'Filistin uluslararası hukukun tüm kriterlerini karşılıyor'
Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (ESAM) Konya Şubesi tarafından düzenlenen konferanslar serisi, önemli bir buluşmaya ev sahipliği yaptı. Bera Otel’de gerçekleştirilen programa Saadet Partisi Yüksek İstişare Kurulu üyesi Lütfi Yalman, Saadet Partisi Meram İlçe Başkanı Latif Işık, Din Görevlileri Birliği Derneği (DİNBİRDER) Konya Şube Başkanı Abidin Yalman, Şuurlu Öğretmenler Derneği (ÖĞDER) Konya Şube Başkanı Yavuz Aydın ve çok sayıda davetli katıldı. Yoğun bir katılımla izlenen programın açılış konuşmasını ESAM Konya Şube Başkanı Doç. Dr. Ahmet Tarık Türkmenoğlu yaptı.

Filistin davasının her zaman öncelikli gündemleri arasında yer aldığını ifade eden Ahmet Tarık Türkmenoğlu, katılımcılara ve konuşmacıya teşekkür etti. Açılış konuşmasının ardından Doç. Dr. Ali Kerem Kayhan, "Uluslararası hukuk açısından Filistin Devleti ve İsrail apartheid rejimi" başlıklı kapsamlı bir sunum gerçekleştirdi. Konuşmasına dinleyicileri selamlayarak başlayan Doç. Dr. Kayhan, Filistin meselesinin 2023 yılının Ekim ayından itibaren dünya gündemine yeniden yoğun bir şekilde girdiğini, ancak bu sorunun aslında hiç bitmeyen, alttan alta devam eden bir sömürü ve işgal düzeni olduğunu söyledi.

'BATI ŞERİA ÜZERİNDEN OKUMA YAPMALIYIZ'
Sunumunun çerçevesini Gazze ve Batı Şeria kıyaslamasıyla çizen Kayhan, medyada sürekli yıkılmış binalar ve trajik görselleriyle yer alan Gazze’den ziyade, bugünkü sunumunda özellikle Batı Şeria üzerindeki duruma odaklanacağını belirtti. Konuşmasını iki ana başlığa ayıran Kayhan, ilk olarak Filistin’in devlet olma meselesini, ikinci olarak da bu devletleşme sürecinin önündeki en büyük engel olan İsrail’in apartheid rejimini ele aldı. Ali Kerem Kayhan, "Tarihsel sürece değinmemiz gerekir. Bunun için de batı şeria'dan okuma yapmalıyız. Milletler Cemiyeti döneminde Filistin’in 'A tipi manda' yönetimi olarak sınıflandırıldığını hatırlatırlayalım. Aynı statüdeki Suriye, Irak ve Lübnan gibi ülkeler Birleşmiş Milletler kurulmadan bağımsızlıklarını kazandı, ancak Filistin’in İkinci Dünya Savaşı öncesindeki büyük Yahudi göçü ve Balfour Deklarasyonu gibi müdahaleler nedeniyle bu hakktan mahrum bırakıld. 1947 yılındaki BM Taksim Planı Filistinliler tarafından kabul edilmedi. Ve o tarihten bu yana topraklar sürekli daraltıldı. 1988 yılında Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) self-determinasyon (kendi kaderini tayin) hakkına dayanarak bağımsızlığını ilan etti" ifadelerini kullandı.

'FİLİSTİN ULUSLARARASI HUKUKUN TÜM KRİTERLERİNİ KARŞILIYOR'
Uluslararası hukukta devlet olma kriterlerine tek tek değinen Doç. Dr. Kayhan, "Binlerce yıldır bu topraklarda yaşayan bir halk ve milyonlarca mülteci varlığıyla insan topluluğu kriteri fazlasıyla karşılanmaktadır. Topraklar işgal altında olsa da Filistin’in belirli bir coğrafyası vardır. Nitekim uluslararası alanda Alaska veya Azerbaycan örneklerinde olduğu gibi ana karayla doğrudan bağlantısı olmayan ya da tam hakimiyet kurulamayan bölgeler devlet statüsüne engel değildir. Filistin, BM Genel Kurulu’nun kararlarıyla ve 140’ı aşan ülkenin desteğiyle gözlemci devlet statüsündedir. Ancak Güvenlik Konseyi’ndeki ABD vetoları nedeniyle tam üyelik engellenmektedir. Buna rağmen Filistin’in Roma Statüsü’nü imzalayarak Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne dahil olması, onun bir devlet olduğunun en somut kanıtıdır" şeklinde konuştu.

'GÜNEY AFRİKA'DAKİ REJİMİN MODERN KOPYASI İŞ BAŞINDA'
İsrail’in Filistin’de uyguladığı sistemin tarihteki Güney Afrika apartheid (ırkçı ayrımcılık) rejimiyle birebir örtüştüğüne dikkat çeken Doç. Dr. Ali Kerem Kayhan, iki yapı arasındaki çarpıcı benzerlikleri gözler önüne serdi. Kayhan, sözlerini şu cümlelerle sürdürdü: "Güney Afrika’da beyazların üstün ırk kabul edildiği hiyerarşik düzenin, bugün İsrail tarafından Filistin halkına karşı sistematik bir şekilde uygulandığını görüyoruz. Batı Şeria’daki tecrit duvarları, enklav adı verilen parçalanmış bölgeler, seyahat kısıtlamaları, kontrol noktaları ve günlük yaşamı kabusa çeviren uygulamaların apartheid rejiminin standart unsurlarıdır. Filistinlilerin tarım alanları, özellikle zeytinlikleri sistematik olarak yakılıyor ve yağmalanıyor. Aile birleşimleri engelleniyor, domates gibi ürünlerin satışına dahi akıl almaz bürokratik engeller getiriliyor. Toplu cezalandırmalar, askeri mahkemelerdeki haksız yargılamalar ve yasa dışı yerleşimcilerin korunması bu düzenin kurumsallaştığını gösteriyor. BM raportörlerinin 2007’den bu yana hazırladıkları raporlarda İsrail’in apartheid rejimine dikkat çekmişti. Bu sömürü düzeni bugünkü soykırıma giden süreci besledi."
'ADALET İÇİN TAZMİNAT ŞART'
Konferansın sonuç bölümünde Güney Afrika deneyiminden çıkarılacak derslere işaret eden Doç. Dr. Ali Kerem Kayhan, mücadelenin sadece "İsrail bir apartheid devletidir" tespitiyle sınırlı kalmaması gerektiğini belirtti. Kayhan, sözlerini şu ifadelerle noktaladı: "Güney Afrika’da rejim sona erdikten sonra kurulan Hakikat ve Uzlaşma Komisyonu ile mağdurlara tazminat ödendi. Bugün Uluslararası Adalet Divanı kararlarında da yer aldığı gibi, işgalin en kısa sürede sona erdirilmesi ve İsrail’in işgal nedeniyle oluşan zararı tazmin etmesi hayati önem taşımaktadır. Filistin’in su kaynakları, enerji hatları ve toprak üzerindeki hakları gasbedilmiştir. Olası bir barış ve çözüm sürecinde, geçmişte işlenen suçların ve sömürü düzeninin yarattığı maddi-manevi zararların tazmin edilmesi, adaletin tesisi için ilk ve vazgeçilmez şartlardan biri olmalıdır."
Kaynak:Hamide Yıldırım




Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.