İnsanı asırlar öncesine  Götüren bir şehir- Hatay

İnsanı asırlar öncesine Götüren bir şehir- Hatay

Türkiye'nin kültürel açıdan en zengin şehirlerden birisi olan Hatay, insanı asırlar öncesine götüren bir şehir. Hatay'ın kültür ve tabiat zenginlikleri görülmeye değer

YAZAR: AHMET KUŞ

Türkiye Yazarlar Birliği Konya Şubesinin 2004 yılından beri “Yazılacak Çok Şeyimiz Var” başlığıyla gelenekli hale getirdiği seyahatlerinin bu yıl ki güzergâhı Hatay idi. Daha önceki seyahatlerden birkaç tanesine biz de iştirak etmiştik. Sağ olsunlar başkanlarımız bu seyahatlere bizi de davet etmişlerdi ve işlerimiz müsaade ettiği ölçüde iştirak etmeye gayret etmiştik. Üyesi olmaktan gurur duyduğumuz derneğimiz kültür, sanat, edebiyat alanında kaliteli işlere imza atan köklü bir sivil toplum kuruluşudur. Türkiye Yazarlar Birliği Konya Şubesi ailesi olarak Hatay’da dolu dolu üç gün geçirdik. Kafilemizin aynı kültür grubuna mensup olması seyahatimizin uyum içerisinde geçmesine vesile oldu. Hasılı keyifli, huzurlu, bereketli ve unutulmaz bir seyahati kazasız belasız geride bıraktık. Hatay gibi kadim bir şehri elbette üç günde hakkıyla gazebilmek pek mümkün değil ama titizce hazırlanmış bir program sayesinde en azından Hatay’ın belli başlı kültür ve tabiat varlıklarını görmemiz mümkün oldu. Programımızın aksamadan yürümesinde yol arkadaşlarımızın molalarda ve ziyaretler sırasında verilen zamanlara hassasiyetle uymalarının da rolü vardı. Bu yazıda Hatay seyahatimize ait izlenimlerimizi, hatırımızda kalanları ve dikkatimizi çeken hususları sizinle paylaşmaya çalışacağız.

antakya.jpg

TARİHİ KADAR BİTKİ ÖRTÜSÜ DE ZENGİN BİR ŞEHİR

Aslında iki şehir arasında mukayese yapmayı pek sevmem ama bozkırdan yemyeşil bir yere gidince ister istemez bazen Konya ile Hatay’ı karşılaştırmak zorunda kaldık. İnsan saksıdaki kauçuk çiçeğini parklarda, bahçelerde devasa bir ağaç olarak, limonu, portakalı, turunçu dalda görünce şaşırmadan edemiyor... Hatay tarih ve kültür zenginliğinin yanı sıra zengin bitki örtüsüyle de dikkat çekiyor. İklim farklılığı sebebiyle Konya’da yetişmeyen defne, zeytin, turunç, okaliptus, begonvil, Japon gülü gibi pek çok ağaç, bitki ve çiçek çeşidi insanın gözünü, gönlünü okşuyor. Bizim saksıda yetişitirdiğimiz pembe, beyaz ve kırmızı zakkumlar ise refüjleri, yol kenarlarını, avluları, parkları, bahçeleri süslüyor. Üstelik uygun iklim koşulları sebebiyle zakkumlar da küçük birer ağaç büyüklüğüne ulaşmış. Zeytin ağaçları Hatay’ın bitki örtüsü içerisinde özel bir yere sahip. Özellikle 5 milyon zeytin ağacının bulunduğu Altınözü ilçesinde zaytinyağı üretiminde kullanılmak üzere hatırı sayılır düzeyde zeytin üretiliyor. Adı zeytinle anılan ilçenin Tokaçlı Mahallesi’nde Durmuş Sıtkı Debboğlu Cami Vakfı Zeytin Müzesi bulunuyor. Yaklaşık olarak 300 yıllık bir geçmişi olan Durmuş Sıtkı Debboğlu’na ait zeytin mengenesi restore edilerek Zeytin ve Zeytinyağı Müzesi olarak 22 Ekim 2017 tarihinde hizmete açılmış. Gelenekli bir konak ve avludan müzeye dönüştürülen mekânda zeytin ve zeytinyağı üretiminin tarihçesine ait bilgileri ve aletleri görmek mümkün.

