PKK'lı Karayılan İmralı'yı istiyor!

PKK'lı Karayılan İmralı'yı istiyor!
PKK'lı Murat Karayılan, Radikal gazetesinden Ezgi Başaran'a konuştu. Öcalan ile doğrudan görüşmek istediklerini söyleyen Karayılan, bunun barış için şart olduğunu ileri sürdü.

Terör örgütü PKK'nın üst düzey yöneticisi Murat Karayılan, Kandil'in çekilme açıklamasının ardından bu kez de gazetecilere konuşmaya başladı. Karayılan ile röportaj için çok sayıda gazetecinin sıra beklediği belirtiliyor. Radikal'dan Ezgi Başaran'ın konuğu olan Karayılan, Öcalan ile doğrudan görüşmek istediklerini söyledi.

25 Nisan’da Kandil’de yapılan basın toplantısının ardından çok sınırlı sayıda bir gazeteci grubu olarak KCK Yürütme Kurulu Başkanı Murat Karayılan ile buluştuk. Buluşmada konuşanların büyük bölümü Türkiye kamuoyunda ilk defa dile getirildi, detaylarına vakıf olmadığımız bir çok konu açıklığa kavuştu. İşte o konuşmanın detayları… 

Gazetecileri aramamalıydık 

Sizlerin üstünü başını aramışlar, sonradan öğrendim. O kadarına gerek yoktu. Bizim HPG gerçekten çok dogmatiktir. Hatadır, bunun için özür diliyoruz. Basın toplantısının geç başlamasının sebebi de tepemizde dolaşan Heron’lardı. Tam olarak siz gazetecilerin bulunduğu binanın üzerinde dolanıyordu. Ben de dedim ki, gazetecilere haber vermeyin tam üstlerinde olduğunu, belki paniklerler! Tam gece 24.00’te başladı, sabah 11.00’e kadar aralıksız sürdü bu Heron hareketliliği. 

Önderlik daha çabuk çekilme istiyor 

Ezgi BaşaranNasıl anlaşıldı bilmiyorum ama geri çekilmeyle ilgili saydığımız 6 madde bizim şartlarımız değildi. Biz şartsız geri çekiliyoruz. Ama bu geri çekilmenin sorunsuz yapılması için o maddeler gerekli. Çünkü birinin başına birşey gelse, bir grup imha olsa bu süreç durur. Bizim elimizdeki mevcut bilgilere göre geri çekilme ancak sonbahar gibi tamamlanır. Fakat şunu da açıklıkla söyleyeyim: Benim anladığım, Önderlik bu çekilmenin daha erken yani sonbahardan önce bitmesini istiyor. Çekilmeyle ilgili daha teknik bilgiye sahip birimlerimiz var. Onlarla henüz tartışmış değiliz. Detaylara gireceğiz bugünlerde. Niye 8 Mayıs’ı belirledik? Özel bir sebebi yok, 10-15 günlük bir hazırlık sürecine ihtiyacımız vardı. 

Öcalan’la doğrudan görüşmek ihtiyaç 

Bu nasıl olabilir? Mesela bizden bir heyet İmralı’ya gidip gelebilmeli. Madem anlaşarak köklü bir sorunu çözüyorsak, bunun olanakları yaratılmalı. Nasıl ki her tarafta aranan insanlar buradan özel uçakla Oslo’ya gidip geldiyse İmralı’ya da gidebilir. Video mesaj da iyi birşeydir belki ama bu biraraya gelmeyi de pazarlık konusu yapmamak lazım. Gerçekten bütün arkadaşlarımızın iknası ve pürüzlerin aşılması için önderliğin bir kısım arkadaşlar önünde direkt konuşabilmesi çok daha çözümleyici olur. Biz bunu sıkıntı çıkarmak için istemiyoruz, hakikaten de ihtiyaç var. Mesela biz şimdi süreci başlattık. Ortalarında ya da sonuna doğru böyle bir görüşme bizi gayet rahatlatır yani. Bu tür şeylerin ihtiyaç olmasının dışında siyasi bir anlamı da var. Mesela geri çekilmeyi meclisten çıkacak bir kararla gerçekleştirmek güvenliğimiz için ihtiyaçtı. Ama aynı zamanda hükümetin ve meclisin bu sorunu çözmesindeki kararlılığı ve ciddiyeti kanıtlamış olacaktı. Eğer bu karar çıksaydı… Devlet bazı kararları hemen alamayacağını söylüyor. Önderlik de şu aşamada karşı tarafı zorlamama görüşünde. Biz de katılıyoruz. 

