANİ DÜNYA'DA BAŞIBOŞ DEĞİLDİR'

İnsanoğlunun dünya hayatındaki varoluş serüvenini zaman projeksiyonuyla anlatan Prof. Dr. Demirbağ, salondaki kalabalığa bakarak sözlerini şu ifadelerle sürdürdü: "Şu an bu salonda tahminen 2 bine yakın insan var. 100 sene geriye gidin, bu 2 bin kişiden tek bir kişi bile hayatta yoktu. 100 sene ileriye gidin, yine hiçbirimiz burada olmayacağız. Belli ki bir yerlerden, anne karnında bize bir beden elbisesi giydirilerek bu dünyaya salıverildik ve yine belli ki buradan başka bir yere yönlendirilmekteyiz. Öldüğümüz zaman kabre indirdikleri şey, anne karnında bize giydirilmiş olan beden elbisesidir. Ben bu gömleği çıkarıp gitsem, siz bu gömleğe ne yaparsanız yapın ben acı duymam. İnsan bu fani dünyada başıboş bırakılmamıştır; bu muhteşem yaradılışa uygun bir hayatın nasıl yaşanacağını göstermek üzere 100 bini aşkın peygamber gönderilmiştir."

whatsapp-image-2026-06-21-at-02-32-52-1.jpeg

'AİLENİN OLMADIĞI TOPLUM SÜRÜDÜR'

Ailenin insana mahsus özel bir cennet olduğunu vurgulayan Ömer Demirbağ, en lezzetli yemeklerin en çabuk bozulan yemekler olması gibi, en kutsal kurum olan ailenin de en rahat darbe alabilen, en açık hedef konumundaki kurum olduğunu dile getirdi. Ailenin tarihteki ilk darbeyi İslam Peygamberlerinden Hz. Adem ve Hz. Havva döneminde aldığını hatırlatan Demirbağ, "İnsanlığın babası Hz. Adem ile Hz. Havva annemizin yasak ağaca yaklaşmasıyla aile ilk darbesini aldı, ardından yeryüzünde ilk ayrılık ve hasret başladı. Beşeri tarih boyunca da ailenin başına gelmeyen kalmadı. Çünkü bir toplumda aileyi bozduğunuz zaman toplumu bozmuş olursunuz. Ailenin olmadığı bir toplum insan topluluğu değil, bir sürüdür. Başta siyonistler olmak üzere şer odakları, İslam aleminde en evvela aileyi bozmaya yönelik muazzam faaliyetler yürütmüşlerdir" dedi.

'PEYGAMBERLER DE AİLELERİYLE İMTİHAN EDİLMİŞTİR!'

Günümüzde yaşanan cinayetlerin, katliamların ve toplumsal sapkınlıkların temelinde 'ailesizlik' vitamininin eksikliği olduğunu belirten Demirbağ, ailenin insanı muhafaza eden bir sera olduğunu söyledi. Demirbağ, "Nerede bir sakatlık, zulüm veya haksızlık görseniz, altını kazıyın, mutlaka bir aile eksikliği görürsünüz. İnsan merhameti, şefkati, aklı ve mantığı ailede öğrenir. Ailenin olmadığı yerde insanlık çöker. Tarih boyunca peygamberler de hep aileleriyle imtihan edilmişlerdir. Hz. Nuh ve Hz. Lut öz hanımlarının ihanetiyle, Hz. İbrahim evladını kurban etmekle, Hz. Yakup ise canından çok sevdiği evladı Hz. Yusuf’un hasretiyle 30 yıl boyunca ağlayarak imtihan olmuştur. Bu ızdırapları yaşamamak için ailelerimizi düşman saldırmadan önce tahkim etmeli, yani kalenin zayıf yerlerini kapatmalıyız" şeklinde konuştu.

whatsapp-image-2026-06-21-at-02-32-50.jpeg

'ANNE ALLAH'IN YERYÜZÜNDEKİ KULUNU OKŞAMA FİİLİDİR'

Bir ailenin gerçek anlamda huzur bulabilmesi için fertlerin Allah’ın kendilerine biçtiği rolleri hakkıyla oynaması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Demirbağ, aileyi bir saatin işleyen çarklarına benzetti. Demirbağ, cümlesine şu ifadelerle devam etti: "Anne, Allah’ın kulunu okşama fiilinin yeryüzündeki eylemsel görüntüsüdür. Bendeniz, köye gittiğimde tavuğun Kangal köpeğine saldırdığını gördüm. Tavuk kadar korkak bir hayvan var mıdır? Ancak civcivleri söz konusu olduğunda o artık bir tavuk değil, bir annedir. Bizim toplumumuzda bir annenin evladı için ölüme gitmesi o kadar doğaldır ki kimse hayret etmez. İşte bu yüzden cennet annelerin ayakları altındadır. Ancak her çocuk doğuran anne olamaz; hakkıyla, merhametle, şefkatle anne olunduğunda o yüce makama erişilir."

