İsrail ateşkes dinlemiyor! Gazze'de direniş sürüyor
Filistin’de geçmişten bu yana yaşananları, son gelişmeleri ve ilerleyen süreçlerdeki planlananları Merhabahaber'e anlatan Filistinli Alimler Heyeti Türkiye Şube Başkan Yardımcısı Şehdeh Dib, Gazze ile ilgili değerlendirmelerde bulundu.
Filistin’de yaşananların sadece son yıllardan ibaret olmadığını vurgulayan Şehdeh Dib, tarihten bu yana İsrail’in her zaman soykırımdan, ırkçılıktan ve zulümden yana olduğunu gazetemize verdiği röportajda aktardı.

** Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?
İsmim Şehdeh Dib. Filistinli Alimler Heyeti Türkiye Şube Başkan Yardımcısıyım. Batı Şeria’da El-Halil kentinde dünyaya geldim. Filistinliyim. Bu mecliste bulunmaktan da ben memnuniyet hissi duyuyorum. Ailecek 7 yıl civarında Filistin'de yaşadık ve merhum babamın Ürdün'de bir işi vardı bu yüzden Filistin'den ayrılmak durumunda kaldık. 1967 savaşından 3 gün önce biz kendi isteğimizle Filistin'den ayrıldık. Yani biz orada bir iş kuralım, çalışalım ve daha sonra Filistin'e dönelim diye çıktık. Ve bizim çıkışımızdan 3 gün sonra Siyonist işgalin 67 savaşı başlamış oldu. Biz o şartlarda Ürdün'de kaldık, Filistin'e dönemedik.
** Baştan itibaren Filistin’de yaşananları anlatabilir misiniz?
Tarih okuyan herkes bilir ki; yani Filistin halkının efendim nasıl kandırıldığını, nasıl hilelerle, desiselerle karşı karşıya bırakıldığını Uluslararası kuruluşların, uluslararası devletlerin nasıl hilesine, tuzağına maruz kaldığını tarih okuyan herkes bilir. 67 savaşı sonrasında Filistin halkının büyük sayıda, büyük oranda halkı Filistin'i terk etmek zorunda kaldı, Ürdün'e iltica etti. Ürdün'de kamplarda yerleşik bulunan Filistinlilerin eliyle çok yoğun bir Filistinli nüfusu oluştu. O dönemde bazı Filistinli gruplar silahlanıp Siyonistlere karşı birtakım saldırılarda bulundular. Birtakım şehadet eylemleri gerçekleştirildi. Bu Ürdün sınırındaki Siyonistlere yapılan saldırılarda zaman zaman hedefe ulaşıldı, zaman zaman bu operasyonlar şehadetle sonuçlandı. Ürdün halkı Filistin halkını bağrına bastı, çok sıcak bir şekilde karşıladılar. Filistin halkının nezdinde, Ürdün halkının saygın bir yeri var. 4 yıl kadar zaman geçtikten sonra mücahitlerle yani istişhad eylemlerini, savunmayı, onun dışında hatta operasyon yapmayı öngören Müslümanlarla, Ürdün hükümeti arasında bir ihtilaf oluştu. Bir görüş ayrılığı yaşandı.

** Bu ihtilaf Filistinlileri nasıl etkiledi?
Ürdün hükümetiyle mücahitler arasında meydana gelen ihtilaf, bahsettiğim savaşçı mücahitlerin Ürdün topraklarından sürülmesine, çıkarılmasına, sınır dışı edilmesine sebep oldu. Ürdün'den sınır dışı edilen mücahitler Lübnan'a sığınmak durumunda kaldılar. Bahsi geçen fedai Müslümanlar, mücahitler, silahlı gruplar, 10 yıl kadar Lübnan'da kaldılar. Bu süre zarfında da yine operasyonlarını, eylemlerini Lübnan sınırından geçerek sürdürdüler. Bu 10 yıllık sürenin geçmesinden sonra yine birtakım fitneler yine ortaya çıktı ve Lübnan'da yaşayan bahsi geçen gruplar Lübnan'dan da ayrılmak ve Tunus'a gitmek durumunda kaldılar. Yani öyle düşünüyorum ki, sanki gizli bir el böyle belli sürelerin geçmesi sonrasında, belli bir zaman aşımından sonra Filistinli silahlı grupları özellikle sınır bölgelerinden uzaklaştırıp Siyonistlere zarar vermeyecekleri, veremeyecekleri uzak bölgelere onları yönlendirmeye, tehcire zorlayan görünmeyen bir el vardı. Bu silahlı gruplar belli zaman dilimleri sonrasında uzaklaştırma durumuyla karşı karşıya kaldılar. Ürdün'le Filistin arasında 600 kilometreden daha uzun bir sınır var. İş oradan başladı. Önce Ürdün'den uzaklaştırıldı silahlı gruplar. Lübnan'ın sınırı da Ürdün sınırından az değil, uzun bir sınırı vardı Filistin'le. Ürdün'den çıkarılanlar Lübnan'dan da akabinde çıkarıldılar.