Devletle doğrudan görüşmemek strateji 

Biz bu konuda bir strateji geliştiriyoruz. Önderliğimizle sorunların tartışılması daha doğrudur. Biz zaten buna dönük sıkı bir politika yürütmeseydik, muhtemelen biraz sürecin dışında bırakılırdı. Bu olay bugünün sorunu değil. Başından başlayayım: Israrla isimlerini vermemizi istemeyen bir uluslararası aracı bir kurum var. BM çerçevesinde bir kurum diyeyim. Onlarla ilk olarak 2005’te bir görüşmemiz oldu. 2006’dan itibaren ise bu görüşmeler sistematik bir hale geldi. Onlar uluslararası düzeyde bir çok benzer sorunu çözmüşler ve buna dayanarak ortaya birkaç şart koydular. Dediler ki: Evvela herşey gizli konuşulacak. Basına kapalı olacak. Yönetiminizde sadece dar bir kesim tarafından bilinecek. Bana en yetkili yönetim kadrosunu sordular. Ben de 11 kişi olduğunu söyledim. Tamam dediler, o 11’in dışında kimse bilmeyecek. Böyle böyle görüşmeler başladı. Tabii aynı şekilde devletle de görüşüyorlardı. Önce Başbakan’la görüşmüşler, Başbakan onları MİT’e havale etmiş. Demiş, benim temsilcim onlardır. Bu MİT’te daha Emre Taner’in olduğu günler henüz. 2008 Eylül ayında olay karşılıklı (devletle PKK’nin karşılıklı görüşmesinden söz ediyor-eb) görüşmeye dönüştü. Ondan önce bu kurum, mesaj getir götür şeklinde arada mekik dokuyordu. 2008’den sonra bizim bir heyetimizi alıp Oslo’ya götürdüler. Biz de o gün baktık ki bunlar bayağı yetkililer. Kandil’den özel uçak kaldırabiliyorlar. MİT’le bizim heyetimizin ilk doğrudan görüşmesi o vakit gerçekleşti. Ben çok istememe rağmen o heyette değildim ama prensip olarak şehirlere inmiyorum. Ne olur, ne olmaz hesabı. Biz o zamanlardan anladık ki direkt bizimle irtibatlanma eğilimi ağır basıyor. Biz de hep dedik ki, İmralı işin içinde olmazsa olmaz. Onun için paralel bir sistem kurduk. Yani ana yürütücü bizmişiz gibi yapmadık. 

Oslo sızıntısı Hakan’ı zorlamak içindi 

Bizimle Oslo’da görüşen 5 kişinin (bazen 6 kişi) hepsinin MİT mensubu olup olmadığını da bilmiyoruz tam. Tahminimize göre hepsi MİT’ten değildi. Mesela Hakan(MİT müsteşarı Hakan Fidan’dan sözediyor-eb) ilk görüşmeye geldiğinde henüz MİT’te değildi. Ama asker olan da yoktu aralarında. İnternete sızan ses kayıtları tek bir görüşmenin değil, farklı görüşmelerin bir araya getirilmesiyle olmuş. Daha çok da Hakan’ı zorlayacak şeyleri öne çıkarmışlar. Kim sızdırmıştır?

Sakine’nin öldüğü binada gizli kapıları vardı

Süreci kim sabote eder tek tek isim ya da ülke sayamam. Ama mesela Avrupa’nın tutumundan kuşkuluyum. Paris olayı nedir mesela? Orada şehit düşen Sakine Cansız arkadaş bizim ilk kadın kurucu üyemizdir hem de içimizde gerçekten en çok barış eğilimi taşıyan arkadaştı. Ve buraya gelmek üzereydi. Bürokratik bazı işleri halletmek üzere Paris’e gitmişti. Öcalan da Sakine’nin ölmeden önce Kandil’e gelmek üzere olduğunu biliyordu. MİT heyeti ona söylemişti. Paris olayıyla ilgili elimize doğru düzgün hiç bilgi ulaşmadı. Yalnız şunu söyleyebilirim: Resmi kaynaklar o binanın tek kapısı olduğunu belirtiyor. Hayır öyle değil. Başka üç tane daha kapısı varmış. Mesela kapılardan biri bir dehliz yoluyla bir süpermarkete çıkıyormuş. Başka bir kapı bir hana bağlıymış. Bakın Avrupa’nın taktiği Kürt sorununun çözülmemesine uğraşmaktır. Paris Katliamı’nın çözülmemesi bunun göstergesi. Olayın arkasında Türkiye olsaydı, hemen ortaya çıkarırlardı bunu biliyoruz.

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.