'BABASIZLIK HAYAT BOYU SÜREN BİR GURBETTİR'

Konferansta babaların aile içindeki stratejik ve köklü rolüne de değinen Prof. Dr. Demirbağ, kendi çocukluk yıllarından örnekler vererek salondakilere duygusal anlar yaşattı. İslam literatüründe annesi olmayana değil, babası olmayana 'yetim' denildiğini hatırlatan Demirbağ, babanın aile için bir kale ve kök olduğunu vurguladı. Demirbağ, "Bendeniz çok küçük yaşta yetim kaldım. Babasızlığın ne demek olduğunu iyi bilirim. Annesizlik evin içindedir, çok acıdır ama evin içindedir. Babasızlık ise hayat boyu sürer. Sokakta yürürken 'Kimin oğlusun?', 'Baban ne iş yapıyor?' diye sormasınlar diye bucak bucak kaçtığımı bilirim. Altmış yaşındaki bir dostum, doksan yaşındaki babasını kaybettiğinde bana sarılıp 'Hocam bugün ihtiyar oldum, çünkü köküm kesildi' demişti. Babalar, evladınızın önünde, arkasında, yanında olun. Babanın vitamini saygı görmek, annenin vitamini ise sevilmektir. Evlatlar babaya saygıyı, anneye sevgiyi eksik etmemelidir" dedi.

whatsapp-image-2026-06-21-at-02-32-51-2.jpeg

'ÇOCUKLUK ÖZGÜRLÜK ÇAĞIDIR'

Çocuk terbiyesinde yapılan pedagojik hatalara vurgu yapan Prof. Dr. Ömer Demirbağ, çocukluk döneminin disiplin adı altında boğulmaması gerektiğini, tam aksine bu dönemin bir şımartılma ve şımarma çağı olduğunu ifade etti. İmam-ı Gazali’nin çocuk eğitimine dair nasihatlerini aktaran Demirbağ, ebeveynlerin sadece iki şeye kesin olarak müdahale etmesi gerektiğini belirtti. Demirbağ, "İmam-ı Gazali Hazretleri derki: Çocukta sadece iki şeyin adet haline gelmesini engelleyin; birincisi yalan, ikincisi hırsızlık. Bu ikisinin dışında çocuk ne yaparsa yapsın, çocuktur yapacak, özgür bırakın. Siyer kaynaklarında geçer; Allah Resulü Mescid-i Nebevi’de namaz kıldırırken, dışarıdaki çocukların gürültüsünden tekbir sesleri duyulmazmış. Peygamberimiz secdeye vardığında yaramaz bir çocuk gelip sırtına binmiş ve Efendimiz sırf çocuk oyununu bozmasın diye secdeyi dakikalarca uzatmıştır. Çocukların vahşete varmayan her türlü afacanlığı Allah’ın onlara verdiği bir haktır. Onlar bize Allah’ın birer hediyesidir" şeklinde konuştu.

'GENÇLİK MAYIN TARLASIDIR'

Konferansın son bölümünde gençlere ve medeniyet tarihinden bahseden Ömer Demirbağ, sözlerini şu ifadelerle noktaladı: "Gençlik dönemi ömür yolculuğundaki en tehlikeli, adeta şemsiyesiz ve mayınlı bir bölgedir. İslam medeniyetinin tarih sahnesinde Emeviler, Abbasiler ve Osmanlılar olmak üzere üç kez büyük parlamalar yaşadı, tanzimattan bu yana ise bir fetret (gerileme) dönemi yaşandı. Toplumların medeni seviyesi gerilediğinde estetik algının da kaba bir hal aldığını Barış Manço’nun sanatsal dönüşümü örneğiyle açıklamak isterim. Barış Manço, Klasik Türk Musikisi tadında 'Gamzedeyim Deva Bulmam' eserini yorumladı, toplum anlamadı. Ne zaman ki 'Domates, Biber, Patlıcan' ve 'Arkadaşım Eşek' dedi, hit oldu. İşte medeni seviye gerileyince toplum şiirden, sanattan, inceden anlamaz; kabalığı sever hale gelir. Yarın elbet bizim, elbet bizimdir / Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir"

Kaynak:Muharrem Dursun

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum