Murat Olgun: Değerler Bilincimiz Nereye Koşuyor

Murat Olgun: Değerler Bilincimiz Nereye Koşuyor

Siyasi partilerin Konya’daki il başkan yardımcıları; fikirlerini, siyasi görüşlerini, şehrin sorunlarını ve çözüm önerilerini Merhaba Gazetesi “Siyasetin Nabzı” sayfaları için kaleme aldı.

BBP Konya İl Başkan Yardımcısı Murat OLGUN 

Değerler Bilincimiz Nereye Koşuyor

 

Kadim şehrimiz Konya’mızın fiziki  sorunlarından daha önemli olan insanların bir birine davranış hal ve durumlarını ele alan gözümün önünde cereyan eden yaşanmış olaydan yola çıkarak bir yazıyı kaleme almaya çalışacağım.

Anadolu’nun küçük bir köyünde  Dünya ya gelmiş, küçük yaş da anne ve babasını kaybetmiş zor şartlar altında liseye kadar eğitimini tamamlamış, bir kardeşimiz zor şartlarda Memur olarak ataması gerçekleşir. Türkiye kazan, kendisi kepçe misali Türkiye’mizin bir çok il ve ilçelerinde görev yaparak Konya ya tayini ile tanışmış oldum. Bu arkadaş da ahde vefa duygusun ölmediği yardıma ihtiyacı olan insanlara koşarak gelip elinden geleni   yapmaya  çalıştığını bir çok olayda şahidimdir.

Hani rahmetli,  mekanı cennet olsun Doğan Cüceloğlu hocamızın  güzel bir gözlemi vardır. Şöyle anlatıyordu;

  Ben Amerika'da 25 yıl kalmış bir insan olarak şöyle bir gözlem yapıyorum. Amerika'da hiç eğitim görmemiş bir insanla aynı odada kalmaktan korkarım. Beş dolar için gırtlağını kesebilir. Eğitim orada gerçekten bir fark yaratıyor. Eğitim düzeyi yükseldikçe, uygar, olgun, sorumluluk sahibi, verdiği sözü tutan, kişisel bütünlüğü olan bir insan olma yolunda ilerliyor. İstisnalar kesinlikle olabilir ama genellikle böyle.

 

 Türkiye'ye gelip baktığımda iki faktör görüyorum. Şehirleşme ve eğitim. Türkiye'de şehirleşmiş ve eğitim görmüş insandan korkuyorum. Kesinlikle insafsız, kendinden ve kendi yakınlarının çıkarından başka bir şey düşünmüyor. Bu son derece kuvvetli bir duygu bende. İliğini sömürür bitirir, hiç acıma duygusu yoktur.

 

Ama şehirleşmemiş, okumamış, saf köylü olarak kalmışsa, onda değerler bilinci çok yüksektir. Sanki eğitilmiş Amerikalı.... Burada çok önemli bir gözlem var. Bunun üzerine düşünmek lâzım.

Bu kardeşimiz Konya da hayatını idame ettirmek için bir konut kiralıyor mülk sahibinin kira işlerine bakan kendilerini seçilmiş insan statüsünde gören rahmetli Doğan Hocamızın bahsettiği Amerikalı eğitim görmemiş diye tabir edilen kişi tarafından kira kontratı yapılıyor açıktan senetler alınıyor. Kardeşimiz maaşını alır almaz ilk işi aylık peşin kirasını ödüyor, hayatını idame ettirmeye devam ediyor. Bu kardeşimiz Konya da yerleşik hayata geçmeye karar veriyor. Bir ev almak için yıllarca biriktirmiş olduğu küçük birikimleri ile  gün geliyor, yarı peşin yarı borç bir ev alıyor. Ev almadan öncede ev sahibini ve kiralama işine bakan Amerikalı eğitim görmemişe de bilgisini veriyor. Kardeşimiz evini alıyor, taşınıyor kiracı olarak oturduğu ev sahibine anahtarı teslim etmeye gidiyor. Ev sahibi ve takipçisi;- hayır senin hala kontratın devam ediyor. Evi boşaltsan bile kira ödemeye devam edeceksin sözü bu kardeşimizi yıkıyor. Bu yalancı Dünya da adına kayıtlı bir taşınmazı olur kardeşimizin ama bu sevinci yaşayamıyor. Bu arkadaşımız evi boşalttığına dair ihtar çekiyor açıktan alınan senetleri ( Türkiye de eğitim görmüş= Amerikalı eğitim görmemiş “Doğan hocanın tesbiti ile”) olmadığına dair ihtara cevap veriyor. Bu kardeşimizden de yedi aylık kiralarını alıyorlar. Anahtar tesliminde ise arkadaşımız ilgili Amerikalı eğitim görmemişin yanına gidiyor. Açıktan alınan senetleri tarafıma iade eder misin deyince, senetleri çıkarıyor. İhtara cevapta böyle bir senetler yok dediği halde bu senetler ortaya çıkıyor, kardeşimizin küçük kızının önünde yakarak imha ediyor.

İlgili kendi menfaatleri uğruna mülk sahibinin tetikçiliğini yapmıştır. Ama Hakim’inde şahidinde aynı olan bir hesap günü var. Bu Dünya’ nın zevk ve sefasına düşmüş  kendi menfaatlerini her şeyin üzerinde tutan ego su tavan yapmış bir eğitim sistemimi oluşturuldu acaba?  

Balığa uçmayı öğretemeyiz, Kuşa yüzmeyi öğretemeyiz. Burada yapılacak en güzel öğreti, balığa en güzel şekilde yüzmeyi, Kuşa en güzel şekilde uçmayı öğretmemiz gerekli. Toplumda öyle durumlarla karşılaşıyoruz ki, dili ile kalbi aynı şeyi söylemiyor. Menfaati var ise dili ile seviyor kalbi ile hinlik (hinlik, Konya Tabiri ile) düşünüyor. Bir olay karşısında, tamam arkandayım diyor, iş ciddiye binince menfaatine ters gelen bir durum oluşmaya başladığında ise benim olaylardan haberim yol diye de yazılı beyanda bile bulunabiliyorlar. O kelli felli canlılar, kimi kandırıyorsun edebiyatın enstürümanlarını kullanarak kimi kandırmaya çalışıyorsun.

Netice –i Talep olarak; Önce bireyler kendilerini düzeltecek, insanın kalbi ile dili aynı frekansta olacak,sonra çocuklarına örnek olacak o zaman toplum otomatik olarak düzeleceği kanaatindeyim.

Rahmetli Şehit Muhsin YAZICIOĞLU’ nun bir sözü kulağımın içinde devamlı çınlamaktadır. “Bir saniye sonrasına Hükmedemediğimiz şu Dünya da FIRILDAK olmaya değmez.”

Selam ve dua ile...

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
4 Yorum