İyilik peşinde geçen bir ömür: Kasım Okur

İyilik peşinde geçen bir ömür: Kasım Okur

Konya'nın en büyük yardım kuruluşlarının başını çeken Hayra Koşanlar ekibinin üyesi arasında yer alan Kasım Okur, dikkat çekici paylaşımlarının yanı sıra hayır işlerinde de koşturuyor.

Güler yüzlülüğü, renkli kişiliği, yaptığı esprili paylaşımlar ile tanınan Kasım Okur, "Hayatı iyisi ve kötüsü ile göstermeye çalışıyorum. Yaptığım paylaşımların, sergilediğim davranışlarımın asıl amacı; insanlara bu geçici ve süslü yaşantının gerçek yüzünü öğretmektir" dedi.

ESKİDEN HER ŞEY DAHA GÜZELDİ

Konya'nın en büyük yardım kuruluşlarının başını çeken Hayra Koşanlar ekibinin üyesi arasında yer alan Kasım Okur, dikkat çekici paylaşımlarının yanı sıra hayır işlerinde de koşturuyor. Artık çoğu şeyin sadece geçmişte kalacak olmasından dert yakınan Okur, ailelerin eski ruhunu kaybettiğini ve paylaşma duygusunun da sürekli diri tutulması gerektiğini belirtti. Okur, "Biz, önceden aynı evde yeri gelir 30-35 kişi kalırdık. Ama o zamanlar daha mutluyduk. Saygı ve sevgi daha fazlaydı. Kapımıza gelen ihtiyaç sahibi birini asla geri çevirmezdik. Yokluk vardı fakat insanlar daha renkliydi" şeklinde konuştu.

12-1_880x440.jpg

LAKABIM 'DELİ KASIM'DI

**Kasım bey, nasıl bir çocukluk geçirdiniz?

-Eğer çocukluğumu bilenler olursa ve sizinle yaptığımız röportajı okuma imkânları olursa belki de şimdiye çoktan "Ahh ulan ahh" demişlerdir. Çocukluğum biraz hareketli geçti. Bu hareketlilik benim yapımda var. Yaramaz bir çocuktum. Okulda, mahallede olsun yaramazlık hususunda namım vardı. Özellikle ismimi en fazla oturduğumuz mahallenin kadınları anardı. Bana "Deli Kasım" derlerdi. Hala bile bana "Deli Kasım" derler. Bu, bana göre aslında delilik değil. Ben, Hacı Kaymak'ta doğdum fakat Mehmet Akif Mahallesi'nde büyüdüm.

12-2_880x440.jpg

30-35 KİŞİ AYNI EVDE YAŞADIĞIMIZ OLDU

**Peki nasıl bir aile yaşantınız vardı?

-Allah razı olsun, babam çok kaliteli bir insandı gerçekten. Ayrıca kendisi de koyu eski Erbakancılardan. Babam, ayrıca 2 evliydi. İki annemde aynı evin içindeydi. 10 kardeşiz. Kalabalık bir aile yapımız vardı ama çok mutluyduk. Sadece Bağ-Kur maaşı ile geçinirdik, öyle yüksek bir gelirimiz de yoktu. Huzuru olan aileydik. İki annem vardı. Ben, 10 yaşına kadar hangisinin beni doğurduğunu bilmedim. Onların ikisi de benim öz annemdir. Aralarında ayrım yapmam. Bayramlarda aynı evin içinde 30-35 kişi kalıyorduk. Ben ailenin 9 numarasıydım. Benden büyükler evliydi ve neredeyse hepsinin çocukları vardı. Yokluk vardı vardı da biz renkli ve iletişimi seven insanlardık. Saygı ve sevgimiz çoktu.

BÜTÜN MAHALLELİYİ HAYATA KÜSTÜRMÜŞTÜM

**Çocukluk ve gençlik dönemlerinizde hiç unutamadığınız, hala aklınızda ilk günkü gibi taze duran anılarınız var mı?

-Saymakla bitiremem. Hangi birini anlatsam bilemedim. Bizim oturduğumuz evin karşısında bir bekçi evi vardı. Bir gün bekçinin evinde kimse yoktu. Biz de ne hikmetse amaçsız bir şekilde yanımızda kibritle, çakmakla gezerdik. İnşaat işçilerinin üstleri bekçinin evinin içindeydi. Bekçinin evini ateşe verdim. Ben, yangının boyutunun bu kadar çok olacağını aklımın ucundan dahi geçirmezdim. Ev, küle dönmüştü. Aradan 10-15 dakika geçti, mahallede bir ayaklanma başladı. "Yanıyor, yanıyor" diye bağrışmalar oldu. Millet, bekçinin evindeki yangını söndürmek için kova ile su taşıyordu. Ben de mahallelinin arasına karıştım. Onlarla birlikte kova ile su çekmeye başladım. Bağırıyorlar, beddua ediyorlar; tepki almamak için ben de onlarla birlikte bağırıp "Burayı kim yaktı" diye beddualar etmeye başladım. Olayı bu şekilde ört bas ettim. Yine bir gün bizim evin karşısındaki apartmanda kadınlar gün yapıyordu. Balkondan kadınların evin içinde oynadıklarını görüyordum. Cebimde de o anda torpil vardı. Torpili yaktım, kadınların gün yaptığı evin içine attım. Torpil eve girdi, büyük bir patlama oldu. Kadınlar, korkudan olduğu yere birbirine kenetlenerek, çöktü. Birbirlerini ezmeye başladılar. Onlar ilk başta bir tüp patladı zannetmişler. Gün bitti, müzik kesildi. Ben de balkonda olup bitenleri izleyip, gülüyordum. Kulağımın yanından bir terlik geçti. Kadınlar, benim yaptığımı bilmiş ellerinde ne varsa bana fırlatmışlardı. Bizim bir tane de tüpçümüz vardı. Mahallede oynarken, adam arabası ile sürekli beni ezmeye çalışır, arabasını üstüme sürerdi. Onu, hayattan bezdirmiştim. Neyse en sonunda helalleştik zaten. Bu anılarımı hiç unutamam. Beni hatırlayan ve aramızın bozuk olduğu komşularımız da varsa bana hakkını helal etsinler.

 

**Hayır işlerine girmeye nasıl karar verdiniz?

-Babamın bu işe girmesinde etkisi çok oldu. Küçüklüğümüzde bize kapımıza gelen birinin geri çevrilmeyeceğini öğretmişti. Yardımlaşmanın önemini bize anlatırdı. Evimizde İslami bir hava esiyordu sürekli. Bir Müslümanın sıkıntısını gidermenin ne denli mühim olduğunu aktarırdı. Kendisi her zaman bize örnek olmuştur. Çekirdekten gelen bir yardımlaşma duygum vardı. Bu duygu, aynı zamanda dinimizin de bize bir emridir. Bunu harekete geçirelim dedik. Sağlam bir ekip kurduk. Ekip ruhumuzu güçlü tuttuk. İlk başta 7-8 arkadaş bir araya gelerek bu işe başladık. Başımızda Rıfat Uyar abimiz vardı. Üstelik bir de Whatsapp grubu kurduk. Bu faaliyetleri gönüllü yapmak isteyenler ile sürekli irtibat halindeyiz. Ön safta olmayıp da arkadan çok iş yapan abilerimiz kardeşlerimiz de var. Allah, herkese bir kapasite vermiş. Biz de bu özelliklerimize göre iş bölümü yaptık. Hiç bir arkadaşımızın dernekten bir lira menfaati yok. Tamamı ile gönüllülük esaslı çalışıyoruz. Sadece depoda çalışan emekli bir abimiz var. Onun maaşını Whatsapp grubunda olan 65 kişi arasında toplayıp çıkarıyoruz. İnsanların gönlüne dokunmayı seviyorum. İyilik kokan her şey birer sadakadır. Şeffaf olmak gerekir. Yardımseverleri, yardıma muhtaç olan insanların bütün özelliklerini ve yanlarını anlatmayı tercih ediyorum ki, aklında soru işaretleri kalmasın. Olayların kökenine inmeyi seviyorum. Yardım için gittiğimiz bir evdekilerin bu durumlara neden ve niçin düştüklerini araştırırım. Nefsim için söylemiyorum ama samimiyeti ve doğallığı seviyorum.

31224980_1092675160887411_6945209708065342247_n_880x440.jpg

**Neredeyse 7/24 kendi işinizin dışında hayır işleri için koşturuyorsunuz. Ailenizin bu duruma bakışı nasıl?

-O konuda eşimden Allah razı olsun. Beni gerçekten idare ediyor. 5 çocuğum var. Onlarla ilgilendiği için ben aklına pek gelmiyorum. Çocukların hepsinin ayrı bir derdi, ilgi isteği var. İşin şakası bir yana, özellikle gittiğim yerlerden eve gelince yaşadıklarımı eşime ve çocuklarıma da anlatıyorum. Çektiğim videoları izletiyorum. Hem davamı anlatıyorum hem de onlara da iyilik aşılamaya gayret gösteriyorum. Beni hoş görmelerini istiyorum. Allah, onlardan razı olsun. Tabi elimden geldiği kadar da aile ilişkilerimizi sıkı tutmaya özen gösteriyorum.