** Peki devamında neler yaşandı?
Tunus'a gönderilen mücahitlerin Filistin topraklarına ellerinin uzanması mümkün değildi. Çünkü sonuçta Afrika topraklarındaydı. Böyle bir tablo oluştu. Aslında bu yaşananların çok çok öncesinde 1920'lerde Osmanlı'nın çöküşünden hemen sonra Filistin topraklarında başlayan İslami oluşumlar ve teşekküller vardı. 1950 tarihlerinde daha fazla şekillendi. 50'li yıllardan sonra hayatın farklı alanlarında Filistinli Müslümanlar varlık göstermeye başladı. İnsani yardım çalışmaları, hafızlık mektepleri, diğer sosyal ve kültürel alanlarda varlıklarını ifade ettikleri, topluma kendilerini tanıttıkları bir ortam oluştu. 70'li yıllarda da birtakım hücre faaliyetleri başladı. Bu hücre faaliyetlerinde bulunan, bu faaliyetlere katılan Müslümanlar, Siyonistlere dönük suikastlar, operasyonlar hazırladılar ve bunların bir kısmını gerçekleştirdiler. 1987 yılında ilk intifada (ayaklanma) başladı. Bir Siyonist arabası, patlayıcı madde yüklü ve işçilerin bulunduğu kamyonu patlatarak onları şehit etmesi hadisesine tepki olarak Gazze’de birinci intifada başladı. Müslümanların silahları taştı. Yani Yahudilere karşı olan savunmaları ya da saldırıları sadece silahsız taşla başladı. Bizden daha sonra taş akabinde beyaz silah diye adlandırdığımız bıçak, çakı ve benzeri kesici aletlere geçildi. Çok sınırlı miktarda temin edilebilen eski tabancalar, keleşler ve benzeri silahlara evrildi. Ancak bunlar sayı olarak çok azdı, sınırlıydı ve bir bölgede muhafazası mümkün değildi, bir bölgeden başka bölgeye sürekli taşıma durumundaydılar.
** Zorlu mücadele sırasında Filistin halkında bir ümitsizlik var mı?
Asla Filistinlilerin kalplerinde bahsettiğiniz dönemde de sonraki dönemlerde de bir ümitsizlik, karamsarlık asla söz konusu değildi. Zira biz Allah'ın vaadine iman ediyoruz, Allah'ın bize zafer bahşedeceğine iman ediyoruz. Ne bahsi geçen, tanımını yaptığım süreçte ne de içinde bulunduğumuz dönemde kalbimizde asla bir ümitsizlik yok. Filistin halkının silahı gelişti. Filistinli Müslümanlar kendi silahlarını üretmeye başladı. Kendi mermilerini üretebilir pozisyondan füze imal ettikleri bir pozisyona kadar geldi. 1 metreyle başlayan menzil; 5, 10 daha sonra 250 metre, hatta kilometrelerle ifade edilecek alanı kapsayacak kadar füzeler üretme imkanları bulundu. 2006 yılında seçimler oldu ve hem Gazze'de hem de Batı Şeria'da Hamas seçimi zaferle tamamladı. Umduğumuz şuydu: 2006'da seçimleri Hamas'ın kazanması sonrasında bütün milli unsurlar bir araya gelsin, bütün uçlar güçlerini birleştirsinler ve tek çatı altında toplansınlar ve Hamas bünyesinde ülkemize hizmet edelim. Bunu bekliyorduk. Fakat Hamas'ın seçimi kazandığı ilk günden itibaren bazı güçler, Filistin içerisindeki Hamas'a sahip çıkmadılar. Hamas'ı ta o günden bugüne kadar yalnız bıraktılar ve farklı otoriteler ihdas ettiler. Hamas da bu durumdan mütevellit kendi hükümetini kendisi kurma, kendi gücünü kendisi teşkil etme zorunluluğuyla karşı karşıya kaldı. O günden bu yana Gazze Hamas'ın yönetimi altında. Bu süre zarfında da Allah'a hamdolsun kuşatmaya, ambargoya rağmen Müslümanlar, Filistin'de kendilerini geliştirdiler. Ellerindeki imkansızlıklara, zor koşullara rağmen kendilerini geliştirdiler ve insan kaynaklarını, insani kadrolarını teşekkül ettirdiler. Kendi içlerinde güçlü bir bünyeye sahip oldular. Bu süre zarfında Siyonistler de boş durmadılar ve birden çok kez savaş yaşandı. Gazze'ye birden çok saldırı yapıldı. Camilerin yıkıldığı; kadınların, çocukların, insanların şehit edildiği çok yıkım diye tabir edebileceğimiz birden çok savaşla karşı karşıya kaldı Gazze halkı.