habibi-neccar-camii-3.jpg

SUYLA YEŞİLLİĞİN HARMAN OLDUĞU YER HARBİYE

Hatay’ın merkez ilçesi Defne sınırları içerisinde bulunan Harbiye Şelalesi şehrin en önemli doğal güzelliklerinden biridir. Geçmişi Helenistik ve Roma dönemlerine kadar giden vadide Antakya’nın su kaynakları bulunuyor. Vaktiyle burada antik yapılar ve su yolları da bulunuyormuş ama ne yazık ki bu yapılar günümüze ulaşmamış. Vadinin muhtelif kısımlarında şelaleler oluşturan su kaynakları daha sonra Asi Nehri’ne ulaşıyor. Günümüzde meşhur bir mesire yeri olan Harbiye’de yemek yiyebileceğiniz, bir şeyler içebileceğiniz, hatta ayağınızı suya sokup serinliği hissedebileceğiniz, hediyelik eşya alabileceğiniz çok güzel mekânlar bulunuyor. Bu tezgâhlar arasında taşlara şekil veren bir usta dikkatimi çekti. Bildiğiniz gibi Hatay’ın taş işçiliği de meşhurdur. Usta serpantin taşını işleyerek Hatay’a özgü motiflere ve çeşitli figürlere dönüştürüyor.

ANTAKYA’NIN KALBİ HABİB-İ NECCAR CAMİİ

Tarih boyunca Antakya’nın çekim merkezlerinden biri olan Habib-i Neccar Camii günümüzde de aynı işlevi yerine getiriyor. Anadolu’daki çoğu kadim şehirde olduğu gibi Antakya’da da ticari ve sosyal hayat bu mukaddes mekân etrafında dönüyor. Evler, dükkânlar, çarşılar bu caminin etrafında şekillenmiş. Bina, aslı bir Roma tapınağı iken Bizans Döneminde kiliseye, İslamî Dönemde camiye çevrilmiş. Caminin altındaki üç mezardan birinin camiye adını veren Habib-i Neccar’a ait olduğu rivayet ediliyor. Kur’an-ı Kerim’in Yasin Suresinde anlatılan bir kıssaya göre karye halkını Hakk’a davet etmek için karyeye gelen iki elçiye destek olmak üzere bir üçüncüsünün gönderildiği, halkın bunlara karşı çıktığı, sadece karyenin uzak bir yerinden gelen bir kişinin iman edip onları desteklediği ve bu kişinin, açıkça ifade edilmemekle birlikte ayetin gelişinden anlaşıldığına göre karye halkı tarafından öldürüldüğü, onun imanı sayesinde cennete girdiği, kendisine kötülük eden karye halkının ise bir sayha ile helak edildiği anlatılmaktadır. Müfessirler tarafından bu şahsın Habib-i Neccar olduğu ifade edilir ama kuşkusuz mutlak doğruyu yalnızca Allah bilir. Öğle namazından sonra caminin avlusunda vakit geçirirken yanımıza Antakyalı bir pir-i fani yaklaştı. Ayak üstü birkaç dakika sohbet ettik. Mütebessim yüzünde huzurlu bir ifade olan ihtiyar caminin beş vakit müdavimlerinden birisiymiş. Konyalı olduğumuzu söyleyince yüzündeki ifade daha da sevimlileşti ve Hazreti Mevlâna’ya selamımızı iletin dedi. “İletelim hacı amca ama siz de Konya’ya buyurun gelin, hem Hazreti Mevlâna’nın türbesini de ziyaret edersiniz dediyince “Bu yaştan sonra zor be evlat...” dedi.

harbiye.jpg

BİR ŞEHRİ TANIMAK İSTİYORSANIZ ÇARŞILARINI GEZİN

Asıl işimiz fotoğrafçılık olunca etrafa da biraz o zaviyeden bakıyoruz. Uzun Çarşı da Habib-i Neccar Camii gibi şehrin merkezinde yer alıyor. Ne zaman bir bedestene, bir arastaya ya da tarihî bir çarşıya girsek fotoğraf çekeceğiz diye adeta kendimizi kaybediyoruz. İşte Uzun Çarşı’da da böyle oldu. Çarşının birbirine bağlı dar sokaklarında vaktin nasıl geçtiğini bile anlamadık. Antakya Çarşısı meslek grupları ve insan profili açısından Kudüs, Halep ve Trablusşam çarşılarına çok benziyor. Çarşının bazı bölümleri orijinal hâlini korusa da diğer şehirlerimizde olduğu gibi burada da yeni yapılaşmaya izin verilmiş. Tarihî çarşılarda esnafların ve müşterilerin her türlü ihtiyacı düşünülmüş ve dükkânların yanı sıra cami, mescit, şadırvan, han, hamam gibi yapılar da inşa edilmiş. Uzun Çarşı’da tepsi kebabı, humus, lahmacun, künefe gibi yöreye has lezzetleri tadacağınız mekânların yanı sıra nar ekşisi, salça, yeşil zeytin, zeytinyağı, yoğurt, peynir, taze kekik ve defne sabunu gibi ürünleri alma imkânınız da bulunuyor.

hatay-arkeoloji-muzesi-2.jpg

DÜNYACA ÜNLÜ MOZAİK MÜZESİ

Hatay Arkeoloji Müzesi her ne kadar başka eserler de sergilense de mozaikleriyle ünlüdür. Aslında diğer kültür ve tabiat varlıkları da önemli ama bence Hatay’a sadece bu müzeyi gezmek için bile gidilir. Şayet tarihe, kültüre, sanata meraklıysanız ve yeterince vaktiniz de varsa burası için seyahat planınızda biraz daha fazla vakit ayırın, zira müzede sergilenen o kadar çok eser var ki burayı kısa sürede gezmeniz mümkün değil. Gezmeye gezersiniz ama bu geziniz biraz tadımlık olur. 2010 yılında Hatay Arkeoloji Müzesinin eski binasını da gezmiştim. 2014 yılında tamamlanan yeni bina gerek dış görünüm olarak gerekse modern sergileme yöntemleri açısından son derece güzel bir bina olmuş. Haliyle Hatay ülkemizin geçmişi çok eski dönemlere kadar giden bir şehri olduğu için Hatay ve çevresinde yapılan arkeolojik kazılarda kayda değer eserler bulunmuş. İşte bölgeden çıkarılan bu eserlerin çoğu Hatay Arkeoloji Müzesinde sergileniyor. Müzedeki diğer eserler de önemli ama müze dünyada genellikle mozaikleriyle biliniyor. Mozaik koleksiyonunun büyüklüğü, sayısı ve kalitesi sayesinde Hatay Arkeoloji Müzesi dünyanın en önemli mozaik müzelerinden biri olmuş. Müze her ne kadar mozaikleriyle ünlü olsa da girişte ziyaretçileri karşılayan Hitit kralı II. Şuppiluliuma’nın heykeli de en az müze kadar ünlüdür. Louvre Müzesindeki Mona Lisa tablosu gibi II. Şuppiluliuma heykelinin önünü de boş bulmak adeta imkânsız... Ziyaretçiler heykelle birlikte fotoğraf çektirebilmek için neredeyse birbirleriyle yarışıyorlar.

hatay-arkeoloji-muzesi-3.jpg

HRİSTİYANLIĞIN İLK MABETLERİNDEN BİRİ

Hatay dinler tarihi açısından da önemli bir şehirdir. Özellikle Antakya-Reyhanlı karayolu üzerinde bir dağın yamacında bulunan Saint Pierre Kilisesi, Hristiyanlar için kutsal bir mekândır. Mağaranın ön kısmı bir duvarla kapatılarak kiliseye dönüştürülmüş. Hazreti İsa’nın ölümünden sonra 29 yılında Antakya’ya gelen Sen Piyer burada vaazlar vermiş. Kilise Hristiyan âlemi için kutsal bir yer olması sebebiyle 1963 yılında Papa tarafından hac yeri olarak ilan edilince burayı ziyaret eden yabancı sayısında da artış olmuş. Kilise şehre hâkim bir tepenin yamacında bulunduğu için Antakya şehir merkezinin bir kısmını buradan görebiliyorsunuz. Bu tür yurt içi seyahatlerde şayet öğretmen, 18 yaş altı veya 65 yaş üstü değilseniz bir müze kart almanız müze girişlerini daha ekonomik bir hâle dönüştürür. 2009 yılında bir otelin temel kazısı sırasında ortaya çıkan Helenistik Dönemden İslamiyet Dönemine kadar 5 farklı arkeolojik döneme ait kalıntılar bulunmuş. Buluntular otel projesinin değişmesine ve inşaat süresinin de uzamasına yol açmış. Ama maliyetin artması ve sürenin uzaması arsa sahibi Asfuroğlu ailesini yolundan döndürmemiş ve aile her türlü zahmete katlanarak ülkemize Müze Oteli kazandırmış. Şu anda hem otel hem de bir müzeyi bünyesinde barındıran binaya kilisenin bulunduğu bölgeden rahatlıkla ulaşabilirsiniz. Kültür Bakanlığına devredilen Necmi Asfuroğlu Arkeoloji Müzesini normal bir müze gibi ziyaret edebilirsiniz. Zaten otel müşterileri de aynı şekilde müzeyi normal ziyaretçiler gibi ücret ödeyerek gezebiliyorlar. Müze diğer eserlerin yanı sıra dünyanın en büyük tek parça taban mozaiğine de ev sahipliği yapıyor.