VİTAMİNSİZLİKTEN DİŞLERİ DÖKÜLMÜŞ

**Yardım için gittiğiniz aileler arasında sizi en çok üzen olay veya yaşanmışlık ne oldu?

-Bir çok olaya şahit oldum. Gittiğimiz ailelere sadece maddi yardım yapmıyoruz. Aynı zamanda sohbet ediyoruz, bir nevi maneviyata da çalışıyoruz. Bazı insanlar, varlıktan yokluğa düşmüşler. Bazıları yardım istemekten çekiniyor. Bazıları kendini yaşadığı toplumdan dışlamayı tercih etmiş. Daha neler neler... Geçen gün yardım için bir aileye gittik. Bir anne ve iki çocuğu var. Bu aile 25 gün elektriksiz yaşamış. Evde hiç bir erzak yok. Ev kirasını 2-3 aydır ödeyememişler. Çok üzüldüm. Üstelik başlarına da bazı sıkıntılar gelmiş. Biz, artık Müslümanlar olarak eskisi gibi kadınlarımıza sahip çıkamıyoruz. Ayıp ve günah. Bu ailenin komşuları bir gün mü bunlar nerede demiyor. Merdivenlerden inip çıkıyorlar fakat elektrikleri niye kesik demiyorlar mı? Kadınlarımıza sahip çıksak, bugün bu halde olmayız. Bizim ilgilendiğimiz ailelerini yüzde 70-80'i zaten parçalanmış aileler. Erkek, bir yoluna bakıyor kendini geçindiriyor. Anneler çocuklarını yanına alıyor, fedakârlık ediyor, perişan oluyorlar. Birisi kadına karpuz vermiş. Yemeye kıyamamışlar, karpuz çürümüş. 2 milyonluk nüfus içinde anne ve çocukları aç kalıyorsa bazı şeyleri yeniden düşünmemiz gerekir. Açlıktan, vitaminsizlikten dişleri dökülmüş ailenin. Kadının bir yıllık kirasını ödettirdik. Erzaklarını yerleştirdik. Ablamızın dişlerini bile yaptırdık. Allah rızası için kimin yakınında çevresinde bir düşkün varsa ziyaret etsin. Bazı insanlar için paradan daha önemli olan şeyler vardır. Tıpkı ilgi gibi, tıpkı kendisini değerli hissettirme gibi.

12-4_880x440.jpg

**Peki o kadar yaşanmışlığa şahit olmanıza rağmen, gülebilmeyi ve hayata sımsıkı tutunabilmeyi nasıl başarıyorsunuz?

-Bu sorunun tek cevabı inancımızdır. Bir Müslümanın hayata bakış açısı vardır. 10 dakika önce ağlaması gerekirken, 10 dakika sonra güldürmesi de gerekir. Ağlamayan veya gülmeyen insan kendisine acısın. Ben gülmeyi sadaka olarak görüyorum. Yaptıklarımın çoğunu insanlığım için değil, inancım için yapıyorum. Çünkü bazen yardım ettiğimiz ailelerden tepki de görebiliyoruz. Bizi üzebilecek davranışlarda bulunduklarına da şahit oluyoruz. İnsanlık bir yere kadar. Tüm anlattıklarımı insanlık için yapmış olsam devamı gelmez. İşin temelinde inanç olursa kim kızmış, kim ne demiş, kim iftira atmış bunlara takılmadan işler devam eder. İnsanın yardım aşkı, Kur'an-ı Kerim'e ve sünnete uyduğu takdirde bitmez.

KASIM OKUR KİMDİR?

-Aslen Kululu olan 1982 yılında Konya'da doğup büyüyen Kasım Okur, vinç kiralama işi ile uğraşmaktadır. Evli ve 5 çocuk babası olan Okur, aynı zamanda hayır işleriyle de uğraşmaktadır. Konya'nın en büyük yardım kuruluşlarının başını çeken Hayra Koşanlar ekibinin üyesi arasında yer alan Kasım Okur, neşeli, güler yüzlü ve samimi kişiliği ile de dikkatleri üzerinde topluyor.

EMRE ÖZGÜL merhabahaber.com

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
7 Yorum