** Filistin’de yaşananlar dünyaya ne öğretti?
Malumunuz olduğu üzere son bu olaylar, Filistinli mücahitlerin planladığı Aksa Tufanı savaşıydı. Ekim 2023’ tarihinde gerçekleştirilen Filistinli Müslümanların hazırladığı Aksa Tufanı adlı operasyon Allah’a hamdolsun Müslümanlara bütün hayır kapılarını açtı. Bütün dünyayı şaşırttı. Bütün dünya için sürpriz olarak karşılanan bir tabloyla dünyayı yüzleştirdi. Tabii bu süreçte Siyonistlerin Gazze’ye çok vahşi saldırıları oldu. Yani taş üstünde taş bırakmadılar. Camileri, yapıları, pek çok yeri yerle bir ettiler. Hatta kiliselere varıncaya kadar yıkıma uğratıldılar. Gazze halkı zaten öteden beri bir ambargoyla, kuşatmayla karşı karşıyaydı. Bu yerini bombardımana, yıkıma, yokluğa terk etmiş oldu. Bu kuşatma Aksa Tufanı’yla birlikte tesirini, etkisini katbekat artırdı ve ilaç, gıda, efendim sağlık malzemeleri ve benzeri hiçbir şeyin girişine izin vermedi Siyonistler. Kapıları kapattılar. Yani Gazze halkını tam bir yoklukla, sefaletle karşı karşıya bıraktılar. İnsanlar açlıktan hayatlarını kaybettiler. Çocuklar soğuktan, kış şartlarında yine hayatlarını kaybettiler. Yani Siyonistler 2006’dan bu yana sürdürmüş oldukları ambargonun dozunu, şiddetini tarif edilemeyecek derecede, düzeyde artırdılar. Aksa Tufanı, bu Siyonistlerin gerçek yüzlerini tüm dünyanın görmesini de sağladı. Maskeleri düşürdü. Dünya milletleri gözünde Siyonistler ve onları destekleyenler medeni ülkeler, medeni halklar, efendim insan haklarına saygı gösteren demokratik yönetimlerle, efendim iş başında olan güçler olarak biliniyordu. Fakat Aksa Tufanı gerek Siyonistlerin gerekse onların destekçilerinin maskelerini düşürdü, onların gerçek yüzlerini ortaya çıkardı.

** Bu savaşa Aksa Tufanı denmesinin sebebi nedir?
Tabii Aksa Tufanı, bu Siyonistlerin gerçek yüzlerini tüm dünyanın görmesini de sağladı. Maskeleri düşürdü. Dünya milletleri gözünde Siyonistler ve onları destekleyenler medeni ülkeler, medeni halklar, efendim insan haklarına saygı gösteren demokratik yönetimlerle, efendim iş başında olan güçler olarak biliniyordu. Fakat Aksa Tufanı gerek Siyonistlerin gerekse onların destekçilerinin maskelerini düşürdü, onların gerçek yüzlerini ortaya çıkardı. Bu adlandırma Yüce Allah’ın bir muradı ve O'nun bizi muvaffak kılması diye düşünüyorum. Yani Tufan deyince akla ilk gelen şey zaten nedir, Nuh Aleyhisselam’ın dönemindeki yaşanan Tufan'dır. Müfessirlerin büyük çoğunluğuna göre o tufan yeryüzünde bir şey bırakmadı. Bu operasyonun Aksa Tufanı diye adlandırılması Yüce Allah’ın bir muradı olsa gerek ki bu tufanın dalgalarının tüm dünyaya ulaşması, tüm dünyaya yayılması ve tüm dünyayı etkisi altına alması hedeflendi. Bu nispeten gerçekleşti de aslında. Avrupa’daki halklar...
** Şu an Filistin’de son durum nedir? Yardımlar giriyor mu ve bundan sonraki süreç nasıl ilerleyecek?
Yardımlar ulaşıyor ama oldukça az miktarda ulaşıyor. Yani çok az bir miktar yardım malzemesinin geçişine izin verip, ardından hemen kapıyı kapatıyorlar. Dışarıda kalan yardım malzemeleri açıldıkça peyderpey içeriye giriyor. Binaların yıkılması nedeniyle çadırlarda yaşam devam ediyor ve halk buna mecbur. Kış şartları gereği, mevsim gereği yağan yağmurlar, esen güçlü rüzgarlar çadırları yerinde durdurmuyor. Yani gece uykusuna dalan bir çocuk, sabah bütün vücudu sular altında kalmış vaziyette gözlerini açıyor. Sosyal yaşamla ilgili ciddi bir sıkıntı var. Ayrıyeten biz Trump’ın söylemlerini dikkate almıyoruz, kulak da vermiyoruz. O bizim amirimiz, yöneticimiz değil. Dünyayı dolar gözüyle gören bir adam, onun gözünde her şey paradır. Hatta bazen akıl sağlığı da yerinde mi acaba? diye düşünüyoruz. Biz Filistinliler olarak kesinlikle şuna iman ediyoruz; bunu Allah’ın vaadi, Peygamber (S.A.V.)’in vaadi olarak değerlendiriyoruz. Biz görürüz ya da görmeyiz, bize nasip olur ya da olmaz, bunu bilemiyoruz. Ancak Allah’ın yardımı, onun katından göndereceği zafer yakındır ve yoldadır, gelmektedir. Allah zaferini bize vaat etti. Biz buna kesinkes, şüphesiz iman ediyoruz.
Kaynak:Ali Kaan Kurşun





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.