saint-pierre-kilisesi.jpg

İNSANI BİNLERCE YIL ÖNCESİNE GÖTÜREN TÜNEL

Hatay’ın Samandağ ilçesinde bulunan Titus Tüneli de görülmesi gereken tarihî yerlerden biridir. 1380 m uzunluğundaki tünelin, dağdan gelen suların taşıdığı kum ve çakılların limanı doldurmasını engellemek için Roma İmparatoru Vespasianus’un emriyle M.S. 69 yılında yapımına başlanmış ve oğlu Titus döneminde M.S. 81 yılında tamamlanmış. Tamamen insan gücüyle yapılan tünelin inşaatında esirler çalıştırılmış. Aynı zamanda müthiş bir doğal güzelliğe sahip olan bölgede yürürken asırlar önce binbir emekle yapılan tünel inşaatında çekilen çileleri hissedebiliyorsunuz. Sahilde yürüdüğünüz zaman antik liman kalıntılarını da görebiliyorsunuz. Roma Dönemine ait kaya mezarlarının yer aldığı Beşikli Mağara da tünelin yakınında bulunuyor.

sokollu-mehmet-pasa-kulliyesi.jpg

OSMANLININ İHTİŞAMINI YANSITAN KÜLLİYE

Seyahatimizin son durağı Hatay’ın Payas ilçesiydi. Hatay’a gidip de Sokollu Mehmet Paşa Külliyesini görmeseydim üzülürdüm. Ama sağ olsunlar seyahat programımızı yapan dostlarımız külliyeyi de ziyaret edeceğimiz yerler içerisine dahil etmişler. Hac ve İpek Yolu üzerinde yer alan menzil külliyesi Sadrazam Sokollu Mehmet Paşa tarafından 1574 yılında Mimar Sinan’a yaptırılmış. Osmanlı mimarisinin bölgedeki en önemli yapılarından biri olan külliye içerisinde arasta, han, tabhane, imaret, cami, kale, medrese, sıbyan mektebi, hamam, dua kubbesi gibi bölümler bulunuyor. Külliyeden günümüze ulaşan tek kitabe olan hanın arasta kapısı üzerinde yer alan inşa kitabesinde bakın bu muhteşem eserin banisi bizlere neler söylüyor; “Âlemin kendisi ile övündüğü ve güzel ahlak sahibi Süleyman’ın oğlu Sultan Selim’in veziri; Bu fani dünyanın geçici olduğunu anladı ve bayrağının daima olmadığını ve bu dünyanın mihnetlerde bir cehennem olduğunu görerek; Allah rızası için bu hanı yapıp vakfetti ve böylece daha dünyada iken ahiretini mamur eyledi. Allah bu emsalsiz hayrı kabul ede, doğrusu bu ki böyle hayrı herkese nasip etmez.”

titus-tuneli.jpg

HER YOLCULUK BİTİŞ DEĞİL BİR BAŞLANGIÇTIR

Ne kadar uzun olsa da ömür gibi yol da bitiyor. Hatay seyahatimiz de daha öncekiler gibi sona erdi ve şehrimize doğru yola koyulduk. Her seyahatte olduğu gibi Hatay’da da yeni yeni limanlara yelken açtık, yeni bilgiler öğrendik ve yeni dostluklar edindik. “Tebdili mekânda ferahlık vardır” sözünün gerçekten ferahlığa, gönül yenilenmesine vesile olduğunu birçok kez tecrübe ettik. Bu seyahatimizde de müthiş bir enerji, müthiş bir moralle şehrimize döndük. Kim bilir bundan sonraki rotamız neresi olur ama kesin olan bir şey var ki Allah sağlık verdiği sürece biz seyahat etmeye devam edeceğiz. Bu seyahate bizleri de davet ederek dostlarımızla birlikte üç güzel gün geçirmemize vesile olan başta Türkiye Yazarlar Birliği Konya Şubesi Başkanı Ahmet Köseoğlu olmak üzere derneğimizin yönetim kurulu üyelerine, AK Parti Konya milletvekilimiz Ahmet Sorgun’a, derneğimizin faaliyetlerine destek olan ve bizleri Hatay’da misafir eden belediyelerimize gönül dolusu teşekkürlerimi sunuyorum.

uzun-carsi-1.jpg

zeytin-agaci.jpg

zeytin-ve-zeytinyagi-muzesi.jpg

 

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum